Dolar (USD)
15.5892
Euro (EUR)
16.2684
Gram Altın
905.126
BIST 100
2422.46
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

17 Ocak 2022

Kitap Molası XVIII; Hayatın Şiiri Edebiyat

Uzun zamandır elime aldığım kitabın bilincime ne fısıldadığına dikkat etmeye çalışıyorum. Bir kitap, bana noksanımı haber veriyor ve ruhumu merak duygusu ile baş başa bırakıyorsa güzel bir misyon üstlendiğini anlıyorum. Kitap vazifesini tamamladığında da kalıyor benimle, içime bir şeyler bırakabildiği için bitse de gidemiyorum.

Atıf Bedir’in Hayatın Şiiri Edebiyat adlı eseri Ekim 2021’de okuruyla buluştu. Hece Yayınları’ndan çıkan ve inceleme türünde yayımlanan eser 159 sayfa.  Atıf Bey’in ince bir imza ile gönderdikleri el emeği, göz nuru kütüphaneme bırakılan güzel izlerden. Sunuş yazısı edebiyatın hayatımızdaki yerini tasvir ettikten sonra, çağın şiirini “karmaşık, ritimsiz, uyumsuz, çok sesli, inişli çıkışlı, yapı söküme uğramış, parçalı, görselin alanına sığınmış, dağılmış” olarak yorumluyor. Böyle mi sahiden diyorum. Çağın hızına bu şekilde yetişmeye çalışan ürünler içinde istisnalar da var elbet.  Kitabın ilk metni “At’a Senfoni Ya da Atlar Rüzgârların Kızıdır” Necip Fazıl’ın At’a Senfoni adlı eseri merkezinde onun şiir ve kitaplarında atın yerini anlamlandırıyor. Bu yazı vesilesiyle Peygamber’imizin atlarından birinin isminin de Necip olduğunu öğreniyorum. Yine çile şairinin At’a Senfonisi referans alınarak onun mitolojilerden destanlara, masallardan efsanelere kapladığı alan; Batı, Doğu ve Türk edebiyatındaki yeri, bir binek hayvanı olarak keşfi ve İslâmiyet’teki önemi üzerinde duruluyor yazıda. Yazar gurbet duygusunu anlamlandırarak başladığı ikinci metninde ise Yahya Kemal’in şiir ve hatıralarındaki gurbet duygusunu şiirsel bir dille anlatıyor. Bu yazı vesilesiyle de Yahya Kemal’in asıl isminin Ahmet Agâh olduğunu öğreniyorum. Metin, anlatımın biçimi kadar yazıya yoğunluk veren hassalardan birinin teması olduğunu fısıldıyor adeta. 1902’de ayrıldığı Üsküp’e 1925’te tekrar gidebilen ve artık doğup büyüdüğü toprakların kaybedilmiş olduğunu gören Yahya Kemal’in yaşadığı hissiyatın “aslında sılaya kavuşma duygusu değil, kendi topraklarında yaşadığı gurbet duygusudur (s. 21) şeklinde yorumlanması ise oldukça düşündürücü. Bu hasretini İstanbul ile dindiren Yahya Kemal’in “Büyü Şiir”, “Kar Musikileri”, “Açık Deniz”, “Atike Valde’den İnen Sokakta”, “İstanbul Ufuktaydı” gibi şiirleri de irdelenen eserlerden. “Trajik Bir Kahraman Olarak Hacı Murat” ta ise Kafkasya’da yaşayan, Şeyh Şamil ile Ruslara karşı savaşan ve sonra onların safında yer alan Hacı Murat’ın Tolstoy’un romanındaki konumu ve okur nezdinde nasıl içselleştirildiği ifade ediliyor. Andre Gide’in Tohum Ölmezse adlı otobiyografisinden günlüklerine giden metin ise daha önce yazarı okumamış olanlara bunun eksikliğini yaşatan bir özenle kaleme alınmış.

Kitapta Tanpınar’ı merkez alan iki yazı var. Bunlardan ilki Tanpınar’da hayal ve rüya kavramlarını şiirleri odaklı inceliyor. Bu metin, Tanpınar’ın şiirlerini bilenlerin vâkıf olduğu iki kavram üzerinden ilerlerken “daha kapsamlı ve uzun olamaz mıydı” sorusunu da akla getiriyor. Şüphesiz Atıf Bedir’in kitabında da sergilediği okuma zenginliği onun, farklı noktalara kolaylıkla temas edebilecek bir birikime sahip olduğunu söylüyor. En azından Tanpınar’ın nesirlerindeki rüya kavramı da eklemlenerek bir bütünlük oluşturulabilir, yazı detaylandırılabilirdi. Yine de metnin en tipik özelliğinin şiirselliği ve buradan hareketle akıcılığı olması. Tanpınar ile alakalı ikinci yazı, Tanpınar’dan Haşim’e bakıyor. Bu bakışta Atıf hocanın yakaladığı ince detaylar var. “İlk insan” yorumu ve ilkel anlamına gelen primitif ile okur yeni açılar kazanıyor.

Eserin en sevdiğim makalesi “Doğu Anlatılarında Resme Âşık Olmak ve Kürk Mantolu Madonna”. Bir Sabahattin Ali hayranı olarak Kürk Mantolu Modonna’yı “resme âşık olma” detayı üzerinden bu metinle yeniden konumlama imkânı buldum. Yazıda Pertev Naili ve Tahir Alangu tarafından fark edildiği belirtilen bu imge, Atıf Bedir’in kaleminde Nazan Bekiroğlu’ndan Rasim Özdenören’e, Doğu anlatılarından (Mantık’ut Tayr, Binbir Gece Masalları, Güvercin Gerdanlığı, Tûtiname) halk hikâyelerine (Elif ile Mahmut, Hüma vü Hümayün, Vâmık u Azra) giden bir çeşitlilik içinde yeniden yorumlanmış ve ortaya çarpıcı olduğu kadar sarsıcı bir makale çıkmış.

Kitapta Sezai Karakoç merkezli iki metin var. Bunlardan ilki şiirleri “aşk sağanağı” imgesi üzerinden okurken şairin beşerî aşktan ilahi aşka evrilme sürecini konu alıyor. Bir diğer metin “Alınyazısı Saati” adlı uzun şiirde doğudan gelmesi beklenen atlı üzerinden Karakoç’un kutsal şehirlerini anlamlandırıyor. “Edebiyatta Evrensellik ve Yerellik Üzerine Bir Tartışma” ise okuru 1977’ye; Akif İnan, Rasim Özdenören ve İsmet Özel’in bulunduğu bir açıkoturuma götürüyor. Orada yaşanan münazarayı içselleştiren okur bunun 1977, 2016 ve 2017’ye uzanan yankılarını da içinde duyuyor.

Eserde, Erdem Bayazıt şiirinin mesaj, kelimeler ve müzikalite üzerinden okunduğu, M. Akif İnan’ın Edebiyat ve Medeniyet Üzerine adlı eserinin kritik edildiği; üzerine iki makale kaleme alınan Alaeddin Özdenören’in çocukluk yıllarından başlamak suretiyle ve hatıralarından yola çıkılarak şiir serüveninin imbikten geçirildiği ve şairin dünyasında “Maraş” ın yerinin anlatıldığı; yine Alaeddin Özdören’in Rasim Özdenören’in bir hikâyesinin kahramanı olarak karşımıza çıkarıldığı; Arif Ay’ın şiirinin tematik özelliklerinin incelendiği; Kâmil Aydoğan’ın eserlerinin bütüncül bir bakış açısıyla yorumlandığı; Edebiyat Dergisi’ndeki üç şairin (Turan Koç, Arif Ay ve Ali Göçer) denemeciliğinin işlendiği, Mücella Temel ve Alişan Demirci tarafından yayına hazırlanan Gölgeli Adam Mustafa Sarıçiçek’in kritik edildiği, Ersin Nazif Gürdoğan’ın ezber bozan yorumları ile yorumlandığı, felsefî şiir çizgisiyle Yücel Kayıran’ın Efsus’a Yolculuk adlı eserinin değerlendirildiği makaleler de var. Nuri Pakdil’in sembolik şiirlerini şerh eden iki kitaptan bahsedilmesi ise modern edebiyat için oldukça ilginç. Bilseydim, anlama noktasında noksan kaldığım kitapları bu iki eser eşliğinde okurdum. Atıf Bey’in 159 sayfalık kitabı, okuruna müstesna kıymette bilgiler yüklüyor.

Hayatın Şiiri’nde dikkatimi çeken bir özellik, metinler ne kadar akademik bir bilinçle yazılmış olursa olsun Maraş’a dair özel bir hassasiyet taşımaları. Yazarın çocukluğuna, içinde yetiştiği edebiyat mahfillerine ve genç ruhuyla takip ettiği dergi ortamlarına duyduğu derin özlem. Bilginin yollarında yürürken kendimizi Maraş’ın bir çeşme kıyısında, bir cami gölgeliğinde, bağ evlerinde, Ahir Dağı’nda bulmamız. Belki de üretimi kamçılayan bu hasret duygusudur…

Selam ile.

 

 
Advertisement Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement