0

İlk şunu belirtelim; Kürtçe yasağını kaldıran da, devlet televizyonunda, radyosunda Kürtçe yayın yapılmasını sağlayan da, devletin haber ajansında (Anadolu Ajansı) 11 dilin arasına "Kurdi" yi koyan da, Kürdistan'daki üniversitelerde, ilk ve orta öğretimde Kürtçe eğitim veren de bu hükümettir. Laf üretecekseniz, bu hükümetin darbe hükümetlerinden daha kötü olduğunu söyleyecekseniz, Tayyib'in ne kadar diktatör olduğundan dem vuracaksınız önce bunları konuşmalısınız. Önce bunları konuşmalısınız ki bundan sonra konuşacaklarınızı ciddiye alabilelim.

Kürdistan'da bazı belediyelere kayyım atanmasının ertesinde bu belediyelerin bazılarında asılı bulunan Kürtçe tabelaların indirildiği basına yansıdı. Bu İttihatçı davranışın Ak parti hükümeti döneminde yaşanmış olması bütünüyle skandaldır. Terör ile insan haklarını arasındaki ayrımı yapabildiği ölçüde bir devletin ciddiyeti konusunda fikir edinilebilir. Terör ile, şiddet ile mücadele etmek her devletin hakkıdır fakat terör bahane edilerek insan hakları ihlal edilemez. Bu işgüzar devlet memuru, Kürtçe tabelaları indirerek insan hakları suçu işlemiş, biz Kürtleri incitmiş, bölücülük yapmıştır. Şu ana kadar görevden alınıp yargılanmaması da vahim bir olaydır.

Fakat bu üzücü olaydan bile olumlu sonuçlar çıkarmasını becerebilen bir toplum haline gelebildiğimizide gözden kaçıracak değiliz. Kürtçe tabelaların indirilmesi basına yansır yansımaz Milat Gazetesi yazarı Ufuk Çoşkun'un "bazı kayyımların Kürtçe tabelaları sildiği söyleniyor. Bu rezalete lütfen dur deyin. Kürtçe'den ne istiyorsunuz!" twitterini atması ardından İçişleri bakanı Süleyman Soylu'nun "Kürtçe asil bir dildir bu hata düzeltilecek" şeklindeki beyanatı ile "birlikte yaşama bilincinin" ileri toplumlara özgü bir şekilde anında devreye girdiğini gösterdi bize.

İçişleri bakanı Sayın Süleyman Soylu'nun "Kürtçe bizim dilimizdir o tabelalar geri asılacak" demesini de ben son derece şık ve soylu bir davranış olarak gördüm. Tam yerinde bir müdahale yaptı.

O Kürtçe tabelayı aşağı indirten kayyım gizli Ergenekoncu yada FETÖcu ise hiçte şaşırmam...

Kayyım olarak atananlar ve bölgedeki diğer AK partili belediyeler bu belediyelerde Kürtçeyi daha etkin kullanmalı ki Kürt halkına "siz bu ülkenin asli unsurlarısınız bizim derdimiz Kürtler ile, kürtçe ile değil şiddeti tarz haline getirenlerle" mesajını verebilsin. Bu mesajı verebilen kazanır, veremiyen ise rüsva olur.

Söz Kürtçe tabelalara gelmişken bahsedilmesi gereken önemli bir husus da Kürtçe'nin Türkiye'nin genelinde yaygın olarak kullanılmasının önünün açılması. Bu milyonlarca Kürd vatandaşımızı ilgilendirdiği gibi toplumsal barışın sağlanmasını açısından da önemli. Türkiye'nin bütün büyük şehirlerindeki kurum tabelalarına Kürtçe de eklenmeli. Havaalanlarında Kürtçe anonsa da yer verilmeli. Türkiye'nin bütün belediyeleri kurum web sitelerinde Kürtçeyi de kullanmalı. Bankalar tıpkı Kanada'da olduğu gibi iki dilli hizmete geçmeli.

Aidiyet duygusu durup dururken gelişmiyor. Devlet, sivil toplum örgütleri, medya bunun için çok çalışmalı.

Futbol sadece futbol değildir.

Türkiye'de futbol üzerindeki 3 büyükler hakimiyeti yıllardır yıkılamıyor. Trabzonspor bunu bir dönem kırmayı başarabildi ise de o günler çok geride kaldı. Bunu normal kabul edemeyiz. Günümüzde futbol, sadece bir spor dalı olarak kabulünün ötesine geçmiş bulunmakta. Bazı iş adamlarının kara para aklama yöntemi olmasından tutun, sivil hükümetler üzerinde tahakküm kurma aracı olarak kullanılmasına kadar kendi doğasının dışında hareketlenmeler söz konusu. Aziz Yıldırım gibi iş adamlarının kulüblerin yakasından düşmemek için çırpınması boşuna değil. Üç İstanbul kulübü ile Anadolu kulübleri arasında korkunç uçurum var. Küçük kulüblerde parlayan her futbolcu İstanbul kulüblerine transfer oluyor çünkü anadolu kulüblerinin bu oyuncuları tutacak yeterli paraları yok. Bu sezon Konyaspor ve Osmanlıspor UEFA kupalarına katılmayı başardılarsa da Avrupa'da başarılı olabilecek transferleri gerçekleştiremediler. Devlet 3 büyüklere sağladığı imkanların bir kısmını bu iki takımımıza kaydırabilir ve başarı şanslarını artırabilirdi. Futbol Federasyonu Anadolu takımlarının alt yapısı konusunda projeler gerçekleştirmeli ve bazı pilot bölgeler seçerek uygulamaya geçmeli. Bugün yapılacak kaynak aktarımı Türkiye futbolunun önümüzdeki yirmi yılını bütünüyle değiştirebilir. Bütçe açığı problemi olan bir ülkede yabancı futbolculara bunca para harcamak Aziz Yıldırım'ın tarzı olabilir fakat bizim değil...

Şehir merkezlerinde organik köyler

  1. yüzyılda başlayan sanayii devriminin etkisiyle şehirleşmenin hızlı artışı beraberinde önemli sorunlarıda taşıdı. Bu sorunların en önemlilerinden biri artan nufusun barınma ihtiyacının sonucu betonlaşma oldu. İnsanların para kazanma hırsı doğadan kopuşu da getirdi. Uçsuz bucaksız beton yapılaşma arasında bir kaç park ile yeşil özlemini gidermek zorunda insanlar Türkiye'de. ABD ve Kanada, şehirlerin kolay yaşam tarzını köylere de taşıyarak şehirlerin önü alınamaz şekilde çarpık yapılaşmasını engellemeyi başarmış fakat insanın doğa ile olan ilişkisinin negative doğru yönelmesinin önüne geçememiş durumda. Daha da fecisi ülkeler bu duruma çoktan razı olmuş durumdalar. Beceriksiz belediye başkanları, adam gibi proje üretemeyen, para göz mimarlar, mühendisler ile gelebileceğimiz nokta burası. İleriside aydınlık görünmüyor.

Oysa bu aşılabilir. Bu çarpık kentleşme anlayışı içinde bile yapabileceğimiz şeyler mevcut. Bunlardan biri şehir merkezlerinde kuracağımız organik köyler. Her şehirde, şehirlerin her ilçesinde belediyeler eliyle, küçük çaplı organik tarımın, hayvancılığın yapıldığı köyler kurabiliriz. Şehrin tam göbeğinde fakat ağaçlarla şehirden izole olmuş, uzaktan bakılınca anlaşılamayan fakat bir kaç yüz metre yürüdüğünüz zaman birden kendinizi içinde bulduğunuz köy yaşamı.

Evinin bahçesinde kuzu, tavuk besleyen, sebze, meyve üreten, yumurta, süt üreten çiftçiler, bal üreten balcılar...

Tabiki herşey organik ve belediye denetiminde olmalı sürekli. İnsanlar çok uzaklara gitmeden organik besin ihtiyaçlarını bu köylerden satın alabilmeli. Şehrin merkezinde köy yaşamı isteyen, burda küçük çaplı çiftçilik yapmak isteyen, eğitim düzeyi yüksek binlerce gönüllü insan bulmak çok kolay. Bu köylerde yapılan köy tipi evler çok yüksek fiyatlardan satılacaktır. Böylece bu proje kendi kendini amorti edecektir. İşin karlılığını gören özel sektör yeni projelerle gelecektir. Şehirlerimizin ve insanlarımızın nefes almasını istiyorsak şehir merkezlerinde organik küçük köyler oluşturmak zorundayız.

Söylenmese eksik kalırdı

"Dizanim em nêz dibin her kêlî yê

Dizanim rojî dayikdibe mirov

Sifreya mirina fitarê."

"Biliyorum yaklaşıyoruz her an

Biliyorum oruçlu doğar insan

Ölümün iftar sofrasına."

-Erdem Beyazıt-