Mektep mabettir

İslam medeniyetinde şehir (medine) üç temel üzerine bina edilir.  Üç temel; mabet, mektep ve pazardan oluşmaktadır. Bu üç sütun üzerinde kültür ve uygarlık gelişimini tamamlar. İlim, eğitim ve öğretim medeniyetin inşası için en önemli alanlardır. Bu kapsamda eğitimin gerçekleştiği mekân mekteptir. Mektep, insan vücudundaki kalp gibidir. Kalp nasılsa, beden ve ruh da öyledir. 

Mektep, sadece duvarları, pencereleri, kapıları ve içinde sıraları olan cismanî bir yapı değildir. Filozof Nurettin Topçu’nun Türkiye’nin Maarif Davası eserinde dediği gibi, hayatın kendisi bir mekteptir. Ona göre hayat çok amaçlı öğretir, ancak mektep tek gayeli bir öğretimi gerçekleştirir. 

Hayat, insanları olayların sebep ve hikmetleri anlaşılmaz çokluğundan uzaklaştırarak zihinleri tatmin edici bir ruh birliğine ulaştırır. Böylece insana izleyeceği yolun istikametini gösterir. Tevhide götüren her hareket gibi ebedî olanın sevgisiyle buluşturur. Topçu bu öncüllerden hareketle hayatın bir mektep olduğunu söyleyerek, onu bir mabet olarak düşünür. 

O halde mektebin mânâsı, hikmeti nedir? diye sorar filozof Topçu. Mektep insana öyle bir ruh aşısı yapar ki, büyük yolculuğun haritası gözlerimizin önüne gelir. Hayatın dağdağalı halinden bizi kendimize getiren, yine bu mekteptir. Böylece ruh dinginliği içinde tefekkür gücünü buluruz. 

Mektep öğrenme ve öğretme merkezidir. Bundan dolayı Topçu, öğrenmeyi bir çıraklık olarak niteler. Şu halde mektep de bir çıraklık mekanıdır, yani bir anlamda tezgâhtır. Bu maarif tezgâhında usta yapar, çıraklar ise onun yaptığını tekrarlaya tekrarlaya kemâlata ulaşır. Bir bakıma usta verici, çırak ise alıcıdır. Usta ve üstat, hayat boyunca tüm birikimini ve tecrübesini çırağa aktarır. Çırak ise, var olan bütün potansiyeliyle verileni eksiksiz almaya çalışır.

Nurettin Topçu için mektepte ustadan alınanlar, çok önemli bir hazinedir. Alınan ders, içinde en değerli kıymetleri barındırır. Onun için mektepte alınan ders, Topçu’nun ifadesiyle ‘ya bir tasavvurdur, hayale mal edilir; ya bir hünerdir, ele mal edilir; ya bir iradedir, iktidarımıza ilave edilir; ya bir aşktır, kalbe doldurulur. Bunlardan biri halinde benliğimize girmeyip sadece hafızada, şuurun dışına asılı bir küfe yük halinde duran bilgiler verici öğretim, faydasız ve mânâsızdır.’ 

Mektep sadece bir amaç için oluşturulan cisimsel bir yapıdan ziyade, ‘bir kalp etrafında kendini arayan topluluk’tur. Burada öyle bir ticaret oluşur ki, onda verilecek olanlar seçilir, böylece insanın alıcılık yeteneği gelişir. Topçu mektebi nerede aramak gerektiğini sorar. Ona göre ‘mektep ruha sunulacak iksirler halinde hakikatler üzerinde yapılan seçimle, alıcı gönüllerin birleştiği yerde vardır.’ (TDM, 45-52)

Matbuat da ruh inşa eden bir mekteptir. Ancak matbuat, insanlara bir sürü muamelesi yaparak, onları ham bırakır, kısırlaştırır ise o halde gazeteler siyasî olgunluktaki insanı yetiştirmekten yoksundurlar. Bunun sonucu da -Topçu’nun tabiriyle- gazete mektep olma özelliğini yitirmiştir. Ondan beslenen gençlik ne olacaktır? Bu soru mütefekkirimiz için zor bir sorudur. Ama o aile mektebinden bahsederek cevap vermektedir: ‘Bir memleketin gençliği, aşkın irşatlarıyla Allah’a kadar götüren yolu kalp âleminde aramıyorsa, o memlekette ilk aşkın beşiği olan aile mektebi yok demektir. İstediği kadar evli olsunlar, analar ve babalar aile kuramamışlardır. O memleket gençliği kaybedilmiştir.’ (TMD, 51)

Aile; örf, adet ve seciyemizin ilmik ilmik işlendiği ve yoğrulduğu mekteptir. O öyle bir mekteptir ki, Topçu’nun gözünde ‘sevginin ve kalp alışkanlıklarının mektebi’dir. 

Filozof Topçu, kaide, kural ve düzenin olduğu yeri mektep kabul eder. Ona göre demirden örs üzerinde dövülmüş ruhlar, mektebi inşa ederler. Bu mektep bazen itaat bazen isyan mektebi olabilir. 

Devletin, ticaretin, ordunun ve çocukluğun da mektebe dönüştürüldüğü yer, gerçek anlamda mutlu bir toplum haline gelir. Hayatı ruh ve hakikat inşa edecekse, Topçu’ya göre, ‘mektepleşme, kaideleşme ve şuurlaşma hareketi’ başlamalıdır. Ancak bir tehlike vardır. O da ‘bugünkü mektep, bir sürü bilgileri gayesiz, hedefsiz bir şaşkınlıkla dimağların rastgele bir köşesine tıkmak isteyen bir hâfıza cihazından ibarettir.’ 

Mektep yerli ve millî olmalıdır. Yabancılara ait mektep, mektep değildir. Bu düşünceden hareketle Nurettin Topçu, yabancı mektebi, millet kültürüne saplanmış bir hançer olarak görür. Yabancı kültürle batılılaşmak mümkün değildir. Gelişme ve terakki, ancak içimizdeki hakikat ve ruh ateşiyle gerçekleşir. 

‘Deve hamudu yemekle deve olunmaz, deve olarak doğmak lâzımdır’ diyen filozofumuz, yabancı kültürün tahribatına dikkat çeker. Ona göre yabancı kültür, millî kültür ağacının köklerini kurutur, soysuzlaştırır. Bundan dolayı mektep, ancak millî olan mekteptir. Millî mektep, devletin mektebidir. Bir başka açıdan Nurettin Topçu yabancı mekteplere karşı olduğu gibi, ‘zehirli mantar’ olarak kabul ettiği özel mekteplere de karşı çıkar. (TDM, 52-55)

Mektep, ruh hayatının geçmişinin meyvelerini veren bir vasıtadır, diyor Topçu. Ona göre kökleri ve mazisi olmayan bir mektep mümkün değildir. Geleneği olan mektep, mânâ yürüyüşünü gerçekleştirir. Bir anlamda ruhanî yükseliş, birliğe yöneliş, kural, nizam ve disiplin mektebi inşa eder. Böylece tüm bunların birleşmesiyle ilahî bir koku ruhlara sirayet eder. Özetle filozofumuzun dediği gibi, ‘mektebi aşk besler, metotlu düşünce yaşatır.’ Böyle bir mektep için ‘hayatın her sahasında ailede, alışverişte, hukukta, siyasette, sanatta ve ahlâkta mektebe’ ihtiyacımız bulunmaktadır. 

Nurettin Topçu, çocuk, genç ve yaşlı demeden bize ruh verecek mektebi inşa etmemizin gerektiğini ilan etmektedir. Hakikat mektebi, o ruhla kurulacaktır. Bu ruhun kaynağında Kur’ân bulunmaktadır. (TDM; 56-57) Kadim Kelam üzerine inşa edilecek mektep, bizim mektebimiz olacaktır. Bizim millî mektebimiz, bu kitaptan ruh gücünü alarak yükselişini gerçekleştirecektir. 

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement