0
"Muhammed Buazizi, 17 Aralık 2010'da kendini yaktığında Arap ülkeleri için de bir değişimin kıvılcımı ateşlemiş oldu. Buazizi, Tunuslu bir seyyar satıcıydı. Ailesini geçindirmek için bu işi yapmaya mecburdu. Çünkü başka iş yoktu ama polis, arabasına el koydu. Buazizi, geri almak istedi fakat belediye kapısından çevrildi. Ve sonrasında kendini ateşe verdi..."
Öyküde geçen 17 Aralık 2010 tarihinden sonra Ortadoğu'da hiçbir şey eskisi gibi olmadı…
Tunus'ta başlayıp birçok ülkeye yayılan ve adına "Arap Baharı" denilen süreç, tam olarak tabandan tavana doğru ilerleyen "doğrusal bir devrim hareketi"ydi ve bu devrim hareketi bugüne kadarki tepeden indirgemeci müdahaleler neticesinde oluşmuş tüm adaletsizliklerin sonunu getirecek kıvamdaydı. Ne var ki, Ortadoğu halklarının bu uyanışı bir süre sonra Batı emperyallerini ürkütünce direkt ve endirekt müdahaleler başladı. Zira baharın ilk aylarında halk hareketlerine "demokratik hareketler" diyerek destek veren Batılılar, Müslüman ülkelerin başına monte ettiği kukla yöneticilerin devrileceğini gördü ve "demokratik halk hareketlerine" karşı müdahaleler başlattı.
Kuşkusuz bu müdahalelerin en kanlı olanı Mısır'daki darbeydi. Muhammed Mursi, iktidara geldikten kısa bir süre sonra kanlı bir askeri darbeyle iktidardan alaşağı edildi.
Sonrası malum…
İslam coğrafyasına müdahaleler ardı ardına geldi.
Belli ki Batı kolonyalizmi, 100 yıldır tarlasını sürdüğü Ortadoğu'da uyanışların ve inkılap hareketlerinin kendi aleyhine gelişmesine rıza göstermiyor, bu coğrafyada milim mevzi kaybetmek istemiyordu.
Bu nedenle karanlık odalarda hazırladıkları kapsamlı ve uzun vadeli bir eylem planını hayata geçirdiler. Ortadoğu ülkelerinin bağrına bir hançer gibi sapladıkları terör örgütlerini ve vesayet odaklarını göreve çağırdılar.
Sisi, Esad, DAEŞ, PKK/PYD, FETÖ bunlardan bir kaçıydı.
Plana göre, yuları Batı'nın elinde olan tüm vesayet odakları bulundukları ülkede "mikser" görevi görecek, "2.Sykes-Picot Dönemi"nin tesisi için müdahaleye psikolojik zemin hazırlayacaktı.
Ve nihayet kirli planı uygulamaya başladılar…
Mursi'ye müdahale etmeden önce Mısır'ın tüm satılık gazete ve televizyonlarından Mursi hakkında kara propagandaya başlandı. Mursi'nin anayasayı kendi lehine değiştirmek istediği, yargıyı kendi kontrolüne almak istediği tezviratları yapıldı.
Aynı tarihlerde FETÖ de Türkiye'de göreve çağrıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "teröre destek verdiği" tezviratları havada uçuşmaya başladı. FETÖ, Erdoğan'ın devrilmesi için tüm elemanlarını sahaya sürdü. Gezi kalkışması, 17/25 Aralık darbe girişimi, MİT tırlarının durdurulması ve Kobani olayları, Erdoğan'ın iktidardan alaşağı edilip Lahey'de yargılanmasına yönelik girişimlerdi. Bu kirli girişimlerin başında FETÖ olduğu görünse de işin arka planında Batılı kolonyalistler vardı ve sahnelenen perde Ortadoğu için kurgulanan eylem planının Türkiye ayağını oluşturan perdeydi.
Büyük bir ferasetle bu kirli planı gören ve deşifre eden Erdoğan oldu.
Gezi kalkışmasında Erdoğan'ın yakınında olanların bile "kutuplaşmanın neticesi" diye nitelendirdiği kirli plan, Erdoğan tarafından "üst aklın planı" şeklinde tanımlandı ve fatura çok doğru bir faile ciro edildi.
Tüm bunlar olurken Batılılar boş durmuyor, eş zamanlı müdahaleler gerçekleştiriyor, Arap Baharı'nı tersine çeviriyordu. Devrilen diktatörler tekrar iş başına geri getiriliyor, halk hareketleri bastırılıyordu.
Fakat her şeye rağmen ters giden bir şey vardı!
Erdoğan, tüm müdahalelere rağmen yıkılmıyor, aksine daha güçlü bir şekilde halkın desteğini alarak ayakta kalmayı başarıyordu.
Ortadoğu'da "dominonun devrilmeyen tek taşı" Erdoğan'dı.
DAEŞ, PKK ve DHKP-C eş zamanlı olarak Türkiye'ye saldırıyor, FETÖ kamikaze eylemleri yapıyordu. Üst akıl, Erdoğan'ı da devirerek halkayı tamamlamak istiyor, fakat bunu bir türlü başaramıyordu.
Derken düğmeye tekrar bastılar.
15 Temmuz'da ülkeyi işgal edecek, Erdoğan'a kelepçe takıp Adalet Divanı'nda yargılayacak ve Erdoğan'ın yerine "Türk bir Sisi"yi iş başına getireceklerdi.
Ancak "kaderin üstündeki kader" buna izin vermedi. Bu planları da tutmadı. Erdoğan'ın bir çağrısı milyonları sokağa indirmeye yetti. Türkünden Kürdüne, sağcısından solcusuna kadar herkes meydanlara indi ve iradesine sahip çıktı.
Ne var ki, 2.Sykes-Picot'u hayata geçirmeye ant içenler pes etmedi, etmiyor!
Şimdi yeni bir deneme daha yapıyorlar.
Katar üzerinden yapılan bir deneme bu!
Katar'ı ablukaya aldılar. Ablukaya alanlar Arap ülkeleri gibi görünse de aslında yine perdenin arkasında "üst akıl" var.
Eğer bu deneme başarılı olursa, bir sonraki abluka Türkiye'ye karşı olacak.
Zira Katar'a yapılan suçlamaların "geçer akçe" olması demek, Türkiye'nin de bu suçlamalarla ablukaya alınması demek. Katar için "Müslüman Kardeşler ve Hamas'ı destekliyor" demek, Türkiye için de "Müslüman Kardeşler ve Hamas'ı destekliyor" demek. Dolaysıyla Katar'a söylenenleri Türkiye'ye "copy/paste" yapacak ve Türkiye'yi kuşatma altına almaya çalışacaklar. CHP'nin "sözde adalet yürüyüşü" ile sokakları hareketlendirip müdahaleye davetiye çıkartacaklar. PYD'den, verilen silahların namlusunu Türkiye'ye çevirmesini isteyecekler.
Bunun ilk işaretlerini "Türkiye de abluka altına alınmalı" diyen "darbeci Sisi" verdi zaten.
Her şey gayet açık ve net!
Kapitalistler, İslam'a ve Müslümanlara karşı savaş açmış durumda.
Şimdi soru şu:
Biz, "Erdoğan bizim için bir 'mana'dır" diyor ve bu mananın tecessümü olan Erdoğan'ın arkasında duracağımızı ilan ediyoruz.
Peki siz…
Bu kadar kirli plan varken, tüm dünya müstekbirleri bir olup Türkiye'ye saldırıyorken, İslam coğrafyasının tarlasını bir 100 yıl daha sürmek için salya akıtıyorken…
Tüm bunlara karşı dimdik ayakta duran ve direnen Erdoğan'ın yanında mısınız? Değil misiniz?
Direnişin kalesi olarak anlamlaşan Tayyip Erdoğan'ın arkasında mısınız? Değil misiniz?
Artık kaçak güreşmeyin!
Açıkça safınızı belli edin!