Dolar (USD)
33.02
Euro (EUR)
35.95
Gram Altın
2548.70
BIST 100
11156.2
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

04 Aralık 2022

Sünnetullah

Sığ, dağınık yani bir sisteme, bir disipline uymadan yapılan okumaların kat be kat zararları olabilmektedir. Bunu dini konularda görmek artık rutin hale geldi. Gün yoktur ki bir makalede, bir programda ya da sohbette bu minvalde yanlışlarla karşılaşmayalım.

Kimi hataların ise vebali ağır olur. Cihad, şeriat, emr bil ma’ruf… gibi dini kavramlarla ilgili düşülen hataların vebali böyle olsa gerek, çünkü bu kavramlar üzerinden geliştirilen anlayışla, yaşanılan dini tecrübede başkasının canını da tehdit etmek mümkün olabilmektedir. Oysa dinde en dokunulmaz alan başkasının yaşam hakkıdır.

Her kavram için bu tür ağır veballer oluşmayabiliyor. Mesela sünnetullah gibi ya da takva gibi kavramlarda düşülen yanlış ve hatalarımızın telafisi pekâlâ mümkündür zira takva ya da sünnetullah üzerinden oluşturulacak dini yaklaşım ile başkasının canına, malına ya da ırzına müdahil olmak gerekmiyor. Gerçi dileyen grupçu oluşumlar her meseleyi bahane ederek başkasının özgürlük alanını daraltabiliyor.

Bu tür mağduriyetlerin önüne geçmek için Kur’an’î kavramların neliği de önem arz eder. Bu sebeple bu nevi kavramlara dair bilgi kitabi olmak zorundadır. Çünkü toplumda uysa da uymasa da anlayışıyla serdedilen dünya kadar Kur’an-ı Kerim’e özgü kurallar vardır. Bunun önüne geçilir ise hem Allah Subhanehu Teâla’nın son kitabı daha iyi anlaşılıp kavranır hem de insanların hayatlarına verecekleri yön bu kavramlarla daha müstakim olur.

Ben de Sünnetullah kavramı ve dolayısıyla bu kavram üzerinden kurulan düşüncelerle ilgili hala yanlışlıkta ısrar edenleri görünce bugün bu kavramı yazmayı gerekli gördüm. Çünkü en olmaz yerde, “Sünnetullah böyledir ve değiştirilemez!” ya da “Bu sünnetullaha aykırıdır” diye verilen hükümler doğru olmadığı gibi, söz konusu yaklaşım Kur’an’î hikmete de mugayirdir.

Pek çok platformda dinlediğimiz Hocaların, eserlerinden okuduğumuz alimlerin ve ilahiyat alanında titr sahibi akademisyenin sünnetullah kavramını gelişi güzel kullandıklarını görmek üzüntü verici bir durumdur.

Bunun dışında kimi “Kur’an Müslümanları” ya da “Bize Kur’an yeter!” gibi büyük büyük iddia sahiplerinin de sünnetullahı gelişi güzel ve Kur’an-ı Mubin’in yüklediği anlamın dışında kullanmaları üzüntü vericidir. Anladım ki pek çok konuda olduğu gibi bu kavramın da böyle hoyratça istimalinin sebebi ezberciliktir. Ki bizim de kimi konularda düştüğümüz hatalı bu durum oldukça sorunlu bir yaklaşımdır.

İşin daha üzüntü verici bir yönü,

Geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı bir profesör sünnetullahı anlatırken erozyon dedi, iklim dedi, deprem, fay hattı dediama bir türlü Kur’an-ı Kerim’de Âlemlerin Yegâne Sahibi’nin anlattığı şekliyle sünnetullahtan bahsetmemesidir. Anlaşılan o ki bu ilahiyatçı hocamız bir tek kereliğine bile olsun sünnetullahın ne olduğunu merak etmiş değil, kendisine ortaokul ya da lisede anlatıldığı bilgiyle sünnetullahı anlattı durdu. Elbette uzmanı olduğu alanı iyi biliyordur hocamız, hakkını teslim etmek lazım. Gönül, sunucu sünnetullahı sorarken, bu konuyu bilmiyorum demesini arzu ederdi, demedi. İlm(in)e yakışan, “bilmiyorum” idi, bilmezliği yakıştırmadı kendisine ki diyemedi. Belki de konuyu bildiğini zannettiği için bilmiyorum demedi ve soruya cevap verdi, lakin verdiği cevap doğrudan uzaktı hocamızın.

Cemaatlerde, televizyonlarda, vaaz kürsülerinde, sohbetlerde hocalar anlamını bilmeden sünnetullahı böyle mesnetsiz kullanırken adeta Âlemlerin Rabbi Allah’a cc sınır biçtiklerini de fark etmiyorlar. Bunun için, mesela ateşin yakma özelliği için hiç düşünmeden ve büyük bir marifetmiş gibi “Allah kendisini sünnetullah ile bağlamış(!)” diyebiliyorlar. Bu yaklaşımla hocalar pek tabii bizim “mucize” dediğimiz ama Kur’an-ı Mubin’in “ayet” diye isimlendirdiği “tabiatın olağan akışını bozan” İlahi uygulamaları “ama öyle değil…” diyerek tebdil, tahrif ediyorlar.

Nedir, Ne Değildir Sünnetullah?

Sizi;

Sünnet nedir?

Resulullah’ın Sünneti nedir?

Öncekilerin, ashabın vs sünneti nedir?..

Gibi soru ve cevaplarıyla yormayı düşünmüyorum. Neticede yazdıklarımız yüksek lisans ya da doktora tezi değil. Hem bu tür açıklamalardan bıktığınızı kendimden biliyorum.

Sünnetullah, ciddi çalışma ürünü olan İbn Manzur’a ait “Lisanu’l Arab” ya da Ragıp İsfehani’nin “MÜFREDAT”ı gibi sözlüklerde birbirine yakın anlamlarla, “bir şeyi açıklığa kavuşturmak, (iyi ya da kötü) yeni bir yöntem ortaya koymak” anlamındaki “senn” kökünden türeyen sünnet ile Allah lafzından oluşan sünnetullah terkibi “Allah’ın belirlemiş olduğu yasa/kanun ve nizam” anlamına gelmektedir.

Sünnetullah Kur’an-ı Mecid’e has bir tabirdir. İslam öncesi Arap toplumunda “sünnet” sözcüğü kullanılmasına rağmen bir kavram olarak sünnetullah ilk defa Kur’an-ı Mubin’de yer almıştır.

Devam edeceğiz, İnşaAllah…

 
VF kat sağ