Dolar (USD)
32.18
Euro (EUR)
35.00
Gram Altın
2499.16
BIST 100
10643.58
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

16 Nisan 2024

Siz hangi kitaptan mezunsunuz?

Zaman, an havliyle “la havle” çeker, ona bir anlam katmadıkça. Ona anlam katmak için de en çok yaptığımız şeylerden biri “okumaktır”. Kitap okumak… Tabi bu herkes için geçerli olmayabilir bu.

Kimilerimiz ona anlam telkin eden her şeyi anlamaya çalışma şeklinde başka, daha kapsamlı bir okuma biçiminin o gökyüzü kadar büyük şemsiyesi altında da yaşadı, yaşıyor... Mamafih kitap okuma dışında o kadar çeşitli okumalar, okuma biçimleri var ki...

Çok okumanın en hüzünlü yanı da hayatın çoğu zaman okunan onca kitabın altında kalması. (Bir Kitap, Kitap’larının, okuduklarının altında kalmayı, ona paralel bir hayat geliştirememiş olmayı eşekleşme olarak tanımlar.)

Fakat okuma eylemi aynı zamanda yaşamı enkaza çevirmeme neşesinin de zemini. Ona nasıl bir anlam katarak ayağa kalkacağımızı da gösteren bir yoldaş, aynı zamanda…

(Yine bir Kitap insana "seni bedbaht etmek için sözlenmiş değilim" der… Ah o bir Kitap neler söylemez ki…)

Bir ara Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar adlı kitabını okuma baskısı vardı memlekette. Okumadığım için hakkımda hukuki işlem başlatılacağını bile düşünmeye başlamıştım. Neredeyse kutsal kitabını okumayanın kınanmadığı kadar kınandığımı hatırlıyorum. Biraz unutuldu şükür. Epeyce hatmedilmiş olmalı. Gerekçemi "Ben tutunanlardanım." şeklinde açıklıyordum. Fazla ukalaca geliyordu. Fakat doğruydu. Yalan yoktu. Öyle büyük ve öyle mavi bir ipe tutunmuş haldeydim ki…

Neyse ki hemen hemen bana Tutunamayanlar'ı okumadığım için kem bakan kalmadı. Ya da var da belli etmiyorlar.

Söz konusu kitaba karşı bir kastım yok elbette. Sadece popüler okumalara dair baskının bunaltıcı olduğuna dair kuvvetli örnekti. Bu vesileyle asıl okuma eylemiyle ilgili başka bir konuya not düşmek istiyorum.

İnsanlar, özellikle okuyan insanlar, kendi okuma yolculuklarının aynını beklemeyi bırakmalılar. Kitaba, okumaya düşkün her insanın kendisine ait, kısmen nevi şahsına münhasır bir okuma yolculuğu var. Aşırı okuduğu dönemleri olduğu gibi, okuduklarını hazm etmek için bir süre okumayı bıraktığı, fetret gibi görünen ancak belki de o zamana dek okuduklarından asıl verimi almaya çalıştığı dönemler var.

Nerden bileceksiniz, malum sosyal medya meydanlarında okudukları kitapları üstüste dizerek "Bir ay içinde na(İzmir işaret kelimesi) bu kadar kitap okudum! İşte ben bu kadar çok okuyan da biriyim!" tarzı paylaşımlar yapmayanların daha çocukkenden beri koskoca bir kütüphanede sabahlamadıklarını... Evlerinin koca bir kütüphane olmadığını...

Herkes siz olmayacak. Ne yapsanız en etseniz bu olmayacak.

Herkes siz olduğunda en başta siz sıkılacaksınız ve bu sıkıntı "Hiç olmazsa ben başkası olayım." dedirtip sizi siz olmaktan, kimliğinizden bile vazgeçirecek bir değişime itecek.

Herkesi siz yapmayı bırakın.

Herkesi biz yapmayı da...

Siz siz olun.

Biz biz.

Veya şöyle daha mı kısa ifade edilir?

Herkes kendisi olsun.

Sanırım en iyi kanıtıdır okumuş olmanın; herkesin kendisi olabildiği bir toplum ve bir dünya!