Yedi Başak
Diyanet Vakıf


Nurettin Topçu ve gençlik (2)

Topçu, yeni neslin içinde bulunduğu bu ruh halini üzülerek anlatır: ‘Kurtuluş Harbi’nden önceki devirde, vatan parçası diye Yemen çöllerine koşan bir gençlik vardı. Zaferden sonraki gençlik için Anadolu’da hizmet teklifi, çoğu kere sürgün gönderilmek manasına geldi.’

Modernleşme ve çağdaşlaşma adına yapılan bütün hamleler geri tepti, Nurettin Topçu’ya göre. Her hamlede gençlik bir defa daha yıkıldı. Hakikatte başarısızlığın sebebini, benliğimizden kaçmak ve Batı’nın taklitçiliğine olan sevdamızda görmek gerekir. Düşünürümüz Topçu’ya göre, ‘Bu nesil, kendini inkâr ederek Batı’ya çevrilmek isterken, materyalizm ve pozitivizmin çorak zemininde kendi kurbanlarını verdi.’ (TMD19) Bunun sonucunda ‘iradesinin iktidarı tükenmiş gençliğin bedbaht akibeti’ ortaya çıktı.

Kurallar ve ilkeler, yeni genç nesli bunalttı. Bununla birlikte onlar, bu kaideleri yaşayanların samimiyetlerini de görmeyince, bütün kuralları ‘fırlatıp attı’lar. Genç zihinlerde bunun etkisi daha kötü izler bıraktı. Bugün de olduğu gibi, riya, gösteriş ve samimiyetsizlik taze beyinleri, bu eylemlerin faillerine yönelik kin ve nefretlerini arttırarak onlara karşı küçümseyici ve alaycı bir tavır almalarına neden oldu. (TMD, 20)

Gençliğin hayat serüveninde yaşadıkları ümitsizlikler ve başarısızlıklar, Topçu’nun gözünden kaçmaz. O, yaşananların gençliğin yollarını şaşırarak onları başka ümitsizlik ve imansızlık mecralarına taşıdığı düşünür. Nitekim onun ifadesiyle ‘Kendine güvensizlik, kuvvete teslim eder. İradenin gevşemesi kaderci yapar.’

Umudunu yitirmiş yeni nesil, Batı’ya öykünerek yaratıcı ve üretici kabiliyetini kullanmaz, taklitçiliğin basit faili haline dönüşür. Kayıp yüzyılları sırtında taşıyan bu gençlik, çağdaşlaşma hamlelilerinin kurbanı olmaktan kurtulmaz. 

Sorunların çözümü konusunda arayışları hatırlatan N. Topçu, hayatın bütün evrelerinde bir mücadeleden bahseder. Hayat ve fikir savaşında, düşmanın silahını kullananları eleştirir. Zira ona göre ‘Ruh ve dava cephesinde düşmanlarla aynı silahları kullanmanın düşman ruhuna minnettarlık olduğunu bilmediler. Düşmanın başvurduğu vasıtalarla anlaşmanın sonunda düşman ruhuna teslim oluşun gerçekleşeceğini düşünmediler. Yabancı vasıtaları kullanarak şahsiyet’ inşa edilemezdi. (TMD, 24)

Şahsiyet oluşturmak için lider ve önderler arayan gençliği Topçu, sorgulamaya çağırır. Kendini yetiştirmeden önder arayan kaybeder. O, yanlış yoldan giderek hatalı tercihlerde bulunan ve böylece liderini arayan gençliğe seslenir: “Kur’ân’daki sonsuzluğu görmeyen ummandaki benliği tanımayan hasta, şefini (liderini) nerede bulsun. Şefleri büyük sürünün önünde değil, her birimizin iradesinin ta içinde arayalım. Bütün ömür boyunca dövülen kalp, en büyük ve en cesur önderdir.’

Gençliği irade savaşı vermeye davet eder, Nurettin Topçu. Ona göre, iradesi zayıflayan ve kendine güvenini yitiren yeni nesiller, sorumluluklarından kaçamaz. Başka çıkışı olmayan ve ruhları kirleten mağaralara giremez. Mesuliyetten kaçarak, kurtuluşa ulaşamaz ve kendilerini kurtaramaz. Filozofumuz, gençliği bir muhasebe ortamına dahil olmaya çağırır: ‘Kendi yüklerini yüklemekten korkan bu mesuliyet kaçakları bilsinler ki, kendi adlarıyla damgalanan bu kader yükü er geç kendilerini mesul edecek; mesuliyet de hürriyet gibi verilen şey değil, alınan bir şeydir. Başka ellerin kendine hazırladığı kaderden insan bizzat kendi mesuldür. Dünyaya gelişimiz bizi mesul ve mahkûm ediyor.’ (TMD, 25)

Genç zümrelerin kutsal vazifelerini yerine getirmediğini düşünen Nurettin Topçu, yaşananları ‘Mihrap mü’mine emredemez oldu. Vicdanın sonsuzluğa götüren yolu şaşırtıldı. Yerini hayvanî hırslarla bedenin isteklerine bıraktılar.’ sözleriyle haykırır.

Nurettin Topçu, gençlere seslenerek, hırslarımızla bedenimizin istekleri bizi esir etmeden yeni hayat hamlelerine girmek gerektiğini hatırlatır. Ancak bir ikazda bulunur: ‘Hayat hamlesi, istekleri çağıran hasta bir kibre dönüştür’memelidir. Mütefekkirimiz, bunun için de çözümün, idealsiz, umutsuz ve heyecansız bir nesli kurtarmaktan geçtiğini bildirir. 

Şu halde ruh köklerine tekrar döndürmek için, bu ‘şaşkın nesli Allah’a giden yolda tekrar canlardırmak!’ (TMD, 26) en büyük kutsal vazifemizdir.

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement