07 Aralık 2021

Köksüzlük ?

“En büyük öksüzlük, köksüzlüktür” demiş Yahya kemal.

Bu Cumhuriyetin kuran zihniyet, milleti tarihinden, inancı ve dolayısıyla ruhundan kopartma politikasına uzun yıllar devam etti.

Çok yönlü bir çalışma ile koca bir millet, kendi tarihinin önünde utanacak hale getirilmek istendi. İnancını yasaklayarak dayatılan inançsızlık zemini ruhen savrulmalara, dili değiştirerek kültürü değiştirmeye, kültür değişikliği ise yaşam tarzı değişikliğine yol açtı. Tepeden zorla dayatılan yaşam tarzı belirli bir noktada gayesine ulaştı ve istedikleri Batı tipi yaşam tarzı artık hayatımızın her alanını kuşatır oldu.

Hayati İnanç hoca bir konferansında bir üniversite öğrencisiyle yaşadığı diyaloğu anlatırken; geçmiş ile gelecek silsilesini oluşturan zincirin nereden kopartıldığını soruyor ve silsile zincirini rejim değişikliğinden azade değerlendirerek; “...Değişmeyen şeyler var. Rejimden daha derinde olan temel unsurlar. Vatan, millet, devlet, din ve dil değişmedi bin yıldır” diyor. Bahsettiği mesele üzerinden çokta güzel anlatıyor ama o ortamda dile getirilmeyen şey şu belki de. Rejim değişikliğini gerçekleştiren unsurlar ilk olarak bu milletin dinini de değiştirmek istedi. Harf devrimiyle ise sadece harflerin yazılışını değil, gerçek anlamda dili de değiştirmeyi amaçladılar.

Bunu neye dayanarak söylüyorum?

Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne, anlayış kıtlığına yol açacak şekilde kullanılan uydurukça kelimelerle yazılan eserleri “dili değiştirme” gayesine hizmet olarak değerlendirebiliriz. Kuşaklar arasındaki uçurumu büyütmek için kullanılan ana unsurlardan birisi olarak…

Dil meselesini ise sadece “harf devrimi” üzerinden değerlendirilmek eksik olur. Dildeki değişikliği o zamandan bu zamana uygulanan “sistematik bir politika” olarak gördüğümü belirtmeliyim... Telif ve özellikle çeviri kitap sektörünü uzun yıllar elinde tutan Kemalist- Sol Batıcı zihniyetin, dili Türkçeleştirme sloganıyla İslam ve milletin geçmişiyle aidiyetini kopartma gayesiyle başlattığı bu süreç artık her neslin bir önceki/sonrakinin dilini anlayamaz hale gelmesine sebep oldu. Kuşaklar arası set çekme operasyonu, bilinçli şekilde yapılan sistematik bir politikadır.

Bir de bunu okullarda eğitim müfredatıyla düzenli olarak beslediler. Bugün her neslin, bir, bazen iki üstteki kuşağı dil ve eser olarak anlamakta zorlanması bu yüzden değil mi?

Harf devrimiyle tarihi birikimimizden, Osmanlıca kökümüzden kopartıldık. Peki Latin alfabesi ile yazılmış elli yıl önceki bir eseri okuyunca neden anlamakta zorlanıyoruz?

Bakın bakalım bu günün üniversite mezunu “eğitimli” bir insanı, 1950’lerde yazılmış Türkçe eserleri okuyup anlayabiliyor mu? Osmanlıca demiyorum bakın. Latin alfabesi ile yazılmış Türkçe kitaplardan bahsediyorum!.. Kuşaklar arası anlaşılmazlık tohumu ekerek her gelen yeni nesli bir önceki kuşağın eserlerinden kopuk hale getirmek... Köksüzlük, esen her rüzgarda zihni olarak savrulmak yani!

Çocukların ders kitaplarına, test sorularına bakıyorum bazen. Soruları anlamakta zorlanıyorum. Çünkü her yeni dönem yeni kelimeler giriyor müfredata. Yani onlar benim okuduğum kitapları okuyup anlamakta zorlanıyor, konuşma dilimdeki kelimelerin bazılarına yabancı kalıyor ben de onların öğrendikleri kelimelere…

Ve sadece dil ile kayıtlı da değil. Şehirler, sokaklar, okullar, kurumsal yapılar... Özellikle büyük şehirlerde birkaç istisna dışında –ki onlar da zaten yabancı okul ve kurumlar– ismi değişmeyen okul, semt, cadde, mahalle kaldı mı? Bir mahallenin adı, bir caddenin ismi her gelen yönetimde değişir mi?

Ankara’nın merkezinde çocukluğumu geçirdiğim mahalle artık resmiyette yok mesela. Okuduğum ilkokulun adı değişik, lise desen değişmiş, yeni binalar, yeni tesisler... Eskiye dair hiçbir şey kalmamış. Mezarlığı bile taşımışlar, yerine devasa site kurulmuş… Ruhi aidiyet noktasını bir şekilde muhafaza etmeye çalışıyoruz da, bir insanı geçmişiyle maddi olarak bağlayıcı hiçbir nokta bulamayacak hale getirmek ne kadar yanlış bir şey. Bir okulun ismi her dönem değişirse o okulun kurumsallığı köklü okul olması, kalitesi, tarihi değişir. Dünyada en gözde ve başarılı lise ve üniversitelerinin tarihine bir bakın. İlk kuruldukları isimle, aynı eğitim ruhuyla ve neredeyse aynı mimari yapıyla devam eden okullardır.

Rejimin kurucu unsurları milleti cemiyet olarak toptan köklerinden kopartma politikası yürütürken gelen iktidarlar ise bilerek veya bilmeyerek yanlış uygulamalarla fertleri tek tek köklerinden kopartma politikasına hizmet etmekte.

En büyük öksüzlük, köksüzlük. Dilde, fikirde, şehirde, mimaride, gelenekte, kültürde köklerinden kopartılan insanlar, her rüzgarda savrulmaya mahkumdur.

Ana meselemiz bunlar olmalıdır.

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement