Ekonomi

Sofradaki yangın nasıl söner?

Türkiye’de enflasyon tartışmaları uzun süredir faiz ve döviz kuru gibi dar bir çerçevede tartışılıyor. Asıl yangın, vatandaşın temel ihtiyaçlarını doğrudan etkileyen gıda, ulaştırma ve konut gibi kalemlerde!

R. Levent Işık / ANALİZ

Türkiye’de enflasyon tartışması uzun süredir dar bir çerçevede yürütülüyor. Faiz, kur, bütçe ve beklentiler elbette önemli. Fakat fiyatların asıl ağırlığını taşıyan alanlara yeterince bakılmadığında para politikası tek başına sonuç üretmekte zorlanıyor.

2026 TÜFE sepetindeki kritik ağırlıklar:

  • Gıda ve Alkolsüz İçecekler: %24,44
  • Ulaştırma: %16,62
  • Konut-Su-Elektrik-Gaz ve Diğer Yakıtlar: %11,40
  • Eğitim: %2,02

Şubat 2026 itibarıyla gıda grubunda yıllık artış %36,44, ulaştırmada %28,86, konut ana grubunda %42,33 ve genel TÜFE %31,53 seviyesinde gerçekleşti. Sıralanan bu kalemler en başta dikkate alınmalı; acil başlıklar haline getirilmeli ve diğer sepet kalemlerinde alınacak aksiyonlara örnek teşkil edecek programlara konu olmalı.

Bu nedenle kalıcı fiyat istikrarı için yeni bir ezber yerine yeni bir uygulama düzeni gerekiyor.

Sektörel kurtuluşun formülü

Kalıcı bir çözüm için her sektörde eş zamanlı bir dönüşüm şart:

  • Tarım ve Hayvancılık: Arzı öngören ve kaybı azaltan bir mimari kurulmadan gıda enflasyonu düşmez.
  • Enerji: Verimlilik, nükleer, yenilenebilir, şebeke ve depolama aynı anda ilerlemeden maliyet baskısı gerilemez.
  • Eğitim: Fiyat, kalite ve mezun çıktısı arasındaki bağ kurulmadan orta sınıf üzerindeki ücret baskısı hafiflemez.
  • Konut: Kiralık stok, doğru arsa politikası ve veri temelli piyasa şeffaflığı olmadan kira enflasyonu kalıcı biçimde sakinleşmez.
  • Ulaştırma ve Lojistik: Mod kaydırma, filo dönüşümü ve dijital verimlilik olmadan diğer sektörlerdeki maliyet baskısı devam eder.

Kısacası mesele enflasyonu hızlı şekilde bastıracak gerçek reform alanlarını ciddiyetle ele almakta saklı.

Tarım ve hayvancılıkta ne yapmalı?

Türkiye’de gıda enflasyonunu düşürmenin yolu tarımı yeniden fiyat istikrarı perspektifiyle düşünmekten geçiyor. Bugün sorun sadece az üretim değil elbette. Sorun daha çok üretim oynaklığı, yanlış ürün deseni, su stresi, yetersiz depolama, fire ve dağınık lojistik kaynaklı. TÜİK’in 2025 bitkisel üretim verileri özellikle meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde sert düşüşler olduğunu gösterdi. Aynı dönemde kırmızı et üretimi %11,7 gerilerken çiğ süt üretimi %4,7 arttı. Bu bile tek başına, bitkisel ve hayvansal üretimde dengenin ne kadar kırılgan olduğunu ve fiyatların neden sık sıçradığını anlatıyor.

Ekonomide ortodoks politikalarının bedeli ağır
Ekonomide ortodoks politikalarının bedeli ağır
İçeriği Görüntüle

İlk adım: Veri Odaklı Yönetim ve ‘Ulusal Gıda Haritası’

İlk adım tarımın veriyle yönetilmesidir. Levent Işık'ın önerdiği sistem şu sacayakları üzerine oturmalı:

  • Ulusal Gıda Haritası: Ürün bazlı, havza bazlı ve zaman bazlı çalışan tek bir veri omurgası kurulmalı. Toprak nemi, baraj doluluğu, hastalık riski, hal fiyatı, market fiyatı, lojistik kapasite ve ekim alanı bu omurgada toplanmalı.
  • Yapay Zeka Destekli Erken Uyarı: 30, 60 ve 90 günlük arz açığı sinyalleri üretilmeli; devlet fiyat patladıktan sonra değil, patlamadan önce müdahale etmelidir.
  • Blockchain Tabanlı İzlenebilirlik: Tarladan rafa kadar izlenebilirlik kurulmalıdır. Ürünün nerede üretildiği, hangi depoya girdiği, kaç gün beklediği ve hangi fiyattan el değiştirdiği görünür hale gelmelidir. Bu yalnız denetim için değil, fiyat sistemine güveni yeniden kurmak için de şarttır.

İkinci adım: Planlı ve dinamik üretim

İkinci adım planlı üretimi gerçekten fiyat istikrarına bağlamaktır. Tarımsal Üretim Planlaması zaten hukuki zemin kazanmış durumda. Mesele bunu dinamik hale getirmekte. Hangi üründe arz açığı oluşuyorsa destek oraya kaymalı, hangi havzada su baskısı artıyorsa yanlış ürün caydırılmalı, doğru ürün teşvik edilmelidir. Akıllı sulama, sensörlü izleme ve sayaçlı kullanım bu planlamanın teknolojik ayağını oluşturmalıdır.

Enerjide ne yapmalı?

Enerji dosyası Türkiye’de çoğu zaman yanlış yerden okunuyor. Elektrik faturası, doğal gaz zammı veya akaryakıt fiyatı gündem oluyor ama sistemin bütünü yeterince tartışılmıyor. Aslında enerji; konut enflasyonunu doğrudan etkilediği gibi sanayi, ulaştırma, tarım ve hizmet sektörlerinin maliyetini de yukarı taşıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre 2025’te Türkiye’nin elektrik tüketimi 360,9 TWh, üretimi ise 362,9 TWh oldu. Resmi projeksiyonlar tüketimin 2030’da 455,3 TWh’ye, 2035’te ise 510,5 TWh’ye çıkacağını gösteriyor.

Bu talebi eski yöntemlerle karşılamanın Türkiye’yi hem daha pahalı hem daha kırılgan hale getireceğinden çözüm önerileri şunlar:

Veri odaklı yönetim: Ulusal Enerji Haritası

Enerjide ilk ihtiyaç, veriyle çalışan bir sistem kurmaktır. Bu kapsamda Işık şu adımları öneriyor:

  • Ortak Omurga: Ulusal Enerji Haritası ve yapay zeka destekli talep-erken uyarı sistemiyle TEİAŞ, dağıtım şirketleri, OSB’ler, büyük tüketiciler ve meteoroloji verisi tek merkezde buluşmalıdır.
  • Proaktif Analiz: Hangi bölgede pik yükün arttığı, hangi sanayi havzasında verimlilik yatırımının geciktiği bu sistemle önceden tespit edilmelidir.

Devrimsel tasarruf ve zorunlu hedefler

Enerji Verimliliği 2030 Stratejisi ve II. Ulusal Eylem Planı’nın kağıt üzerinden uygulama sahasına inmesi gerektiğini savunan Işık, şu alanlarda zorunluluk getirilmesini istiyor:

  • Yıllık Azaltım Hedefleri: Kamu binaları, belediyeler, üniversiteler, hastaneler, AVM’ler ve OSB’ler için yıllık enerji azaltım hedefleri zorunlu olmalıdır.
  • Teknik Dönüşüm: Akıllı sayaç, bina otomasyonu, verimli motor ve pompa kullanımı ile yalıtım ve süreç verimliliği "gönüllülük" esasından çıkarılmalıdır.

Stratejik yatırım dengesi: Nükleer ve yenilenebilir

Enerji planlamasında nükleer ve yenilenebilir yatırımları aynı stratejinin iki ayağı olarak görülmelidir:

  • Baz Yük ve Hız: Türkiye baz yük için nükleere; hızlı kapasite artışı ve maliyet düşüşü için ise yenilenebilir enerjiye aynı anda ihtiyaç duymaktadır.
  • Şeffaflık ve Dijitalleşme: Enerji fiyat zincirinde blockchain tabanlı şeffaflık sağlanmalı ve ulaşım tarafında elektrikleşme süreci hızlandırılmalıdır.

Finansman ve enflasyona etki projeksiyonu

Levent Işık, bu enerji paketinin hayata geçirilmesi durumunda enflasyon ve finansman tablosunu şu verilerle özetliyor:

  • Enflasyon Katkısı: Paketin ilk 1 yılda manşet enflasyona 1,2 ila 2 puan, 3 yılda ise 3 ila 4,5 puan arasında düşüş yönlü katkı sağlama potansiyeli vardır.
  • Finansman Büyüklüğü: İlk yıl için 180 ila 250 milyar liralık, 3 yıl için ise 600 ila 900 milyar liralık bir finansman çerçevesi gerekmektedir.
  • Kaynak Yönetimi: Finansman için yeni vergiler yerine; kamu verimlilik bütçeleri, yeşil tahviller ve sürdürülebilirlik bağlantılı fonlar devreye sokulmalıdır.

Yeni kurumsal mimari önerisi

Sistemin koordinasyonu için yeni bir yapılanmaya gidilmesi gerektiğini belirten Işık’ın önerileri şunlardır:

  • Koordinasyon: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ana koordinatör olmalı; TEİAŞ, EPDK, BOTAŞ, Sanayi ve Hazine bakanlıkları ortak hedef setiyle çalışmalıdır.
  • Yeni Kurumlar: Teknik düzeyde çalışacak bir "Ulusal Enerji Fiyat İstikrarı ve Dönüşüm Kurumu" ile bir "Enerji Dönüşüm Finansman Platformu" kurulmalıdır.