Dolar (USD)
30.99
Euro (EUR)
33.56
Gram Altın
2028.32
BIST 100
9374.2
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

09 Haziran 2022

Sınıfta kaldık

İnsan ne kadar kör olursa olsun, görmek istemeyen kadar kör değildir. Fiziki körlüğün tedavisi mümkündür, ancak kalbin körlüğü tedavisi mümkün olmayan bir hastalıktır. Bu hastalığın tek tedavisi hakikat ile yüzleşmek ve Hakka ram olmaktır. Hakka ram olmak ise söylem ile başlar ve eylem ile devam eder. Bir kul olarak insan Hakka ram olmak konusunda üzerine düşen gayreti yapmaktan imtina ederse kalbin körlüğü başlamış demektir ve bu durum kalbin mühürlenmesine kadar gider. Nihayetinde hidayetin kapısı ilelebet kapanır ve insanın varacağı durak delaletten başka bir yer olmaz. Zaten içinde bulunduğumuz şu girift dünyada yaşantımız araftan başka bir hal değilken yanlışta ısrar körlüğümüzü arttırmaktan başka bir işe yaramaz.

Ümmet olmanın bilinci Peygamberi örnek almak ile başlar. O, beşeri ve nebevi olarak her haliyle bizim için en güzel örnekti. Tebliğ vazifesini hakkıyla yerine getiren Peygamberin (SAV) ümmeti olduğumuzu iddia ediyoruz ve bunun neticesi olarak da diğer insanlara dini anlatmakla sorumluyuz. Sorumluluğu yerine getirmede zayıflık gösteriyorsak ortada bir sorun baş göstermeye başlamış demektir. Ortada bir sorun var ise de soruna sırt dönmekle mesele çözülmüş olmuyor. Kişinin kendisinin bizzat tarafı olduğu bir sorunu başkasından çözmesini beklemesi sorumluluktan kaçmaktır ve bu haslet de maalesef ki çağımızın en büyük hastalıklarından biridir.

Üstad Necip Fazıl’ın “Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik... ‘Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!’ şuurunda bir gençlik...” sözleriyle başlayan ve “’Kim var!’ diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert ‘Ben varım!’ cevabını verici, her ferdi ‘Benim olmadığım yerde kimse yoktur!’ duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...” diyerek devam eden Gençliğe Hitabesinde de belirttiği üzere sorunu da sorumluluğu da kendinde arayan bir nesil inşa etmemiz gerektiğinin hakikatini bugünlerde daha iyi anlıyoruz.

Dün geldik, bugün yaşıyoruz ve yarın hepimiz biliyoruz ki gideceğiz. Hakikat bu kadar aşikâr iken maalesef önceliklerimiz değişti. Soyuttan somuta, maneviyattan maddiyata, ahiretten dünyaya yönelmeye başladığımızdan beri hayatımızın merkezine aldığımız değerler de değişmeye başladı. Öncelememiz gerekenleri öteledik, ötelememiz gerekenleri ise önceledik. Halimiz böyle olunca da duygu karmaşası içerisinde duyarsızlaşmaya başladık. İşin acı tarafı ise bu halimizin yanlışını fark etmek bir yana ona kılıflar bulup haklılığımızı ispat cihetine yönelerek maskelerle gerçeklerin üstünü örtme marifetine teşebbüs ediyoruz. Yanlışımızı kabullenmediğimiz için de doğruyu yapamadık ve sınıfta kaldık.

Bunun en büyük nedenlerden biri ise bilinci bilime kurban edişimizdir. Karşılaştığımız her meseleyi, her durumu determinist ilkelerle bilimsel temellere dayandırma gayretine düşerek hakikati maneviyattan soyutladık. Somutu soyuta tercih ettik. Böyle olunca da harflerle sınıflandırdığımız son kuşağın düğümünü yanlış attık. Alfabede harf kalmadı, ancak biz yine de sınıflandırmaktan geri durmuyoruz. Sınıflandırırken sınıfta kaldığımızı fark edemiyoruz. Sonra da % 99’unun Müslüman olduğunu iddia ettiğimiz ülkemizde, birileri çıkıp çok rahat kutsala ve değere hakaret edebiliyor. Tutarsız cümleler mezarlığı oldu zihnimiz.

Benzer hareket gayrimüslim bir ülkede yapılmış olsaydı o ülkeyi boykot eder, duruma etmedik laflar bırakmazdık. Lakin aynı hareket kendi ülkemizde olunca bu hadsiz eylemi eğlence adı altında yaptıkları için bir şekilde konuyu kapatma cihetine yöneliyoruz. Sonra da yeni neslin alfabetik karşılığının arkasına sığınarak savunulacak ve konuşulacak pek bir şeyimiz kalmamış halde bu halimize göz kapayıp kulak tıkayarak mangalda kül bırakmıyoruz. Emin olun, dünümüz nasıl bugünden iyiydiyse yarınımız da bugünümüzden daha kötü olacak. Bugün sustuğumuz hakikat yarın kâbusumuz olacak.

Sınıfta kaldık... Yapmamız gerekeni yapmadığımız için sınıfta kaldık. Öğretmen olarak sınıfta kaldık. Öğrenci olarak sınıfta kaldık. Ebeveyn olarak sınıfta kaldık. Çocuk olarak, eş olarak, imam olarak, cemaat olarak, dernek olarak ve STK olarak sınıfta kaldık. Dahası ve en acısı insan olarak sınıfta kaldık.

O facia ve akla zarar eylemi gerçekleştiren ve o olayda dahli olan öğrencilerin yaptıkları davranışın yanlışlığının büyüklüğü bir tarafa, asıl meselenin o gençlerin hangi ara bu zihin dünyasına sahip olduğunu sorgulamamız gerekiyor.Kutsal kitabımız ile bu kadar rahat dalga geçilmesi ve fiziki bir zarar verilmesi kalbin körlüğüne giden yolların taşlarıdır. Kendilerini harflerle büyüttüğümüz bu neslin ihyası ve inşası için taşın altına sadece elimizi değil, yüreğimizi de koymalıyız. Aksi takdirde üç kuşak birden sınıfta kalacağız. Rabbim, bizleri çocuklarımızla imtihan etmesin ve akıbetimizi hayreylesin. Âmin.

 
teknofest
Teknofest