21 Ocak 2021

Sahte tez mevzusunu sükûnetle ve bütüncül ele almak!

Türkiye, meselelerine sükûnetle ve bütüncül bir bakışla yaklaşmadığı için yol alma imkânı da olmuyor maalesef. Normal koşullarda sükunetle ve bütüncül bir bakışla yaklaşmanız halinde bile doğru sonucu bulmak zor iken biz hem aceleyle hem de lokal ve yüzeysel bir yaklaşımla çözüm üretmeye çalışıyoruz. Bu tarz iş ve işlemlerin en fazla yapıldığı alanlardan birisi eğitim alanı. Son dönemlerde kamuoyunda tartışılan sahte tez yazımı mevzusunu ele alış biçimimiz hem sükûnetten hem de bütüncül bir bakıştan yoksun olduğumuzun somut bir örneği. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre sahte tez yazımı dünyada olduğu gibi ülkemizde de bir sektöre dönüşmüş durumda. Şüphesiz bu durumun kabul edilmesi mümkün değil. Tartışılması, üzerine ciddiyetle gidilmesi hem zorunlu hem de çok önemli. Bu açıdan YÖK’ün mevzuya ilişkin suç duyurusunda bulunması, konunun takipçisi olacağını kamuoyuyla paylaşmış olmasına bakmamız gerekiyor. YÖK’ün suç duyurusunda bulunması, konunun takipçisi olması işin doğası gereği yapması gereken şeyler. Mevzuyu bunun ötesinde nereye kaydırdığımız önemli. Zira kriminal boyutuyla ilgili spesifik olarak YÖK’ün ilgilenmesi çok bir anlam ifade etmiyor. Bu tarz bir mücadeleyi benim ve bir başka kişinin şahsi olarak vermesi de mümkün. 

Bu açıdan meselenin sükûnetle ve bütüncül olarak ele alınması suçun ötesinde suçu mümkün kılan ortamı da gözetecek şekilde ele alınmasıdır. Soru şu: akademik alanda yani yüksek lisans ve doktora programlarında gerçekleşen bir sahteliğin ancak kriminal bir incelemeyle açığa çıkması başlı başına problem teşkil etmiyor mu? Bu nasıl bir eğitsel süreç ki insanların eğitsel yaşantıları ile hazırladıkları tez arasında bir bağlantı kurma imkânı barındırmıyor? İkincisi, nasıl bir eğitim hayatımız ve kamusal hayatımız var ki sahte tezlerle belirli payeler alan insanların aldıkları paye ile fiili gerçeklikleri arasında bir tuhaflık görmemize imkân vermiyor? Örneğin sahte tezle doktora yapan birisi, diyelim ki teknik prosedürleri tamamlayarak ve jüriyi de ikna ederek diplomayı aldı. İyi de üniversite de bu halde yıllarca hiç göze batmayacak şekilde hocalık yapıyorsa, yapabiliyorsa ve ne öğrenciler, ne de bulunduğu üniversite içinde hiçbir şekilde göze batmıyorsa burada gerçekten de sükûnete ve bütüncül bir bakışa ihtiyacımız yok mu? Sahte tezle mezun olanları takip edip etmemeyi aşan bir durumla karşı karşıyayız artık. Sahte tez hayaleti bütün sistemi şaibe altına sokan, endişe duymamıza yol açan bir durum getiriyor önümüze. Sahte tezle mezun olanlar ile gerçekten de tez hazırlayıp mezun olanların aynı yerde çalıştığı ve hiçbir anlamlı farkın ortaya çıkmadığı durum üzerinde düşünmek zorunluluğu var. Ve burada artık mesele sahte tez olmaktan çıkıyor tam tersine her şeyi yerli yerinde yapılmış ve sistem tarafından olması gereken olarak kabul edilmiş gerçek ve meşru tezlerin varlığı ve niteliğidir. 

Dolayısıyla sahtesini konuşurken gerçeğinin şaibeli hale geldiği çok daha büyük ve önemli bir sorunla karşı karşıyayız artık. Ve şüphesiz buradan tüm bu eğitsel faaliyetlerin de içinde hayat bulduğu genel hayatımıza ve bu hayatımızın niteliğine odaklanmak durumundayız. Ünlü savunma avukatı Verges, “her suç topluma yöneltilmiş bir sorudur” diyordu. Evet, her suç topluma yöneltilmiş bir sorudur ancak sükûnetle ve bütünlüklü bir bakışla ele alınmazsa bırakın sorunu çözmeyi sorunu efradını cami ağyarını mani şekilde tespit etmek bile mümkün olmaz. Sahte tez mevzusu üzerinden bir soru geldi ancak sorunu kriminal bir lokasyanda kavrayan bakışla topu taca atmayı tercih ettik, ediyoruz. Böyle yaptığımız için de başımıza gelenler sürpriz olmuyor haliyle.