2025 Aralık ayının son günlerinden itibaren başlayan hükümet karşıtı gösteriler, hızla ülke geneline yayıldı ve rejimin otoriter yapısına karşı bir isyan dalgasına dönüştü. Bu hareket, ekonomik sıkıntılar, siyasi baskılar ve uluslararası izolasyonun birikmiş öfkesini yansıtırken, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini sarsma potansiyeli taşıyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın protestoculara yönelik "yardım yolda" vaadi, bu krizi uluslararası bir arenaya taşıdı. Ancak bu vaat hem İran rejiminin şiddetini artırdı hem de komşu ülkeleri alarma geçirdi. Bu analizde, krizin kökenlerini, aktörlerini, ekonomik ve askeri boyutlarını inceleyerek, olası sonuçlarını değerlendireceğiz. Amacımız, bu karmaşık tabloyu özgün bir bakışla aydınlatmak ve geleceğe dair senaryoları tartışmak.
GÖSTERİLERİN KÖKENLERİ
Protestoların kökenine bakıldığında, İran'ın uzun süredir biriken sorunları göze çarpıyor. Yüksek enflasyon, işsizlik ve yaptırımların sebep ekonomik çöküş, halkı sokaklara döken ana etkenler arasında yer alıyor. Özellikle genç nüfus ve kadınlar, rejimin katı Şii yorumuna dayalı politikalarına karşı seslerini yükseltiyor. Bu gösteriler, 1979 Devrimi'nin mirasını sorgulayan bir nitelik taşıyor; o dönemde vaat edilen özgürlükler ve refah, bugün baskı ve yoksullukla özdeşleşmiş durumda. Protestocular, rejimin vekil savaşçılara ve nükleer programına harcanan milyarlarca doları eleştirirken, günlük hayatın zorluklarını ön plana çıkarıyor. Örneğin, petrol gelirlerinin büyük kısmı askeri harcamalara ayrılırken, temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat artışları halkı bezdirmiş durumda. Bu bağlamda, gösteriler sadece ekonomik bir isyan değil, aynı zamanda kültürel ve siyasi bir başkaldırı olarak değerlendirilebilir.
ABD MÜDAHALESİ TERS TEPEBİLİR
ABD'nin müdahalesi, krizi yeni bir boyuta taşıdı. Trump'ın sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamalar, protestoculara moral verirken, rejimi de kışkırtmış görünüyor. "Yardım yolda" ifadesi, muhtemelen diplomatik destek, yaptırımlar veya askeri yardım anlamına geliyor. Ancak bu vaat, geçmişteki benzer müdahaleleri akla getiriyor; örneğin Venezuela'daki Maduro rejimine karşı benzer retorik kullanılmıştı ama somut adımlar sınırlı kalmıştı. Trump'ın yaklaşımı, ABD'nin Orta Doğu stratejisini yansıtıyor: İran'ı çevreleme politikası, İsrail ve Suudi Arabistan gibi müttefiklerle koordineli yürütülüyor. Ancak bu strateji, bölgesel aktörlerin yeni bir tutum takınmasına sebep oldu: Körfez ülkeleri, hava sahalarını Amerikan askeri uçuşlarına kapattılar ve operasyona karşı durdular.
Bu tutum, hem ekonomik çıkarları hem de güvenlik kaygılarını yansıtıyor. Örneğin, Türkiye'nin İran'la yıllık 11 milyar dolarlık ticaret hacmi, herhangi bir yaptırım veya çatışmayı riskli kılıyor.
Rejimin tepkisi ise son derece sert oldu. Ordu ve İslam Devrim Muhafızları'nın (IRGC) ülke genelinde konuşlandırılması, gösterileri bastırmada etkili bir araç haline geldi. Başsavcı Muhammed Muvahidi Azad'ın "Allah’ın düşmanı" ilan ettiği protestoculara yönelik idam tehditleri, insan hakları ihlallerini doruğa çıkardı. Tahminlere göre ölü sayısı binli rakamları aşarken tutuklu sayısı 10.000'i aştı. Bu rakamlar, uluslararası insan hakları örgütleri tarafından doğrulanıyor ve rejimin vahşetini gözler önüne seriyor. Rejim, protestoları dış müdahalelere bağlayarak milliyetçiliği körüklemeye çalışıyor; ancak bu strateji, iç bölünmeleri derinleştiriyor. Özellikle etnik azınlık bölgelerinde, baskılar ayrılıkçı eğilimleri tetikliyor. Kürt, Beluç ve Arap toplulukları, rejimin zulmünden en çok etkilenen gruplar arasında.
Bölgesel aktörlerin tutumları, krizin yayılma potansiyelini belirliyor. Körfez ülkeleri gerilimin düşürülmesi çağrısında bulunurken, kendi çıkarlarını korumaya odaklanıyor. Bu ülkeler, İran'ın petrol üretiminin kesilmesi durumunda küresel piyasalarda oluşacak boşluğu doldurabilir; ancak bir abluka veya çatışma, petrol fiyatlarını 5-10 dolar artırabilir. Çin, İran petrolünün en büyük alıcısı olarak (günde 3 milyon varil), herhangi bir kesintiye karşı temkinli. Pekin, ekonomik çıkarlarını ön planda tutarak, ABD'nin yaptırım tehditlerine rağmen ticaretini sürdürüyor. Benzer şekilde, Avrupa ülkeleri gibi Almanya, Fransa ve İngiltere, diplomatik yollardan çözüm arıyor. Bu çağrılar, Trump'a yönelik bir uyarı niteliğinde; zira bir ABD saldırısı, küresel ekonomiyi sarsabilir.
AMERİKAN MÜDAHALESİNİN ASKERİ VE EKONOMİK BOYUTU
Askeri boyut, olası bir müdahalenin zorluklarını ortaya koyuyor. ABD, bölgedeki üslerini kullanmak zorunda: Katar'daki El Udeid, BAE'deki El Dafra ve Türkiye'deki İncirlik. Ancak bu ülkeler, İran'ın misilleme tehditleri karşısında net tavır aldılar ve kullandırtmayacaklar. İran'ın balistik füze ve insansız hava aracı (İHA) cephaneliği, son İsrail savaşında bile kapasitesini korudu. Bu cephanelik, binlerce füzeyi içeriyor ve bölgesel hedefleri vurma yeteneğine sahip. ABD Donanması'nın 5. Filosu, Basra Körfezi'nde varlık gösterse de, uçak gemilerinin olmaması lojistik sorun yaratıyor. USS Abraham Lincoln'ün yakında gelmesi bekleniyor, ancak uzun süreli bir operasyon için yetersiz. Hedefler arasında nükleer tesisler, komuta merkezleri ve askeri üsler var; bunlar 1.64 milyon km²'lik alanda dağılmış durumda. Bu, tek bir saldırı değil, sürekli bir harekât gerektiriyor.
Ekonomik etkiler, krizin en kritik yönlerinden biri. İran'ın petrol ihracatı, küresel arzın önemli bir parçası. Bir kesinti, fiyatları hızla yükseltebilir ve özellikle Çin gibi ithalatçıları vurur. Trump'ın İran'la ticaret yapan ülkelere %25 gümrük vergisi tehdidi, retorikten öteye gitmedi. Örneğin, Venezuela'da benzer tehditler uygulanmadı; Çin, Türkiye ve BAE gibi ülkelerle ticaret devam ediyor. BAE'nin ABD'ye yaptığı 200 milyar dolarlık yatırımlar, Boeing uçak alımları dahil, yaptırımları imkânsız kılıyor. Bu durum, ABD'nin seçeneklerini sınırlıyor. Yaptırımlar zaten doygunluk noktasında; siber saldırılar veya hibrit yöntemler ise kısa vadeli çözümler sunmuyor.
İRAN’IN ETNİK DİNAMİKLERİ
Etnik dinamikler, İran'ın iç bütünlüğünü tehdit ediyor. Nüfusun %5’ini oluşturan Kürtler, Kürdistan ve Luristan gibi bölgelerde aktif. Bu gruplar, ayrılıkçı terörist örgütlerle bağlantılı ve Suriye'deki terörist YPG gibi oluşumlarla işbirliği potansiyeli taşıyor. Beluçlar, Sistan ve Beluçistan eyaletinde silahlı mücadele veriyor; Pakistan'daki benzer gruplarla sınır ötesi bağları var. Arap nüfus (%2), Huzistan'da baskı altında ve Suudi Arabistan'la kültürel bağları nedeniyle dikkat çekiyor. Azerbaycan ile diğer Türk boylarının toplamı (%53) ve diğer azınlıklar, kriz derinleşirse dış destek arayabilir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyyeti, İran’daki akrabalarının bu olaylara karışmalarına şiddetle karşı çıkıyorlar. Bu yüzden İran’daki muhalif gösteriler rejimi riske edecek boyuta ulaşamadı. Ancak bu durum, önümüzdeki süreçte İran’ı Türkiye ve Azerbaycan’a karşı çok daha temkinli ve dikkatli davranmasına sebep olacaktır. Çünkü İran, her iki devletin kendi içindeki etkisini çok net biçimde görmüştür.
Bu etnik çeşitlilik, rejimin baskısını artırırken, dağılma riskini de yükseltiyor. Irak'tan gelen "gönüllü" milisler, İran destekli gruplar gibi Kata'ib Hizbullah, krize yeni bir cephe ekliyor. Afganistan'daki Taliban yönetimi ise mülteci tehdidi nedeniyle sessiz.
İsrail'in rolü, krizi karmaşıklaştırıyor. Netanyahu hükümeti, İran'ı en büyük tehdit olarak görüyor ve misilleme hazırlıklarında. Uçaksavar savunmasını güçlendirmesi, olası bir füze saldırısına işaret. İsrail, Suriye üzerinden operasyon yapabilir; ancak bu, Türk üslerini riske atar. Türkiye'nin Suriye'deki varlığı, İsrail-Türkiye gerilimini artırıyor.
Kürt ayrılıkçılığı, Ankara için bir kabus; İran'daki ayrılıkçı Kürt terör hareketi, Suriye’nin kuzeyine yayılabilir.
İRAN’A SALDIRININ ENERJİ KAYNAKLARINA ETKİSİ
Potansiyel sonuçlar, bölgesel bir savaşa dönüşme riskini içeriyor. Eğer ABD saldırırsa, İran'ın ablukası Basra Körfezi'ni kapatabilir; bu, küresel petrolün %25'ini ve doğalgazın %20'sini etkiler. Etnik çatışmalar, mülteci akınları ve vekalet savaşları tetiklenir. Dış müdahale olmasa bile, rejimin vahşeti devam eder ve 1979 benzeri bir devrim yaşanması bekleniyor ABD tarafından. Trump'ın Şah Rıza Pehlevi II ile görüşmesi, muhalefete sembolik destek; ancak sokaklardaki değişim için yetersiz.
Sonuç olarak, İran krizi, iç ve dış faktörlerin iç içe geçtiği bir düğüm. Rejimin baskısı, protestoları büyütürken, ABD'nin vaadi umut verse de riskleri artırıyor. Bölgesel aktörlerin temkinliliği, küresel ekonomiyi koruma çabası. Ancak bu denge kırılırsa, Orta Doğu yeni bir kaos dönemine girebilir. Çözüm, diplomatik müzakerelerde yatıyor; aksi takdirde, volkanik patlama kaçınılmaz.
KRİZİN DERİN KÖKENLERİ VE TOPLUMSAL DİNAMİKLER
İran'ın toplumsal yapısını anlamak, krizin nedenlerini kavramak için elzem. Ülke, Fars egemenliğinin yanı sıra, baskın Türk kimliği ve çeşitli etnik gruplardan oluşuyor. Bu çeşitlilik, tarih boyunca birlik ve ayrılık arasında salınmış. 1979 Devrimi, milliyetçilik ve Şii kimliğiyle bu grupları birleştirmişti; ancak bugün din, bölünme kaynağı. Ekonomik eşitsizlikler, azınlık bölgelerini daha fazla etkiliyor. Protestolar, bu bölgelerde genel grevlerle destekleniyor; yedi ayrılıkçı Kürt terör örgütü, rejime meydan okuyor.
Beluçlar, yoksulluk ve marjinallik nedeniyle isyanda. Mübarizun Halk Cephesi, silahlı mücadeleyle dikkat çekiyor. Pakistan'daki Beluç hareketiyle bağlantıları, sınır ötesi gerilime sebep oluyor. Hindistan'ın bu gruplara desteği iddiaları, Türkiye-Pakistan-Suudi ittifakını rahatsız ediyor. Arap toplulukları, petrol zengini Huzistan'da baskı altında. Riyad'ın kültürel bağları, müdahale gerekçesi olabilir. Bu gruplar, krizde dış yardım ararsa, İran'ın parçalanması gündeme gelebilir.
Rejimin stratejisi, bu etnik gerilimleri bastırmak üzerine kurulu. Ancak vahşet, ters etki yapıyor. Luristan'daki Luriler ve diğer azınlıklar, şiddetten payını alıyor. Ölü sayısının artması, Fars topluluğu ile etnik çatışma riskini yükseltiyor. Rejim, dış düşmanları suçlayarak birlik sağlamaya çalışıyor; ancak nükleer program ve vekalet savaşlarının maliyeti, halkı yabancılaştırıyor.
ULUSLARARASI MÜDAHALELERİN SINIRLILIKLARI
ABD'nin seçenekleri sınırlı. Trump'ın retoriği güçlü, ama pratikte zorluklar var. Bölgesel üsler olmadan operasyon zor. Katar, Suudi Arabisten ve BAE, misilleme korkusuyla hava sahalarını Amerikan askeri operasyonlarına kapattılar. Türkiye'nin İncirlik'i kullanması, Erdoğan-Trump ilişkisine bağlı; ancak Suriye ve Gazze gibi konularda işbirliği olsa da, ayrılıkçı Kürtçü terör sorunu engel. İsrail'in katılımı, ABD'yi daha fazla yükümlü kılıyor. Netanyahu, İran'ı "yarım kalan iş" olarak görüyor; ancak Suriye rotası riskli.
Ekonomik yaptırımlar, etkisini yitirmiş. Çin'in İran petrolüne bağımlılığı, ABD'yi zorluyor. Ticaret savaşları sonrası %10 gümrük vergisi anlaşması, yeni artışları engelliyor. Türkiye ve BAE'nin ticaret hacimleri, yaptırımları imkânsız kılıyor.
OLASI SENARYOLAR VE RİSK DEĞERLENDİRMESİ
En kötü senaryo, bölgesel savaş. İran'ın ablukası, küresel enerji krizine yol açar. Etnik çatışmalar, mülteci akınları tetikler. Afganistan'daki 2.4 milyon İranlı mülteci, sınır dışı edilirse kaos büyür. Irak milisleri, yeni cephe açar.
İyimser senaryoda, diplomatik baskı rejimi müzakereye zorlar. Ancak rejimin katılığı, bunu zorlaştırıyor. Protestolar, 1979'u anımsatıyor; azınlıklar devrimi desteklemişti, şimdi de benzer durum sözkonusu
Uzun vadede, İran'ın patlaması, sadece Orta Doğu'yu değil, Asya’nın ve Batı Afrika’yı yeniden şekillendirir. ABD'nin vaadi, umut verse de, dikkatli yönetilmeli.