0

Geçen hafta bu köşede yayınlanan yazılarımda, son zamanlarda Nijerya'da ortaya çıkan Boko Haram isimli harekete kısaca temas etmiştim. Bu son yazımda da, örgütle alakalı bazı detaylar vererek merhamet ve barışdini olan İslam'ın teröre bakışına temas edeceğim.

Asıl adı, Cemaat-i Ehlis'sünne li Da'veti vel Cihad olan Boko Haram, 2002 yılında, tüm Nijerya'ya şeriat getirilmesi amacıyla kuruldu.

İlk yazımda da değindiğim üzere, Afrika'nın en büyük petrol üreten ülkesi olan Nijerya'da, çoğunlukla Müslümanların yaşadığı Kuzey Bölgesi, geri kalmışlığı ve yoksulluğu ile biliniyor. Bu durumu iyi kullanan örgüt, yoksul ailelere yiyecek yardımı yaparak ve çocuklarına kendi camilerinde bedava eğitim vererek yoksul kitleler arasında örgütlenmeye başladı. Örgütün çok iyi kullandığı diğer argümanlardan biri de merkezi ve yerel hükümetlerin yolsuzlukları ve gelir dağılımındaki adaletsizlik. Yoksulluğa karşı dayanışma, Batı tarzı eğitime karşı kendi İslami eğitimleri ve yolsuzluğa karşı politik mücadeleyi birleştiren Boko Haram kısa sürede bölgede ciddi bir güce kavuştu.

Örgüt, ilk askeri tesisini 2004 yılında Nijer sınırına yakın bir bölgede kurdu. Nijerya'daki İHYPERLINK "http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0slam"slami Hareket liderlerinden biri olan İbrahim Zakzaki, Boko Haram'ın Taliban ve El Kaide ile ilişki içerisinde olan bir örgüt olduğunu ifade etmiştir. Boko Haram, ilk olarak 2004 yılında Kamerun sınırı yakınlarında Nijerya polisiyle girdiği çatışmada 28 üyesini kaybetti. 30 Temmuz 2009′da Boko Haram'ın lideri Muhamed Yusuf Nijerya polisi tarafından yakalandı iki polis arabasının ortasında kurşunlanarak infaz edildi. Aynı operasyon kapsamında Maidigouru camisine baskın yapan polis orada 200′den fazla kadın ve çocuğun rehin tutulduğunu açıkladı. Boko Haram, liderlerinin ölümünden sonra misilleme eylemlerine başlayarak okulları, polisleri ve kamu binalarını hedeflerken, belli bir süre sonra Boko Haram Hristiyanlara, gazetecilere ve ''Sahte Müslümanlar'' dediği Müslümanlara yönelik de eylemler yapmaya başladı. Çıkan çatışmalarda binlerce insan hayatını kaybederken 500 bin insan da göç etmek zorunda kaldı ve zaten yoksul olan bölge tamamen yoksulluğun pençesine düştü. Bu dönemde Nijerya'nın kuzeyinde 700'ü aşkın insan Boko Haram militanlarınca öldürüldü ve 3000'den fazla insan bu olaylar sonrasında göç etmek zorunda kaldı. Bugüne kadar örgütün üstlendiği ve iştirak ettiği olaylarda ölenlerin sayısı 2000'I geçmiştir.

Boko Haram, en son olarak çok sansasyonel bir olayla adını tüm dünyada duyurdu. Örgüt, kuzeydeki Chibok kentinde bulunan yatılı bir kız okulundan 200'e yakın kız öğrenciyi kaçırdı. Olayın özellikle batı dünyasında duyulması ile birlikte dikkatler yeniden Nijerya'ya, Afrika'ya ve İslam alemine çekilmişoldu. Hemen mahut İslam düşmanı çevreler hadiseyi İslam ve terörü özdeşleştirerek duyurdular. Iyi niyetlerle kurulup teşkilatlanan bu hareket maalesef şimdilerde zalim bir terör makinesi haline gelmiştir. Geçen hafta yine onlarca kişiyi katletti ve dün 20 kadını daha kaçırdı. Boko Haram'ın bu yıkıcı faaliyetleri, hem Nijerya'da İslami gelişmeleri olumsuz etkiliyor hem de dünyadaki İslam eşittir terör goygoyculuğu yapan çevrelere fırsat veriyor.

Bir meçhul heyula gibi ne idüğü belirsiz El Kaide; Irak ve Suriye'de faaliyet gösteren IŞİD, Somali ve havalisinde tedhişeylemleri yürüten EşŞebab gibi terör hareketlerine herkesten evvel Müslümanların muhalif olması ve bu yıkıcılığa nihayet vermesi gerekmektedir.

İslam dünya ve ahiret saadetinin, barışın, huzurun ve merhametin dinidir. Yeryüzünde kaosa, azgınlıklara, zulme ve teröre son vermek için; insanın insana kulluğuna engel olmak için gönderilmiştir. İki Cihan Serveri Rasulullah (sav):

"Ben Muhammed'im, ben Ahmed'im. Ve (ben) Rahmet peygamberiyim, tevbe peygamberiyim" buyuruyor. Hadisin devamında Efendimiz, "ben kılıç/savaşpeygamberiyim"ifadesini de kullanıyor. Ancak O'nun kılıcı sadece zalimlere, Hakkı ve hakikati reddederek yeryüzünde bozgunculuk yapanlara doğrulmuştu.

"SavaşPeygamberi" oluşu, O'nun "Rahmet Peygamberi" vasfına asla ters düşmemiştir. Zira O, savaşı da rahmet eylemi haline getirmiş, yakma, yıkma, yok etme, keyfî öldürme, uzuvları kesme, yıldırma, dehşet saçma hareketi olmaktan çıkarmış, i'layı kelimetullah için son bir çağrı vesilesi ve uygulaması şekline dönüştürmüştür.

Rasulullah (sav) vefatı esnasında Arap yarımadası tamamen İslam Devletinin hakimiyeti altındaydı. Bu savaşlarda düşman tarafından ölen insanların sayısı yaklaşık olarak 250, Müslümanlardan şehid olanların sayısı da yaklaşık 150 civarındadır. Demek ki O, insanları imha etmek için savaşmamıştır. O'nun savaşlarında sivil halkın canına ve malına dokunulmamıştır.

Şimdi bir Efendimizin pratiğine, bir de bir saldırıda siviller dahil onlarca, yüzlerce bazen binlerce insanı öldüren nevzuhur "İslami" örgütlerin yaptıklarına bakınca, dilimize sadece tek bir terkip pelesenk oluyor:

"Terör haram!"