Dolar (USD)
32.96
Euro (EUR)
35.31
Gram Altın
2468.43
BIST 100
10683.64
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

12 Ağustos 2023

HİROŞİMA SENDROMU

6 Ağustos 1945’te Amerika Birleşik Devletleri (ABD), savaş halinde olduğu Japonya’nın Hiroşima kentine atom bombası attı. Bomba, daha ilk anda 1,5 kilometre çapındaki her yeri yok etti. Böylesine korkunç bir saldırıya rağmen Japon İmparatorluğu teslim olmayı reddetti. Yaptığı saldırının boyutunun farkında olan ABD yönetimi en ufak pişmanlık sergilemek şöyle dursun bu sefer Nagazaki şehrine atom bombası attı. İki şehirle birlikte bir ülkenin geleceği yok edildi. Ayrım yapılmaksızın yüz binlerce sivil can verdi. Yaşanan korkunç bir vahşetti. Atom bombası sonrası insanların ve nesnelerin gölgelerinin bulundukları yere kalıcı iz bıraktığı söylenir. İnsanın yok olup gölgesinin kaldığı, nesilden nesile yalnızca ölümcül miras bırakıldığı bu cürüm sonrası Japonya teslim oldu.

Hiroşima ve Nagazaki’deki radyoaktivite oranları, bombaların gücü ve düştüğü yerde oluşturduğu sıcaklık dahil pek çok şey kitaplardan, bilgi platformlarından edinilebilir. Bu verilen tamamı ruhsuz cümlelerden ibarettir. ABD, Japonya’nın düzenlediği ve 2 bin civarında askerinin hayatına mal olan ve küresel karizmasına sert bir çizik atılmasına neden olan PearlHarbor saldırısına misilleme olarak atom bombalarını kullandı. Askerin askere yaptığı saldırıya verilecek denk cevap vermek yerine sivilleri hedef alan ABD, savaş hukukunu da tanımadığını, karizmasına kurtarma adına her şeye tenezzül edebileceğini gösterdi.

Japon İmparatorluğu, 15 Ağustos 1945’te ilan edilen ve 2 Eylül’de imzalanan antlaşmayla teslim oldu. Amerikalı General Douglas MacArthur önderliğinde İngiliz Milletler Topluluğu’nun da verdiği destekle müttefikler, Japonya’yı işgal etti. Topraklarında ABD üsleri kurulan Japonya için işgalciler yeni bir anayasa hazırladı. İmparatorluk ordusu lağv edildi. Silahlı unsurlar sınırlandırıldı. Askeri olarak ülkenin iliklerine işleyen ABD, kültürel olarak da derinliğine bir işgal sürecine girdi. Japonlar çok çalışıp çok ürettiler ama dünyadan kopuk bir algı aleminde varlıklarını sürdürdüler. Japonya bu süreçte “uzak doğu”lu ülke tamlamasından “yakın batı”lılığa terfi ettirildi. Kendisini koruyacak ordusu olmayan Japonya, Kore ve Çin tehdidine karşılık ABD’ye yakınlaştıkça yakınlaştı, verdikleri tavizlerin arkası kesilmedi. Tüm ilişkiler ABD’nin yararına olacak şekilde plandı ve öyle de ilerledi/ilerliyor. Mesela, Japonya’nın en büyük ihracat kalemleri Amerika’ya yapılıyor. Bu ticaret karşılığında dolar alması gereken Japonya, Amerikan tahvili almak zorunda bırakılıyor. Üstelik bu tahviller de Amerikan Merkez Bankası’nda duruyor. 2,5 Trilyon dolarlık alacağı ABD’de adeta rehin tutulan Japonya, atom bombalarından beri yakasını bir türlü işgalcilerden kurtaramamışa benziyor.

Böylesine canice bir saldırıya uğrayan Japon halkının ABD’ye karşı tutumu nedir? Japonya Kabine Ofisi, Japon halkının ABD’ye ve diğer komşu ülkelere bakışını ölçmek için 3 bin kişinin katıldığı bir anket düzenledi. Bu çalışmaya göre ABD’yi dost görenlerin sayısı 2021’de %84 iken bu oran 2022 yılında %88,5’a yükselmiş durumda. Aynı ankette Çin ile ilişkiler, 2021 yılında %81,8 ile “iyi değil” denirken bu oran 2022’de %85,2’ye ulaşmış. Benzer soru Güney Kore için de sorulmuş. Halkın %62,4’ü, Güney Kore’yi “dost” olarak görmediklerini belirtmiş. Asya ülkelerine düşman kesilip, ABD’ye meftun olan bir Japon halkı var karşımızda.

ABD’nin atom bombası saldırısına uğrayan Japonya, tarihçiler, siyasetçiler ve sinemacılar tarafından yaşanan felaketin sorumlusu olarak gösterildi. Nükleer silah edinmeye çalışan ülkelere yaptırımlar uygulayan, savaş tehdidi savuran ülkeler bu korkunç silahı kullanan tek ülke olan ABD’ye seslerini çıkarmadılar/çıkaramadılar. Çin ve Güney Kore gibi ülkeler de Japonya’nın 2. Dünya Savaşı öncesi izlediği istila politikalarından dolayı başına gelenleri hakettiği şeklinde kabaca bir yaklaşım sergiliyorlar. Tüm bunlarla birlikte gerek Batı’da gerekse de Japonya içinde kimi çevreler ABD’nin atom bombası atarak savaşı hızlandırıp sivil kaybı azalttığını ve bu nedenle bu saldırıda abartılacak bir yön olmadığını bile söyleyebiliyorlar. Daha ileri giden kimi yorumcular atom bombası sayesinde Japonya’nın Sovyet işgalinden kurtulduğunu bile iddia ediyorlar. Bu tip çevreler neredeyse Japonya’nın ABD’ye, atom bombası için teşekkür etmesi gerektiğini bile önerecek durumdalar. Hiroşima saldırısı sonrası Japon halkının genelinde katilleri ABD’ye karşı oluşan sevgiye, muhabbete “Hiroşima Sendromu” diyebiliriz. Ülkenin %88,5’u katiline hayran. Dersim Katliamı benzeri katiline hayran olma hastalığı yalnızca ülkemizde nükseden bir hastalık değil Japonya’da da fazlasıyla bulunan bir rahatsızlık. Sonraki yıllara milyonlarca vatandaşını savaşta kaybeden Vietnamlılar da tutuldu ne yazık ki.

Tarihçisinin, siyasetçisinin, sinemacısının hatta kimi Japon’un desteklediği ABD, faili olduğu bu korkunç saldırı için “özür” dilemek bir yana her yıl anmalara pişkince katılmaya ve ülkeyi ekonomik ve kültürel olarak sömürmeye aralıksız devam ediyorlar. Japon devlet adamları ise savaş sonrası Anayasaya eklenen savaşı reddeden ve pasif ülke rolü verilen 9. Maddeden uzaklaşmayı gündemine alan, savunma politikalarını değiştirip askeri harcamalarını artıran kararlar alabiliyorlar. Japon hükümeti, devlet adamları “Hiroşima Sendromu”nun ne kadar içerisinde oldukları, kapanmış acı dolu defterleri açıp yarım kalan hesapları kapatıp kapatmayacakları tam bir muamma.

 
VF kat sağ