02 Kasım 2020

Fransız malı değerler daha zararlı değil mi?

Türkiye’de yapılan uluslararası toplantıda bir Amerikalı akademisyen İbn-i Haldun ile Adam Smith’i karşılaştırdıktan sonra konuşmanın sonuna doğru bizimkilere şöyle bir cümle kuruyor; “dininizle iftihar edin”.

Ardından salonda büyük bir alkış kopuyor. Neredeyse herkes ayakta. Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay’a göre bu durum Amerikalının bize ait olan bir şeyi onaması ile oluşan bir iftihar duygusuydu. Nedendir bilinmez hep onanma ihtiyacı hissediyoruz.

Hatırlayınız, Yeni Zelanda Başbakanı Hanımefendiye yapılan övgüler neredeyse kurbanların yasının önüne geçmişti. Bu gayet insani tavrı elbette takdirle karşılıyoruz ancak sorun bu takdir duygusunun abartılmasındaydı.

Asıl sorun, Müslümanların bilhassa batıya karşı kabul görme ve onanma ihtiyaçlarının hiç bitmeyecekmiş gibi olmasıdır.

Oysa Charlie Hebdo dergisine yapılan terör saldırısından sonra eski başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Paris’te katıldığı mitinge hiçbir Fransız medyası “Müslüman bir başbakan terörü lanetlemek için bizi desteklemeye geldi” şeklinde tek bir haber bile girmedi.

Kimse Ahmet Davutoğlu’nun Paris’teki mitinge katılmasını konu eden bir değerlendirme yapmadı.  Biz ise Yeni Zelanda Başbakanını neredeyse geleceğin lideri ilan edip bakın nasıl da terörü lanetliyor diyerek haftalarca üzerinde konuştuk.

 Bunu eziklikle, geri kalmışlıkla ya da insani hassasiyetlerle izah edebilirsiniz meselenin o kısmıyla ilgilenmiyorum. Demek istediğim batının Müslümanlara karşı olan tavrında pek bir şey değişmediğidir.

Ve asıl meselenin medeniyet değerlerinin içselleştirilmesiyle alakalı olduğunu düşünüyorum. Batılı siyasetçiler, aydınlar kendi medeniyetlerinin ürettiği tüm değerleri içselleştirmişler ve bu konuda pek de onanmaya ihtiyaç duymuyorlar.

Ali Yaşar Sarıbay’ın dediği gibi; Bir medeniyetin bilinçli bir mensubu olmak kendi değerlerimizin başkaları tarafından onanmasına ihtiyaç duyurmamalıdır

Türkiyeli entelektüeller de şunu çok iyi bilmeliler; Batıya yaranma adına ne yaparlarsa yapsınlar bunun herhangi bir karşılığı olmayacaktır.

Batılı bir aydının ya da sıradan bir siyasetçinin Müslümanları değerli göstermesine pek de gerek duymadan fikri anlamda kendi ayaklarımızın üzerinde durmasını artık öğrenmeliyiz.

Fransa’da yükselen İslam karşıtlığını da tüm Batı toplumlarına mal edip fevri davranışlar sergilemenin de bir anlamı yoktur. Evet, o coğrafyada maziden kalma bir İslam karşıtlığı var.

Ne var ki Batı deyince toptancı bir bakış açısından da uzaklaşmalı ve orada da erdemli insanların yaşadıklarını göz ardı etmemeliyiz.

Şimdilerde moda, üslupsuz, vurdulu, kırdılı, gidiyor biliyorum. Lakin kendi medeniyetinin mensubu bir birey tam da şöyle bir zamanda olgun bir şahsiyet olarak belirmelidir.

Yani ne batıdan bir övgüye ihtiyacımız olmalı ne de batıyı topyekûn küfürler eşliğinde dövme gibi bir adabımız olmalı.

Bilirsiniz bizler CHP yüzünden Fransız değerleriyle kendilerini makbul vatandaş statüsüne sokan garip bir ülkeydik. İdari hukukumuzun bile hala Fransız malı olduğu söylenir.

Fransız mallarını boykot etmeden zihin dünyamızı şekillendiren yabancı değerleri gündemimize alsaydık belki bu konuda bir mesafe kat edebilirdik. Yani Fransız orijinli bir değeri içselleştirmek bir Fransız oto lastiğinden daha zararlıdır demeye getiriyorum.

Buna rağmen illa Fransız mallarını boykot edecekseniz edin. Bu ayrı bir mesele.

Macron gibi seviyesiz bir adama elbette karşılık verilmeli ve Müslümanlar peygamberlerine sahip çıkmalıdır.

Yalnız bunu yaparken kadim medeniyetin bilinçli bir mensubu olarak da artık yeni bir zihin dünyası inşa edilmelidir.

Ve elbette pozitivizmin tüm engellemelerine rağmen dünyayla barışık, toptancı bakış açısından sıyrılmış, oturaklı ve kendinden emin olgun şahsiyetler olarak artık yerimizi sağlamlaştırmalıyız.

 
ABONE OL
VF Kat2