Dolar (USD)
32.93
Euro (EUR)
35.81
Gram Altın
2536.01
BIST 100
11172.75
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

26 Aralık 2020

Tefekkür lazım

Son dönemlerde her türlü konunun kamuoyunda çatışmacı bir dil ve taraftarlıkla ele alınıyor olması, insanların ciddi olarak enerjilerini yanlış yerlere harcamaları ve patinaj yapmalarını sonuçlamaktadır.

Öncelikle bunun bir ekonomi politiğine bakmak gerekir. Toplumda çok farklı meslekler, insanlar arası ilişkiler ile siyaset ve toplumsal ilişkilere baktığımız zaman, yıllardır aynı kalan pastadan nasıl pay alınacağına dair bir tartışma olduğunu görmekteyiz. Dolayısıyla nüfusun artması, imkanların çoğalmasıyla eşgüdümlü olarak pastanın da büyütülmesi beklenirdi. Bunun temel sebebi de sadece ekonomik anlamda değil, sosyal, kültürel, entelektüel vb. anlamda giderek kendisini gösteren üretimsizliktir.

Geçen yazımda İlahiyatın dili konusunu yazarken, Türkiye’de son dönemdeki tartışmalara dikkat çekmiştim. Bu tartışmaların aslında konusu çok farketmiyor; çünkü dil sürekli “içeridekiler” ve “dışarıdakiler” listesi yaparak ve ötekileştirerek kendisini gösteriyor. Bu ise kısır çekişmelerin ve verimsizliklerin en temel göstergesi olarak kendisini faş ediyor.

Son dönemdeki tartışmalar ve dil dikkate alındığında, bunların birer düşünce ve tefekkür olduğunu iddia edebilir misiniz? İşi gücü bırakıp da kimin iman edip etmediğini, konumunu tartışmanın kime ne faydası vardır Allah aşkına? Hepimiz dünyada eylediklerimizden hesaba çekileceğiz ve Allah bu hesap gününün de yegane sahibidir. İnanan inanır inanmayan inanmaz.

Bizim daha önemli soru(n)larımız olmalı değil mi? Şu anda küresel ölçekte büyük bir gelir adaletsizliği var. Dünyada yaşayan insanların büyük bir çoğunluğu açlık ile boğuşuyor. Bu gelir adaletsizliğini nasıl düzelteceksiniz? Nasıl bir dünya sistemi hayaliniz ve en önemlisi öneriniz var? Şu anda uzmanların ifade ettiği gibi dünyayı gelecekte ve özellikle pandemi sonrasında bir kuraklık ve belki de gıda sıkıntısı beklemektedir. Bu konuda ne diyorsunuz?

İnsan denilen varlığın doğası Habermas’ın da belirttiği üzere tehdit altında. Neredeyse yeniden yaratılan insanın değiştirilmeye çalışılan doğası bizzat insanlığa büyük bir tehdit olarak ilerliyor. İnsanı büyük bir risk olarak gören küresel sistem, onu kendi ağları ve rotasında tutmak için ruhu ve bedenini temellük etmeye çalışıyor. İnsanlığın gelecekteki muhtelif çatışmalarını önlemek üzere din nasıl bir işlev görmelidir sorusu yerine din sürekli çatışmanın bir aracı haline getirilmek isteniyor bazıları tarafından.

Eğer dinin önemli ve kapsayıcı olduğunu düşünüyorsak, bu durumda şu anda yaşadığımız insanlık sorunlarına nasıl cevaplar verileceği üzerine odaklanmak gerekiyor. Dünyaya cevap verebilme kapasitesini yitirmiş olan bütün ideoloji ve dinler bir bir tarih sahnesinden silinmek durumundalar. Burada geçmişte üretilen dinsel formları cevap şeklinde sunmanın işe yaramayacağı anlaşılmalı. Yeni sorunlar ve formlar var.

Ben Müslümanlardan iki şeyi özellikle bekledim. Birincisi, 1970’lerden başlayarak şikayet edilen unsurlardan azade kendisine referans duyulan bir kimlik oluşturmaları. İkincisi de, dünyanın asla sırtını dönemeyeceği tefekkür ve önerilerle gündemde olmayı.

Dikkat etmişseniz her ideoloji, düşünce, din ve felsefi görüş bir tefekkür ortaya koyamayınca hamasete sarılıyor ve bu da onların gerçeklikten kaçmalarını kolaylaştırıcı bir işlev görüyor. Zaten gerçeklikten kaçmaya başlayınca, sorunları isabetle tespitten tefekküre kadar giden süreç de berhava oluyor.

Hiç kimse kusura bakmasın ancak, solcusu, liberali, İslamcısı aynı handikapın içinde. Hepimizin ortak ihtiyacı düşünce ve tefekkürdür.

 
VF kat sağ