Dolar (USD)
32.88
Euro (EUR)
35.14
Gram Altın
2498.98
BIST 100
10750.87
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE
Vakıf katılım web

09 Mart 2023

Hayat devam ediyor mu?

Bir şeyler oluyor, dünya dönüyor, birileri ölüyor, birileri doğuyor, birileri sofradan tok kalkıyor, birileri oturacak sofra bulamıyor, birileri sabah işine gidip akşam evine dönüyor, birilerinin ise artık sabah gidecek bir işi kalmıyor ve akşam gidecek evi de yok, birileri akşamın Z raporunu alırken, birileri akşamın gelmesini istemiyor, çünkü donuyor. Bir yerlerde toprak kaynıyor, deprem oluyor, üzerindekileri hallaç pamuğu gibi dağıtıyor, hayat durma noktasına geliyor, şehirler yerle yeksan olurken evler görücüye çıkıyor; öteki yerde bulut ağırlığını döküyor, yağmur olup gökyüzünden iniyor, sel olup toprağın bağrından kopup geliyor, şehri önüne katarak götürüyor, Dünyada bu trajediler ve dahası yaşanadururken, birileri ise duyarsızlığıyla kendi gündemiyle meşgul olmaya devam ediyor. Hayatta nice canlar yanarken, birileri ise dünya kendi etrafında dönüyor havasında yaşamaya devam ediyor. Velhasıl, birileri için hayat devam ederken, birileri için ise devam ediyor gibi görünse de etmiyor.

Son beş yazımızda “Asrın Felaketi” diye nitelendirilen Kahramanmaraş merkezli depremleri konu aldım. Depremi bizzat yaşayan biri olarak kalemim başka da bir şey yazmaya varmıyor. Oysa depremden önce kaleme aldığım bazı yazılar vardı, ancak onları yayınlatmak da içimden gelmiyor. Ne kadar durumu kabullenip yaşam devam ediyor demeye çalışsak da maalesef bu durumu kabullenmek kolay olmuyor.

Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman ve Malatya’yı yerle yeksan ederken, içinde yaşadığım şehir Adana’nın da olduğu yedi şehri sallayan depremin artçıları devam ediyor ve bu artçılarla beraber yüreğimizdeki artçıların da şiddeti artıyor.

“Acılar paylaşıldıkça azalır.” denir, ancak bazı acılar paylaşıldıkça ve hikâyeleri dinlendikçe daha da artıyor. Yaşanan acıyı tanıklarından dinleyince ve videolarını izleyince o gece ve ertesinde yaşananların büyüklüğünü fark ediyor insan ve yüreğindeki hüzün daha da büyüyor.

Depremi bizzat yaşamayıp ekran başından izleyen dostlarımız bizi arayıp da izledikleri görüntülerle ilgili durum değerlendirmesi yaparken, bize ne yaşadığımızı sorduklarında, onlara yaşadıklarımızı anlatacak kelime bulmakta zorlanıyoruz. Daha önce de belirttiğim gibi; bu acı ne anlatılabilecek ne de anlatılmaya çalışıldığında anlaşılabilecek bir acıydı. Tek cümle ile anlatmaya çalışacak olursak, bugüne kadar yaşamış olduğumuz bütün depremleri unutturacak bir felaketti. Adına deprem desek de o gece bir depremden çok daha fazlasıydı.

Yerin sakinleşmesini ya da içinde bulunduğumuz evlerin başımıza yıkılmasını beklemekten başka yapabilecek bir şeyimiz kalmamıştı. 04.17 itibariyle mütemadiyen yirmi dakika boyunca sallanmak ve üzerinden bir ay geçmiş olmasına rağmen hala sallanıyor olduğunu hissetmek normal hayata dönmeyi zorlaştıran bir durum. O yüzden birileri bize ‘artık normal hayata dönün, hayat devam ediyor!’ dese de bunu yapmak için daha çok zamana ihtiyaç var sanırım.

Biz de bir an evvel eski ve normal hayatımıza dönmek istiyoruz. Lakin bunu yüreğimize anlatmamız mümkün olmuyor. Yaşanan acı normal olmadığı için bunu kabullenmek de kolay olmuyor. Depremde binalar sallandı, ancak yüreğimizde bir şeyler yıkıldı.

Bundan üç yıl öncesine kadar pandemi sürecini yaşadığımız dönemlerde televizyonlardan eski filmleri izlediğimiz zaman insanların tokalaştığı sahneleri gördüğümüzde garipsediğimiz gibi şimdilerde de diğer şehirlerdeki arkadaşlarımızla konuştuğumuzda evlerinde oturup yemek yediklerini, sohbet ettiklerini söylediklerinde depremden etkilenen şehirlerde yaşayan bizler, bu durumu garipsiyoruz. Orada hayat devam ediyordu, ancak buralarda maalesef hayat tam anlamıyla devam etmiyor. Her artçıda yüreğimiz hop ediyor ve tedbirler bulmanın yollarını arıyoruz. Belki de hayatımıza ilk defa arsa, tarla, prefabrik, koyteyner, karavan gibi kelimeleri dâhil etmiş ve sahibi olduğumuzu düşündüğümüz evlerimize girmemek için çareler peşinde koşuyoruz. Bir çoğumuz hala kaplumbağa misali arabalarımızda yaşıyoruz.

Depremden etkilenen yedi şehrimiz hariç diğer şehirlerde eğitim öğretime devam ediyor olması da garipsediğimiz bir diğer durum. Adana, Osmaniye ve Gaziantep’te 13 Mart’ta, Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman ve Malatya’da ise 27 Mart’ta eğitim öğretime başlanması planlanmaktadır. Peki, okulların açılmasıyla hayat normalleşecek mi? Orası da ayrı bir muamma!

Adana özelinden meseleye bakacak olursak, okulların bazıları ağır, bazıları orta, bazıları da hafif hasar aldı. Birçok okulumuzda ise hiç hasar olmaması yaralarımızı teselli edecek olsa da, hala şehrin birçok yerinde insanlar çadırda, arabalarında, koyteynerlerde kalırken, dahası birçok vatandaşımız da şehri terk etmişken okulların açılması ile hayat normale dönecek mi, yaşayarak göreceğiz.

Okulların açılmamasını savunmuyorum. Ancak dersi biten bir öğrenci, okuldan çıktıktan sonra çalışan ebeveynini arayıp nereye gitmesi gerektiğini sorduğunda hangi anne baba; “Yavrum, eve git, beni bekle!” diyebilecek? Bunun benzeri durumlar hâlihazırda yaşanmaya devam ederken çözümü yaşayarak göreceğiz.

Bu durumdan daha da acısı ise haber kanallarında dahi depremin unutulmaya ve unutturulmaya çalıştırılmasıdır. Bu durum içimizi sızlatıyor. Birilerinin, bir gün çıkıp ‘Küstüm, oynamıyorum!’, ertesi gün ise ‘Topun sahibi benim, forvet oynamama izin verirseniz sizi de oynatırım!’ demesi haber kanallarında yaşadığımız acıdan daha fazla yer kaplıyorsa, yaşadığımız acıya da “Asrın Felaketi!” demeleri bir kandırmacadan öte bir şey olmuyor.

Bu acının unutulmasına, unutturulmaya çalışılmasına içim el vermiyor. Dünyayı tiyatro sahnesine çevirdiler, bize de alkışlayın diyorlar. Ancak biz ölüyoruz ve bu durum umurlarında değil. Rabbim sonumuzu hayreylesin.

Ya Rab! Çıkış kapımızı kaybettik. Bize bir çıkış kapısı göster. O çıkış kapısı doğru ve hayırlı kapı olsun ve o kapıyı doğru anahtarla açmayı bizlere nasip et. Ki Sen’den başka sığınacak kimsemiz yok Ya Rab!

 
VF kat sağ