Dolar (USD)
33.03
Euro (EUR)
35.81
Gram Altın
2503.10
BIST 100
10871.48
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

29 Mart 2022

Hayat müşterek midir?

Bir evi yuva yapan ailedir. Ailenin yapı taşları ise bireylerdir. Bireyleri bir arada tutan temel unsur da sevgi ve saygıdır. Sevgi ve saygının hâkim olduğu haneler huzur kokar, güzellik kuşatır evin dört bir yanını. Somurtuş, asabiyet ve dahi vurdumduymazlık hem kalbi hem de evin duvarlarının boyasını karartır. Bir haneyi ayakta tutan duvarlar kararmışsa duvarlar insanın üstüne üstüne gelmeye başlar. Her kötülük bumerang gibi nihayetinde sahibini bulur. İyilik, güzellik, sevgi ve saygı temeli üzerine inşa edelim evlerimizi.

Evi ev yapan bir diğer temel unsur da çocuktur. Bir kuşun ötüşündeki incelik insanın ruhunu kuşatıp güzelleştirdiği gibi bir evdeki çocuk sesi de aynı tonda latif gelir ebeveynlere. Irmakların sel olup doğanın bağrından süzülüp oradan oraya koştururken çıkardığı sesin insana verdiği huzur gibidir evde coşkuyla koşup oynayan çocukların sesi. Doğa o selin önünde durmak yerine o ahenge nasıl ayak uyduruyorsa çocuklarımıza da ‘dur, yapma, etme!’ demek yerine yeri geldiği zaman onlarla çocuk olup o sele kapılmak gerekir. Çocukların neşe seline ne kadar bent kurmaya kalkarsanız kalkın onun önünde duramazsınız. Ancak ırmak doruklardan düzlüğe gelince kendi kendine nasıl sakinleşirse çocuklarımız da çocukluktan gençliğe geçince yavaş yavaş durulmaya başlarlar. O vakte kadar da o sele eşlik etmek bize de neşe katar.

Aile içinde sevgi ve saygının hüküm sürdüğü zamanlar aile içi iletişim de güçlü olur. Kendini ifade edebilen bireyler toplum nezdinde de kabul noktasında bir adım öne çıkar. Toplumsal kabulün yolu bu anlamda aileden geçer. Ebeveyn ve çocuk ilişkilerinde saygı ve sevgi çerçevesinde birbirini ifade edip derdini usulünce dile getirebilen bireyler hem anlaşılma hem de çözüm noktasında bir adım önde durur. Burada aslolan hata yapmak değil; yapılan davranışın hata olduğunun anlaşıldığından sonra onun çözümü için bir şeyler yapmaktır. Geçmişin hatalarından ders çıkarabilmek ve aynı hatalara tekrar düşmemek erdemdir. İletişim kanalları açık ve güçlü olan ailelerde temel alınan nokta dayatmadan ziyade anlamaya dönüklük olduğu için hata oranı sıfıra yakındır.

Konu dayatmaya gelince evlerin akşam halinin en kaçınılmaz yanı çocukların ödevleridir. Her evde haftanın en az bir akşamı ödev konusu temel bir mesele olarak masaya yatırılır. Burada ödevi zorunluluk olarak görmek yerine sorumluluk olarak kabul etmek gerekir. Çocuklarımıza da bu sorumluluğu aşılayabilirsek hayatın her alanında görev bilincinde hareket ederler. Aksi takdirde dayatma ve cebir yoluyla yaptırılmaya çalışılan islerin dönütleri maalesef pek de olumlu olmamakla birlikte telafisi güç sonuçlar doğuruyor. O günün ödevini yapan çocuklarımız konuyu anlamak sadece günü kurtarmış oluyorlar.

Aile fertleri birbirlerini olduğu gibi kabul edip farklılıklarından yola çıkarak ilişkilerde ortak noktayı bulabildikleri müddetçe mutluluğa yakın bir hayat yaşamış olurlar. Aksi durumda eşler birbirlerinin farklılıklarını törpülemeye çalışıp karşısındakini kendine benzetmeye çalışmaya başladığı andan itibaren karşısındakinin değişmeye başlamasıyla kendisi de kaybetmeye mahkûm hale gelir. Farklılıklar hayatın cilveleri ve güzellikleridir.

Aile içi görev paylaşımında fedakârlık her zaman kişinin hanesine artı puan olarak yazılır. Herkes üzerine düşen sorumluluğu gücü nispetinde yerine getirmeye çalışırsa ortada bir iş de kalmaz. Klasik olarak söylenegelen “Herkes kendi kapısının önünü süpürürse bütün şehir temiz olur.” sözü hayattaki tüm ilişkiler için geçerlidir.

Aile içi ilişkilerde bilhassa kadın-erkek yani eşler arası dengede eşitlikten ziyade adalet olgusu ön planda olmalıdır. Sosyolojik bir deyim olarak kullanılan kadın-erkek eşittir söyleminin yerine kadın erkek ilişkilerinde adaletli olunmalıdır söylemini ve devamında adalet eylemi diri tutmalıyız. Adaletin olduğu ailelerde ve dolayısıyla toplumlarda huzur da peşi sıra gelir.

Derdimiz huzuru yakalamak ve yaşamak ise müşterek olarak çıktığımız evlilik ve aile olma yolunda birbirimizin noksanlarını yüzüne vurmak yerine eksiklerimizi kapatmaya çalışmalıyız. Her insan biraz noksandır, bir elmanın yarısı gibidir. Diğer yarısını bulunca tamam olur. Hayatın müşterek oluşuna bu açıdan baktığımız zaman birbirimizi tamamlamak adına hayatımızı müşterek kılmalıyız. Aksi takdirde evliliği bir iş olarak görüp müşterekliği eşlerin ilişkilerinde ortaklık akdi görmeye başlarsak bir zaman sonra o ortaklık bozulur ve ortada evlilikten eser kalmaz.

Bir evi yuva, bireyleri aile yapan temel unsur sevgi, saygı ve sorumluktur. Bunu kavradığımız zaman yarım olduğumuz bu hayatta diğer yarımızı bulunca hayat müşterek olur.

 
VF kat sağ