Dolar (USD)
32.89
Euro (EUR)
35.28
Gram Altın
2462.59
BIST 100
10767.85
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

23 May 2024

Mizaru, Kikazaru, İwazaru!

“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diye söylenegelen bir atasözümüz var. Yanlışlığı, doğruluğu bugüne kadar tartışılagelmektedir. Durum değerlendirmesi yapıldığı zaman kimilerine göre bu sözün haklılık payı var gibi görünse de ortada herhangi bir sorun var iken bunu görmezden gelmenin kabul edilebilir tarafı yoktur. Bunu doğru kabul etmek toplumsal bir kördüğüme neden olur. Toplum içerisinde baş gösteren bir sorun sizden uzakta olsa dahi yaşadığınız toplumda birilerine zarar veriyorsa sizi de rahatsız etmesi gerekir. Bireyler toplumu oluşturan parçalardır. Parçalardan biri hasar görürse toplumun kusursuzluğu ortadan kalkmış olur. Kasadaki çürük elma misali zaman içerisinde bütün elmalar çürümeye başlar.

Abbasî Halifesi Harun Reşid’in kardeşi olarak bilinen Behlül-i Dânâ’nın toplumu uyarmak için söylediği sözlerden rahatsız olan halk, onu Harun Reşid’e şikâyet ederek herkesin hatasının kendisini bağladığı mahiyetinde hepimizin malumu olan “Her koyun kendi bacağından asılır.” sözünü söylerler. Behlül-i Dânâ hazretlerini çağıran Halife, halkın şikâyetini ona iletir. Bunun üzerine Behlül-i Dânâ hiçbir şey demeden saraydan çıkar ve beş koyun keserek şehrin çeşitli yerlerine bacağından asar. Bir zaman sonra kokudan rahatsız olan halk tekrar Harun Reşid’e giderek rahatsızlığını dile getirir. Halife, Behlül-i Dânâ’yı tekrar çağırdığında Behlül-i Dânâ hazretleri onlara, sözlerinin ne kadar yanlış olduğunu ve bireysel sorunların toplumsal kokuşmuşluğa neden olacağını gösterdiğini belirtir.

Toplum, bireylerin toplamı olduğu ve bireyin toplumsal bir varlık olduğu unutulmamalıdır. Birey toplumu, toplum milleti, millet devleti, devletler ise dünyayı oluşturur. Bir bakıma bireyin varlığı dünyanın temelidir. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.”, “Her koyun kendi bacağından asılır.” gibi sözleri kendine dayanak haline getiren kişilerin filmin sonunda -bize öğretilen anlamıyla- üç maymunu oynamaya kalkışması kaçınılmazdır. Toplumun dinamiklerini var eden temel unsur birlikte hareket edebilme erdemidir. Herkesin başına buyruk davrandığı yerde maalesef anarşi hâkim olur. Herkesin özgür olduğunu zannettiği yerde aslında kimse özgür değildir.

Bugün bir kişinin yahut toplumun başına gelen bir felakete duyarsız kalındığı ve o kişi yahut toplum yalnız bırakıldığı zaman bugün sessiz kalanların yarın benzer bir durumda yalnızlaşması doğal bir süreçtir. Tepkisizlik, içinde çaresizliği barındırır. Bugün çaresizlik bir şey yapamama dürtüsünden ziyade konfor alanını terk edememekten kaynaklanmaktadır. Sonrasında da nemelazımcılık olarak boy gösterir.

Herkes dünyanın evirildiği halden şikâyet ederek gelecek adına endişelerini dile getirirken çözüm adına bir adım atmıyor. Tam burada “devekuşu misali kafasını kuma gömmek” deyimini kullanmak gerekiyor belki ama sanırım o deyimi de yanlış anladık. Devekuşu bir tehlike anında kafasını kuma gömmez. Kafasını kuma gömmüş gibi görünen devekuşu aslında yumurtalarını, yani yavrularını kontrol etmek ve onları korumak için kafasını önüne eğer.

Kavramların mahiyetine vakıf olmayınca bize ikram (!) edildiği gibi kabul etmeye başlıyoruz. Biblo olarak birçoğumuzun evinde olan üç maymun da yanlış anladığımız kavramlardan birisidir. Üç Maymun figürü, kavramların önünü arkasını sorgulamadan kendilerine yüklenen anlamlarla kabul edişimizin bir diğer örneğidir.

Hakikati bildiği halde kendi dışındaki dünyaya, olan bitene kör, sağır ve dilsiz olmak gerektiğini zihnimize kodladıkları bu figürün, anlamın aslına rücu edildiği zaman pek de öyle olmadığı görülüyor. Gerçekte üç maymun figürü kurnazlık ve omurgasızlığı değil, bilakis onurlu ve ahlaklı duruşu simgelemektedir.

Bir Japon tapınağındaki dekordan gelen üç maymun figürü aslında 14 maymundan oluşmaktadır. Ancak günümüze iki eliyle gözünü kapatan maymun Mizaru (kötü gözle bakmamanın simgesi), kulaklarını kapatan Kikazaru (yalan ve kötü sözü dinlememenin simgesi), ağzını kapatan İwazaru (kötü söz ve yalan söylememenin simgesi) figürleri gelebilmiştir.

Maymunlar üzerinden simgelenen bu aslî değerler maalesef bugün zıt anlamıyla kullanılmaktadır. “Görmedim, duymadım, bilmiyorum!” yerine kötülüğü anımsatan her şeyden beri durarak hakikati haykırmanın gerekliliği üzerine kurulu üç maymun mitini bugün doğru anlamak adına kavramların aslına vakıf olmak gerekir.

Unutmayalım ki “suya, sabuna dokunmama” kurnazlığı ile bize dayatılan bu kavramların kirlettiği ruhumuzu ancak suya sabuna dokunarak temizleyebiliriz. Son olarak haksızlık karşısında susanın da dilsiz şeytan olduğunu bilmek gerekir.

Vesselam!


 
VF kat sağ