Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement

24 Ocak 2021

Sarıkamış ve Çanakkale destan mı?

Sarıkamış ve Çanakkale’nin destan, efsane, kült haline getirilmesini, adeta Türk Tarihinin “yıldızının parladığı anlar” sayılmasını, tarih anlayışımızda bir defekt olarak görüyorum.

Elbette her iki savaştaki şehitlerimizi ve hatıralarını aziz buluyorum. Lakin, şehitlerimize ciğerinizin yanması başkadır, bu savaşları objektif değerlendirmek başkadır.

Tarihe objektif bakabilmeliyiz.

Tasarlanmış abartmalarla tarihin çarpıtılmasını, tarihi olayların, ideolojilerin aracı haline getirilmesini doğru bulmuyorum.

Asırlarca 3 kıtaya hükmetmiş, tarihin en muhteşem devletlerinden birini kurmuş, sayısız zaferlere imza atmış bir milletin, pohpohlamalara ihtiyacı olmaz.

Sözlerim acıtıcı olabilir, ancak gerçekler bazen can yakar.

Biz bu iki savaşa hesaplayarak, planlayarak, hedefleyerek katılmadık, maalesef ki sürüklendik.

Sürüklenişin fitili 1909 darbesi ile ateşlendi.

CHP, 1909 darbesi ile iktidara el koydu.

O zaman CHP’yi bir triumvira yönetiyordu: Enver, Talat, Cemal.

CHP, 1909’da darbeyle iktidarı gasp etti.

Ancak ülkeyi yönetemediler.

İlk elden, Balkan Savaşını çıkararak Avrupa’daki tüm topraklarımızı kaybettirdiler. 500 yıllık vatan topraklarını 5 ayda telef ettiler. Edirne bile elden gitti.

İkinci olarak, ekonomiyi batırdılar.

Üçüncü olarak, ülkeyi, I. Dünya Savaşı’na sürüklediler.

I. Dünya Savaşı Türkiye’nin savaşı değildi, emperyalistler arası “Dünyayı paylaşım savaşı” idi.

Fransa, İngiltere, Rusya bir tarafta, Almanya, Avusturya, Macaristan diğer taraftaydı.

Almanya, Rusya ile tutuştuğu savaşta zorlanıyordu.

Almanların Rusya’ya ikinci bir cephe açılmasına ihtiyaçları vardı. Alman kurmay aklı bunu gerektiriyordu.

Ekonomiyi batıran CHP hükümetinin de borç almaya ihtiyacı vardı.

Anlaşma sağlandı.

Almanlar bize 5 milyon altın borç verecekler, bunun karşılığında biz de savaşa girecek, Rusya’ya 2. cephe açacak, Almanlara nefes aldıracaktık.

CHP Hükümeti seferberlik ve savaş kararını Meclis kararı olmadan, Meclise sorma gereği bile duymadan, Meclis tatildeyken aldı.

Savaşa girdiğimizden Padişah’ın bile sonradan haberi oldu.

Türkiye’nin Rusya’ya cephe açmasıyla, artık Hanslar yerine Hasanlar ölecekti.

Bilinen hikaye; Goeben ve Breslau, iki Alman gemisi Karadeniz’ e sokuldu, isimleri Yavuz ve Midilli olarak değiştirilip gemilere Türk bayrağı çekildi. Rus limanları bombalandı, böylece Türkiye savaşa dahil oldu. Ne var ki, karşımızda sadece Rusya değil, artık İngiltere ve Fransa da vardı.

İngiltere ve Fransa Çanakkale’yi geçip Rusya’ya ulaşmak, Rusya’ya erzak tedariki sağlamak ve askeri ikmal yolu açmak istiyorlardı. 

Almanlara verdiğimiz söz gereği buna izin veremezdik.

Çanakkale’de İngiliz ve Fransızlarla kafa kafaya geldik.

Çanakkale’de Türk Ordularının Başkomutanı bir Yahudi, Alman uyruklu Liman Von Sanders’ti.

Başkomutan yardımcısı Enver’di.

Çanakkale’de 300 bin şehit vererek İngiliz ve Fransızların Ruslara yardım ulaştırmasını engelledik.

Milli Mücadele’de 9 bin şehit verdiğimiz göz önünde bulundurulursa yaptığımız fedakarlığın derecesi daha iyi anlaşılır.

Yalçın Küçük’ün “Gizli Tarih”ine göre Çanakkale’nin gerçek kahramanları Albay Selahattin Adil ve Cevat Paşa’lardır. İngiliz donanmasını boğaza onlar gömmüşlerdir. Küçük’e göre her iki isim sindirilip, susturulmuş ve tarihlerden kazınmışlardır.

Çanakkale Savaşı’nın ülkeyi işgalden kurtarmak gibi bir sonucu olmamıştır!

Çanakkale’den sadece 3 yıl sonra İngiliz ve Fransızlar, bu kez, ellerini kollarını sallayarak İstanbul’a gelmişlerdir.

Yalın gerçek budur.

Doğrular şehitlerimizi değersizleştirmezse de, ciğerlerimizi daha da yakar.

Bu acı gerçekleri göz ardı ederek Çanakkale’yi destanlaştırıp, efsaneleştirenler, Çanakkale’den bir kült yaratanlar, ciğerlerimizi bir kez daha kavuruyorlar.

Almanlar, kendilerine yapılan böylesi bir centilmenliğe zerre değer vermemişlerdir.

PKK’nın en büyük destekçisi Almanlardır. AB’ ye girişte ayağımıza hep çelme takanlar yine Almanlardır.

Sarıkamış, yine Almanlara Polonya’da nefes aldırmak amacıyla girilen maceradır.

Savaş 22 Aralıkta başlayıp 17 Ocakta bitmiş, sadece 25 günde 109 bin 274 aslanımız, çoğu donarak, heba edilmiştir. Ruslar ise 30 bin kayıp vermişlerdir.

Savaş sonrası esir subaylarımıza Rus generaller; “Siz tecrübeli bir milletsiniz, bu mevsimde Sarıkamış’ta savaşılamayacağını nasıl bilmezsiniz?” demişlerdir.

Enver Paşa’nın hocası Hasan İzzet Paşa, savaş kararını saçma bularak harekata karşı çıkmış, Enver Paşa, “Hocam olmasanız sizi Divan-ı harbe verirdim” sözleriyle hocasını “asmakla” tehdit etmiş, kumandayı kendisi üslenmiştir.

Darbeci Enver Paşa, önüne kayıpların listesi konulduğunda, soğuk bir ifadeyle “Nasılsa ölmeyecekler miydi?” diyebilmiştir.

Sarıkamış’a 90 yıl sansür uygulanmış, 1990’lara kadar Türk Milletinin Sarıkamış’tan haberi olmamıştır.

Sarıkamış sansürünü, Enver başlatmış, CHP devam ettirmiştir.

Bu sansür, İttihat Terakki Parti (İTP)’si ile CHP’nin aynı parti olmalarının en önemli kanıtlarındandır ki, birinin ayıbını diğeri üstlenip sürdürmüştür.

Sarıkamış’ı bu ülke 90 yıl hiç duymadı, bilmedi.

Sanki Sarıkamış hiç yaşanmamıştı. CHP bunu hep yaptı.

90’larda sansür delindi, ne var ki bu kez de Sarıkamış bir kutsallık halesine büründürülerek servis edildi.

Çanakkale de, Sarıkamış da mefahir olmamalıdır.

Her iki savaş da darbeci-maceracıların ülkeye ne denli zarar verdiklerinin ibret levhalarıdır.

Bu darbeciler, bu iki savaşla ülkeyi sadece yakmadılar, tarihin en büyük devletlerinden “Türk İmparatorluğu”nu yıktılar, tarihe gömdüler.

Enver, Talat, Cemal; 13 darbeci, 1 Kasım 1918 Cumartesi gecesi saat 23.00’te bir Alman Gemisi ile İstanbul’dan ve adaletten kaçtılar.

İTP ile CHP’nin biri diğerinin uzantısı olduğunu, CHP’nin ünlü kalemşörü, akıl hocası Doğan Avcıoğlu tafsilatlı anlatır, devrimleri İTP’nin başlattığı ile övünür.

Umulur ki, CHP camiası takılıp kalmaya alıştıkları slogan ve retoriklerin ardındaki bu gerçeklerle aklıselim bir yüzleşmeyi başarırlar.

Yine beklenir ki AK Parti, “Çanakkale ve Sarıkamış” için “hamaset yarışı”ndan vazgeçer ve ayakları yere basar.