TDV Kurban

10 May 2021

​İnciden oyulmuş Cennet köşkünün Sahibesi, 'Annelerin Sultanı'

Bir günün sabahında amca Ebu talip ile yeğen Muhammet Bin Abdullah arasında bir konuşma başlamıştı. 

Yeğenini karşısına aldı ve başladı konuşmaya; ‘Kıtlık ve kuraklık, bizde ne sermaye bıraktı ne de ticaret! Fakir bir adam oldum. Şam’a gitmeye hazırlanan bir ticaret kervanı var. Huveyled’in kızı Hatice de bu kervanla mallarını götürecek birini arıyormuş. Onun, Sen’in gibi emin, temiz ve vefakâr bir insana çok ihtiyacı var’, dedi. 

Hatice, Mekkeli; Kureyş’in bir kolu olan Benî Esed kabilesinin Reisi Huveylid Bin Esed’in kızıydı. Babası Huveyled ölünce yerine amcası ‘Amr b. Esed geçmişti.  

Huveylet’ın kızı Hatice kırk yaşında ve iki evlilik geçirmişti.  Hz. Hatice’nin Ebû Hâle ile olan ilk evliliğinden, İslam tarihçisi İbn İshâk’a göre biri erkek diğeri kız iki çocuğu, İslam tarihçisi İbn Sa‘d’a göre ise Hind ve Hâle adında ikisi de erkek çocuğu vardı.  Atîk Bin. Âiz ile olan ikinci evliliğinden ise Hind isimli bir kız çocuğu olmuştu.

Ölen iki eşi de Mekke’nin ileri gelen ailelerinden ticaretle uğraşan zengin kişilerdi. İkisiyle de kısa süreli evliliği oldu ve onlardan yüklü miktarlarda miras kaldı. 

Hatice, soylu ve zengin olması yanında beyaz tenli, siyah parlak saçlı, siyah ve kaliteli kıyafetler giyen en iyi sanatkârların yaptığı gümüş ve firuze taşlı yüzükler, küpeler, bilezikler ve gerdanlıklar takan güzel ve dinç kırk yaşlarında bir kadındı.  

Kureyş’in ileri gelenlerinden çok isteyenlere rağmen Hatice evliliklerden uzakta; güvenli bulduğu kimselerle ortaklaşa ticaret yaparak hayatını devam ettirmeyi tercih ediyordu.

O, zengin olduğu kadar da cömert ve çok zarif bir işverendi. 

Hz Muhammet de, gençliğinde Faziletliler Birliği ‘Hilfu’l-Fudul Cemiyeti gibi sosyal yardımlaşma işleriyle meşguliyetle tanınmış; dürüstlüğü, sevecenliği, dillere destandı. Mekke’nin en azılıları bile onun her dediğine gözü bağlı inanır en değerli şeylerini ona asla tereddütsüz emanet ederlerdi. On küsur yaşlarında iken, amcası Zübeyr Bin Abdulmuttalib’le birlikte, Kureyşlilerin ticaret kervanına katılarak Yemen’e gitmişti; daha sonrasında da ticaretle uğramışlığı, kervanlara katılmışlığı da olmuştu.  

Henüz yirmi beş yaşındaydı; eşsiz ahlaki üstünlükleri yanında gözleri kamaştıran fiziki yapısıyla da Mekke’nin bütün dikkatleri onun üzerindeydi.   

Hz. Peygamber ile amcasının arasında geçen konuşma Hazret-i Hatice’ye ulaşınca: ‘Ben Muhammed’in bunu isteyeceğini bilmiyordum!’ dedi. Hemen haber gönderdi ve başkalarına verdiğinden daha fazla ücret mukabilinde ticaret malını Şam’a götürmesini teklif etti.

Hz. Hatîce, Hz. Muhammet’in yanına yardımcısı Meysere’yi verdi ve yolculuk başladı.  

Hz. Muhammet bu yolculukta her zamankinin iki katı kâr elde etti. Hz. Hatice de, ona söz verdiği ücretin iki katını ödedi. 

Meysere yolculukta olup bitenleri; Hz Muhammet’in yolda kalan develerin ayaklarının elleriyle ovalayınca nasıl koşarak kâfilenin önüne geçtiklerini, benzer birçok ilginç durumu dönüşte Hatice’ye anlatınca Hatice’nin kafasında şimşekler çakmıştı. 

İçinden geçirdiği niyetini Hz. Muhammet’e ulaştırma işini yakın arkadaşı Münye kızı Nefise’ye verdi.

Nefise, Hz Muhammet’e geldi doğrudan lafa girdi ve neden evlenmezsin diye sordu.

Hz. Muhammet evlenecek kadar imkânın yoktur diye yanıtlayınca; eğer, malın, güzelliğin, şerefin, denkliğin olduğu bir yere çağrılsan gelmek ister misin? Diye sordu.

Kimdir bu diyen Hz. Muhammet’e; Huveyled’in kızı Hatice, dedi.

Ama bu nasıl olabilir? Deyince de orasını bana bırak dedi, koşarak konuşmaları Hz. Hatice’ye bildirdi. 

İstemeye amca Ebu Talip gitti.  Hz. Hatice’nin amcası Amr Bin Eset’te kabul etti ve nikâh kıyıldı.  

Ebû Tâlib’in evinde birkaç gün kaldıktan sonra Hz. Hatice’nin evi¬ne döndüler. Ve hayatlarına burada devam ettiler.

Çocukluğunu Mekke’ye yakın bedevi köylerinde Mekke’nin kalabalığından ve putperestliğin kirlettiği manevi havasından uzakta Arap dilinin derinliğini edebiyatçıları bile şaşırtacak düzeyde kavramış; dağların, ovaların sükûnet ve berraklığında yoğrulmuş Mekkelilerin göz bebeği genç Muhammet için yeni bir süreç başlamıştı. 

Hz. Hatice, Hz. Peygamber’in (s) ağır emaneti alacağı ortamı hazırlamak için memurdu sanki.  Hz. Peygamber’in (s) sevdiği uzlet hayatına çekilmesine imkân hazırlar ona destek olurdu.  Hz. Peygamber’den (s) asla bir şey talep etmez, onun için varını yoğunu seferber ederdi. Hz. Muhammed’in (s) şehirden uzakta, Hira’da tefekküre girdiği günlerde ona gider, yiyecek götürürdü. 

Miladi 610 yılının Ramazan ayında vadedişmiş gün gelip çattığında Hz. Muhammet (s) 40 yaşındaydı. Yine Hira’da ve tefekkürde olduğu bir Pazartesi gecesi bir anda Cebrail karşında belirdi ve 

Oku dedi. 

Hz. Muhammet(s); ‘ben okuma bilmem’ dedi.

Cebrail ikinci defa ‘Oku’ deyince, Hz. Muhammet(s): ‘Ne okuyayım’ diye sordu.

O zaman Cebrail Kur’an-ı Kerimde Alak suresinin başında yer alan şu anlamdaki ayetleri vahyetti. ‘Yaratan rabbin adıyla oku. O, insanı kan pıhtısından yarattı. Oku, Rabbin sonsuz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten O’dur. İnsana bilmediğini o öğretti’. 

Cebrail, Allah’ın emrini tebliğ edip ayrıldıktan sonra Hz. Peygamber’in (s) vücudundan ter boşalıyordu. Hemen evine döndü. 

“Bana neler oluyor, Hatice?” diyerek kendi kendinden korktuğunu söylediğinde Hz. Hatice ona ‘Sen bu ümmetin Peygamberi olacaksın’ dedi, onu sakinleştirdi ve ona ilk inananlardan oldu. 

İlk oğlu kasım doğduktan iki yıl sonra vefat etmişti. Kızlarından Zeynep Ebul As Bin Al Rabi ile iki yıldır evliydi ve mutlu bir evliliği vardı. 

Diğer iki kızı Rukeyye, amcası Ebu Leheb’in oğullarından Utbe ile kısa bir süre önce, Ümmü Gülsüm ise diğer oğlu Uteybe ile daha yeni nikâhlanmıştı.

Amcası Ebu Talip’in yükünü hafifletmek için oğullarından Aliyi beş yaşından beri himayesine almıştı ve vahiy geldiğinde Ali dokuz yaşına henüz ayak basmıştı.

Hz. Hatice’nin ilk kocalarından olan çocukları, Hz. Hatice’nin hediyesi ve Peygamberin azat edip evlatlık aldığı Zeyd Bin Harise dâhil tüm ev ahalisi İslam’a ilk girenlerden oldular.  

Hz. Peygambere (s) yıllarca dur durak bilmeden yürüteceği düşmanlıklarının ilk örneği olarak amcası Ebu Leheb; Rukeyye ve Ümmü Gülsüm’ü Hz. Peygamber’i (s) küçük düşürmek amacıyla boşatıp baba evine gönderdi. 

Vahiy geldikten sonra da Abdullah ve Fatıma dünyaya geldi. İlk oğlu kasım gibi Abdullah da doğumundan bir süre sonra vefat eti. 

Müslümanların sayısı arttıkça Mekkeliler de zulüm ve işkence çeşitlerine yenilerini eklediler.  

Vahyin yedinci yılında Hz. Muhammet’in (s) amcası Hz. Hamza ve Mekke’nin önde gelenlerinden Hz. Ömer’in Müslümanların safına geçmesi Kreyşlileri alarma geçirdi. 

Ve Kreyşliler toplanarak  Hz. Peygambere (s) sahip çıkan ailesi ile bütün ilişkileri durdurma, alış veriş etmeme, yiyecek içecek temin kaynaklarını kesme, kız alıp vermeme kararı aldılar. 

Ebu Talip, Hz. Muhammed’in (s)  yanında yer alanları, kendi mahallesinde toplayarak, koruma altına aldı. 

Üç yıl süren bu tecrit sürecinde Mekke’de karaborsa piyasası oluşmuştu. 

Ambargo bölgesine yiyecek, içecek ulaştırma imkânı vardı ama tabi ki sadece el altından ve üç beş kat fazla fiyatlarla.

Üç yıl süren bu ambargo süresince bütün ihtiyaçları Hz Hatice, gizlice karaborsadan ve kendi öz malından karşıladı. 

Ve üçüncü yılın sonunda evinde satmadık sadece bir hasırı kalakalmıştı. 

Hz. Hatice ve Ebû Talip’in ambargodan kısa süre sonra ve kısa aralıklarla art arda vefat etmeleri Hz. Peygamber’i (s) çok üzdü.  Hz. Peygamber (s): “Şu ümmet üzerinde şu günlerde toplanan iki musibetten hangisine en çok yanacağımı bilemiyorum” der ve çok üzülürdü. 

İslam’a değen ilk el bir kadın eli Hz. Hatice’nin eliydi. 

Hz. Muhammet (s) her fırsatta Hz. Hatice’den bahseder ‘ Bana kimse inanmadığı sırada o bana inandı; beni yalanladıkları sırada o, beni tasdik etti; kimse bana bir şey vermediği sırada o, İslam’ı malıyla destekledi’ derdi 

Hz. Hatice’ye Müslümanlardan öte Allah’ın takdirini de şu şekilde ifade etmişti: 

‘Cebrail bana gelerek ‘Hatice’ye hem Allah Teâlâ’nın hem de kendisinin selâmını söylememi istedi ve ona içinde hiçbir gürültünün, çalışıp yorulmanın olmadığı oyulmuş inciden yapılma bir köşkün verileceğini müjdelememi bildirdi’ demişti.

Kadının İslam’daki yerini bilmeden yorumlayanların İslam’ın nasıl doğduğundan haberleri olmadığı açıktır. 

Dinlerin sonuncusu İslam’ın doğuşunda temel rol oynamış kadınlardan biri ve en önemlisi olan Hz. Hatice’nin anılması belki de kutlanan kadılar günün amaçlarına uygun bir davranış olmamayabilir.  

Ama onu hatırlamak ve hatırlatmak da; kadın hakları diye çokça boş boğazlıkların yapıldığı bu günlerde her Müslümanın üzerine düşen vaz geçilmez bir görev olsa gerek.

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement