Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement
Diyanet Vakıf


Yüksek irfan ve değer

Yüksek teknoloji ulaşılması mutlak olan tek amaç değildir. Zira, bilim ve teknikte hedef, insanlara, canlılara (nebatât ve hayvanât) ile cansızlara (cemâdât) faydalı olmaktır. Veya hiç olmazsa zarar vermemektir. Değerden uzak, ahlâk, vicdan ve merhametten yoksun (yüksek) teknolojinin bir yararı olması mümkün değildir. 

İrfanın hedefi ve amacı, hakikate ulaştırmaktır. Amacın gerçekleşmesi için güçlü bir seziş olmalıdır. Bilmek ve anlamak, bu sezmeyi ruhlara taşıyan en önemli vasıtalardır. İrfan, kültürün karşılığı olarak da kabul edilmektedir. Bir başka ifadeyle irfan bir anlamda kültürdür. Dolayısıyla bilgi, zekâ ve tecrübenin iş birliğiyle zihin kemâle erer, böylece irfan inşa edilir. Nihayetinde biliş, anlayış ve güçlü seziş yeteneğiyle birlikte görgü ve sezgiden gelen ruh uyanıklığı irfanı ortaya çıkarır. 

Ruhun uyanmasıyla arınma başlar. Kendini bilmeye, tanımaya çalışan kimse, Rahman’a doğru hicrete ve miraca yönelir. İstikamet için, Rabb’i bilmek ve tanımak gerekir. Rabb’ini bilmeyeni Şeytan, nefis ve şehvet terbiye eder(!). Şerrin yolunu tercih edenler, irfan bahçelerinin nadide ıtırlarını duyamaz, güzelliklerini göremez. Ancak tefekkür etmek ve derin düşünmek ile yüksek irfana ulaşılabilir. Kişinin kendisinden başlayan sefer, Yaratan’a ulaşıncaya kadar irfan refakatinde olursa, istikamet Hakk’ın dosdoğru yolunu gösterecektir.

İrfan için, az yemek, az konuşmak ve az uyumak temel ilkelerdir. Amelleri ve faziletleri çoğaltıp, emel, arzu ve istekleri azaltmak, irfan yolcularının prensipleridir. Yüksek irfan yolu, Hakk’ın yoludur. Rahman’a bu yolla ulaşılır. Dünyevî istekler, mal ve servetler, kişiyi, irfan ehlinden uzaklaştırır. Karun’un hazineleri, gurur, zillet ve hezimet getirmiştir. İbrahim’in irfan yolu, Davud ve Süleyman’ın tevhidî zenginliğini taşımıştır. 

İlerleme ve terakkiye, büyüme ve gelişmeye, muvahhitler yolundan gidilirse, yüksek irfan hedefine ulaşır. Kalbin Allah’la hayat bulması, hakikatte gönüllere Hakk’ın doğmasından başka bir şey değildir. O kalpleri, Rahmanî nurdan başkası doyurmaz ve aydınlatmaz. Işık, nur ve İşrak, aşkullahla gerçekleşir. Aksi takdirde Gazâlî’nin dediği gibi, helak yakındır. 

İstikametin yolunu uzatmak, irfan yolundan sapmamakla mümkündür. ‘Kalbe atılan nurla iç aydınlığa ulaşılır, yani sezgi gerçekleşir. Akıbet de hayırla sonuçlanır. Kalp gözü ilâhî hakikatlere açılır ve gerçekleri görür. Bayezid-i Bistâmî’nin ifadesiyle irfan yolcusu, ‘rüyada bile Allah’tan başkasını görmez. İrfana tâlip olan sadece bu dünyada değil, iki dünyada da gariptir. Zira zahit bu dünyayı, ârif ise iki cihanı da terkedendir.

Gazâlî’nin irfanı anlatırken ifade ettiği gibi, Allah ve kulun kalbi arasında kurduğu ‘aşkın’ irtibat ne güzel bir bağdır. ‘Kalbine gelen nurla birlikte, kul, daha önce isimlerini bildiği şeyleri açık olarak görmeye’ başlar. İrfan, çile ister, emek ister, aşk ister. Bunun karşılığında Hakk, cömertliğini gösterir. Cemal sıfatıyla güzellikler ve lütuflar kapısını açar. Celal sıfatıyla sıkıntı, cefa ve ezanın önündeki engelleri kaldırmaz. 

Kul, irfanı elde edinceye kadar, aklıyla, ruhuyla ve kalbiyle tüm imtihanların hedefi haline gelir. Kahır ve lütuf, nar ve nur, nimet ve külfet sınavları, âriflerin imtihanlarıdır. Onlar ki, zikri geçenler arasında bir fark görmez. Kalpleri ve baş gözleri, Rahman’ın verdiği her şeyin kabul halini yaşar. Zira onlar rıza makamının taliplileridir. Maksatları Azim Olan Allah’tır. Ve O’nun rızasını kazanmak ve ona nâil olmak isterler. 

İrfan yolcusu, sükûn ile hareketi, huzur ve tasayı en üst seviyede yaşayandır. Şiblî’nin şu güzel ifadeleri bu hali ne güzel anlatmaktadır: “Ârif bahar gibidir; bir taraftan gök gürler, şimşekler çakar, öbür taraftan çiçekler açar, kuşlar ötüşür”. Ârif, benliğinde yok olup, Hakk’la beka bulur. Geçmişin tecrübe ve imtihanları, ârif için, geride bırakılmış, unutulmuş dünyevî hallerdir. Geleceğin bilinmezliği, el-Âlîm’e iltica etmeyi gerektirir. (Süleyman Uludağ, ‘marifet’, TDV İslâm Ansiklopedisi, Ankara 2003, 28/54-56)

Şu halde özü ve mahiyeti aynı olan irfan yolcusu, Kur’ân’ın evrensel değerlerini kendisi için cihanşümul ilkeler manzumesi olarak kabul eder. 

Medeniyetimizin ihyasında yüksek tefekkür ve yüksek teknolojiyle birlikte yüksek bir irfan ve değer müktesebatı harekete geçirilmelidir ki, dünyevî ve uhrevî maksatlar hâsıl olsun. Böylece Hakk’ın dileği gerçekleşsin; nihayetinde O’nun rızasına uygun bir insan ve toplum inşa edilsin.