Dolar (USD)
32.59
Euro (EUR)
34.80
Gram Altın
2497.96
BIST 100
9446.19
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

16 Eylül 2021

'İşittik ve itaat ettik'

Uhud Savaşı esnasında Allah'ın rızasını kazanmak için Hz. Muhammed Mustafa (a.s.)'ın emrine ittiba ederek teslimiyetin zirvesine çıkan sahabilerden bir tanesi olan Hz. Hanzala'dan, “Gasilü’l melaike: Meleklerin yıkamış olduğu sahabi”den bahsetmek istiyorum.

Efendimiz (a.s.), sahabesi ile istişare ettikten sonra; Bedrin acısıyla iyice hırçınlaşmış olarak Medine'deki bir avuç Müslümanı ortadan kaldırma niyeti ve kararlılığıyla üzerlerine gelen Mekke müşriklerini Uhud Dağı’nın eteklerinde karşılamaya karar vermişlerdi.

Uhud Dağı Medine-i Münevvere’nin merkezine, Mescid-i Nebi’nin ve Efendimiz (a.s.)’ın hücre-i saadetlerinin bulunmuş olduğu yere yaklaşık 7 kilometrelik mesafedeydi. Oraya sahabilerin bir kısmı eşleri ile beraber çıkmış; eşleri arkada geri hizmet yapıyorlar; yemek işlerine bakıyorlar belki yaralılarla meşgul oluyorlar, bir nevi levazım hizmeti, sıhhiye hizmeti yürütüyorlardı. Düşmanın gelmesini bekliyorlar… Medine'nin birazcık dışındalardı. Hanzala yeni evlendiği eşiyle beraber Medine'yi savunmak için, İslam'ı, Kur'an'ı, Hz. Muhammed Mustafa (a.s.)’ı savunmak için çıkan genç sahabilerden bir tanesiydi.

Uhud Savaşı, başlangıçta galibiyetle başlamışken sonra sahabe-i kiramdan bir kısmının Efendimiz (a.s.)’ın vermiş olduğu emri unutup da bulundukları yeri terk etmeleri dolayısıyla mağlubiyete dönüşen bir savaştır. Efendimiz (a.s.), elli kadar okçuyu Ayneyn geçidine yerleştirmiş; “Arkamızdan gelip de bizi sarmaya çalışan olursa dikkat edin! Buradan kimsenin geçmesine fırsat vermeyin, müsaade etmeyin!” diye sıkı sıkı tembihlemiş, hatta “Cesetlerimizi akbabaların parçaladığını bile görseniz, sakın buradan ayrılmayın!” şeklinde çok ciddi uyarılar yapmıştı.

Başlarında Hz. Abdullah b. Cübeyr vardı. Savaş düzenine geçilmiş; İslam ordusunun sırtı Uhud Dağı'na doğru, Mekke'den gelen müşrikler karşılarındaki hurmalıkların içine doğru konuşlanmışlardı. Savaş başladı. O dönemde, şimdiki gibi bir düğmeye basıp da suçlu-suçsuz, masum, temiz, yaşlı-genç, kadın-erkek hatta yatağında yatan çocukların bile habersizce hunharca katledildikleri bir savaş ortamı yoktu. Savaşın bile bir saygınlığı, bir ölçüsü, bir adabı, ahlakı vardı. Onların hiç bir tanesinden bugün söz etmek mümkün değil.

Bombalar yağıyor şehirlerin üzerine… Masum-suçlu, çoluk-çocuk demeden insanlar ölüveriyorlar. Biz o insanların cesetlerini sahillerden topluyoruz. Bombalardan kaçan insanların bir ümitle 5 kişilik bir sandala 15 kişi binerek boğulup da sahile vuran cesetlerini topluyoruz maalesef…

Allah'ın (c.c.) rahmetiyle, mağfiretiyle, merhametiyle İslam ümmetine muamele etmesini niyaz ediyoruz…

Uhud Savaşı başladı. Bedir'deki korkuyla da savaş başlar başlamaz müşrikler dağılıp geriye dönerek kaçmaya başladılar. Müminler, kaçan müşriklerin arkasından takip ediyordu. Müşriklerin kaçtığını, müminlerin onları kovaladığını gören Ayneyn geçidindeki okçular; “Biz de gidelim. Biz de zafer sevincine ortak olalım. Biz de gidelim ki müşriklerin bırakmış oldukları ganimetlerden pay alalım” niyetiyle bulundukları yerden ayrılmaya başladılar. Komutanları onlara “Gitmeyin!” diyordu. “Hz. Peygamber (a.s.) buradan ayrılmamayı emretmişti bize. Sakın yerinizi terk etmeyin! Gitmeyin!” diye ısrarcı oldu, yalvar yakar oldu ama 8 kadar sahabi hariç diğerleri komutanlarının sözünü dinlemediler. Efendimiz (a.s.)'ın asla ayrılmayın diye tembih ettiği mevzilerini ganimet toplamak üzere terk ettiler, bulundukları yerden ayrıldılar. Zafer paylaşmak üzere meydana doğru müşriklerin arkasından koşmaya başladılar.

Halid b. Velid o zaman henüz Müslüman olmamış büyük bir asker, komutandı. Ayneyn tepesindeki okçuların, bulunduğu yeri terk ettiğini görünce o tarafa yöneldi. Kalan birkaç kişi şehit olduktan sonra müşrikleri takip eden müminleri arkadan kuşattı. Müminlerin arkadan kuşatıldığını gören ve kaçmakta olan müşrikler de geriye döndüler. İki ateş arasında kalan Müslümanlar çok sayıda şehit verdi. O şehitlerden bir tanesi de Efendimiz (a.s.)’ın en zor zamanlarında sahip çıkan amcası aynı zamanda sütkardeşi Hz. Hamza (r.a.)’dı. “Seyyidiüş-Şüheda” şehitlerin efendisiydi.

Efendimiz (a.s.), savaş başlamadan önce müminlere haberci göndermişti. “Toplanın meydanda” diye. Sabahın erken saatlerinde herkes meydanda toplandı. Onların içerisinde Hanzala da vardı.

Uhud Savaşının seyri galibiyetten mağlubiyete dönüşüp de 70 kadar şehit verilince onların arasında Hanzala da vardı. Efendimiz (a.s.) özellikle amcasının şehadetinden çok mahzun olmuştu. Diğer şehitlere de çok üzgündü. Bir aileden birkaç kişinin şehit olduğu vardı. Efendimiz (a.s.) şehitlerle meşgul oluyor, onların yakınlarına taziye ediyor, rahmetler diliyor, yaralılarla meşgul olurken sahabe-i kiram “Ya Resulallah! Bakar mısın” dediler. “Ya Resulallah şehitlerden biri de Hanzala ama boncuk boncuk terliyor, vücudunun her tarafında tane tane su damlacıkları var. Hanzala’nın durumunda bir gariplik var bakar mısın diye çağırdılar. Efendimiz (a.s.) Hanzala’nın na’şının başına gitti. “Hanzala'nın durumunu bana kim anlatacak” dedi. “Yeni evlendiği eşi var” dediler. “Çağırın gelsin” buyurdular. Hanzala'nın eşi genç kadın, belki de utana sıkıla Efendimiz (a.s.)'ın yanına geldi. Hz. Peygamber (a.s.) “Bana anlat!” dedi. “Ya Resulallah! Söyleyebileceğim fazla bir şey yok. Yakın zamanda Hanzalayla evlendik. Sabahleyin gusül abdesti almak üzereydi. “Hz. Peygamber çağırıyor!” diye bir münadinin çağırdığını duydu ve “Hz. Peygamber beni çağırıyor, duramam. Gecikmem caiz olmaz, uygun olmaz” dedi ve koştu. Allah ve Resulü çağırdığı zaman “işittik ve itaat ettik” demek gerekir niyetiyle, bilinciyle koştu ve geldi. Başka bir şey bilmiyorum ya Rasulallah!” dedi. Hanzala savaş meydanına gusül abdesti alması gerekirken alamadan gelmişti. Belki başlamıştı, yarım bırakıp gelmişti. Efendimiz (a.s.) buyurdular ki “Ben de bu kadar şehidin içerisinde neden meleklerin sadece Hanzala’yı yıkadıklarını merak etmiştim” dedi. “Sizin o gördükleriniz ter değil su damlacıklarıdır. Melekler Hz. Hanzala'nın yarım kalan gusulünü tamamlıyorlar.” cevabını vermişti.

Allah ve Resulü bir konuda hüküm verdiği zaman; Allah ve Rasulü aralarında hüküm vermek üzere müminleri davet edip çağırdığı zaman “İşittik ve itaat ettik” demeleri gerekir.

Her durumda, her şartta müminin Allah ve Resulünün emirleri ve yasakları karşısında Hanzala ve benzerlerinin göstermiş olduğu teslimiyeti göstermesi gerekir.

Hanzala'nın teslim olup da meleklerin cenazesinde hazır bulunup cenazesini yıkadıkları gibi bizler de Allah ve Rasulünün emir ve yasakları karşısında “İşittim ve itaat ettim” diyebildiğimiz zaman o melekler ümit ediyoruz ki bizlerin de cenazelerinde hazır bulunacaklar, bizim için Rabbimizden rahmet temenni edecekler, bizim için istiğfar edeceklerdir.

Cenab-ı Hak, Hanzala'nın ve benzerlerinin hayatından hayatımıza teslimiyet taşıyabilmeyi nasip eylesin.