Dolar (USD)
32.97
Euro (EUR)
35.91
Gram Altın
2551.75
BIST 100
11242.02
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE


Ailede Düzenin Tesisinin Bir Semavi Esası

Bilindiği üzere, hayatın her alanında olduğu gibi aile içinde de ilişkilerin düzenlenmesi, huzurlu bir toplum olmanın en öncelikli bir konusudur. İnsanlararası ilişkilerin olmazsa olmazı, kural ve ilkelerdir. Hangi kurala tabi olarak yürütülecek bu ilişkiler, hangi kurala göre karar alınacak? Eğer bir kurallar bütününe tabi olmayan yaşam biçimi olması arzu edilirse ortaya kaos, anarşi ve huzursuzluk çıkar. Herkesin nefsinin arzularını tatmin odaklı bireyselci bir yaklaşım ile hayata ve ilişkilere yaklaşılırsa o zaman egosunu tatmin için yaşayan kendinden başkasını düşünmeyen arızalı bir aile ve toplum yapısı ortaya çıkıyor. Kimse bir diğerinin egosunu tatmin aracına dönüştürülemeyeceğine göre, her ilişkide bir takım sınırlar koyulması ve kurallara göre ilişkilerin yürütülmesi zorunluluğu ortadadır.

Bu noktada biz aileyi hangi esas üzerine bina edeceğimize doğru karar vermek zorundayız. Eğer batının semavi düzenden kopartılmış bireyselci, hazcı ve çıkarcı yaklaşımını esas alırsak her bir konuda bireyler adedince kural ve kural koyucu doğmaktadır. İlişkilerde görecelilik (hakaik-ı nisbiye) ortadan kalkınca da anarşi, kaos ve kavga kaçınılmaz oluyor. Hiyerarşi ve insicam bozuluyor. O durumda da batı felsefesinin temellerinden olan hakkı kuvvete teslim eden yaklaşımıyla hayata ve olaylara bakılınca zulümler, haksızlıklar sel olup gidiyor.

Bizim, hayatı ve ilişkileri bütüncül olarak görebilen, ilişkinin bütün taraflarını bilen, duyan ve tüm bu ilişkiler ağını birlikte nazara alarak çözüm sunan bir modele ihtiyacımız vardır ki, o da bütün kainatı yaratan ve yarattığı her şeyi en iyi bilen, her şeyi ilmi ve kudreti ile kuşatan yaratıcının koyduğu şefkat ve rahmet eseri olan semavi düzendir.

Semavi düzenin şifrelerinden biri de hem İslami hem Musevi ve hem de İsevi kaynaklarında belirtilen Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve Hz. Hacer ile ilgili olayda verilmiştir. Her üç kaynakta da bu olayın yaşandığı belirtilmektedir. Sadece Yahudi kaynaklarında olayın Hz. İsmail ile değil Hz. İshak ile yaşandığını beyan ederler. Bunun dışındaki temel konularda ittifak vardır. Öyleyse biz de 3 büyük semavi kaynağın bilgilerinden kendimize bir modelleme yapabilir olmalıyız.

Olay nasıl yaşanır; Hz.İbrahim eşi Hz.Sare’den sonra ve onun da isteği ile Hz.Hacer ile de evlenir. Çok ileri yaşında Allah’tan bir evlat ister, Allah da Hz.Hacer’den bir evlat verir. Bu çocuk daha küçükken Hz.İbrahim’e, Hz.Hacer’i uzakta bir yerdeki kuru, çorak, susuz, tarımsız bir alana (Mekke) götürüp bırakması emredilir. Hz.Hacer kocasının bir isteğine itiraz etmez, sadece sorduğu bir şey vardır: Bu kararın dayanağı semavi midir? Hz.İbrahim de kararının dayanağının semavi emir olduğunu söyleyince hiçbir itirazda bulunmadan ve kocasının sözüne itimat ile yola çıkar. Hz.İbrahim susuz, kuru, hiçbir insanın yaşamadığı bir yere bırakır eşi Hz.Hacer ile küçük Hz.İsmail’i. Suyu ve erzakı bitince annesi tarafından bir çalı dibine bırakılan İsmâil susuzluktan dolayı ıstırap çeker, ölmeden önce, Allah zemzem suyunu çıkartır.

Bu hadisenin, geçmişten bir hikaye olmanın ötesinde, bu zamana mesajı var: Şimdi kimseye Allah’tan vahiy gelemeyeceğine göre, kadın ve erkek Allah’ın mevcut emir ve yasaklarına tabi olmak konusunda mutlak bir teslimiyet ile hareket etmelidir. Bu tabiiyet, zahiri susuz çölün ortasında kalmak gibi görünse de çok büyük hayırları içerir. Hz.Hacer, ben ve çocuğum çölün ortasında ne yer ne içerim demeden, yani, maişetini/nafakasını/geçimini düşünmeden Allah’ın emrine itaat etmiştir. Biz ne zaman ve hangi konuda semavi emir ve yasaklara tabi olursak o zaman Allah’ın şefkati ve rahmeti bizim üzerimizde olur. Ancak, karı koca arasında ego tatmini için alınan kararlar ve yapılan talepler ile hareket edilip de ortak yaşam semavi emirlerin süzgecinden geçirilerek bu emirlere tabi olarak analiz edilerek faaliyete geçirilmediği sürece ailede huzur olma ihtimali yoktur. Ailede huzur sadece erkeğin ve kadının bir kuralı, kutsalı olur ve onlar da buna tabi olursa mümkündür. Yoksa başına buyruk yaşamın müşterek hayata huzur getirmeyeceği apaçık ortadadır.

Hz.İbrahim de dahil bütün aile bireyleri aynı imtihandan geçirilmiş; hayatındaki biricik küçük oğlu İsmail’i kurban etmesi yönünde semavi emir gelince tereddüt etmeden yola çıkmıştır. Şeytan, Hz.İbrahim’e, Hz.İsmail’e ve Hz.Hacer’e musallat olmasına rağmen semavi emir karşısında; anne baba göz bebeği, biricik oğlunu emre itaat ederek kurban etmekte bir an bile tereddüt etmemiştir. Hz.Hacer’in yine sorduğu tek şey vardır, bu konuda Allah’ın emri var mıdır? Cevap: Evet. Öyleyse Allah’ın emrine ve eşinin beyanına hiçbir şekilde itiraz yok, mutlak tevekkül ve itimat var, Hz.Hacer’de. Oğulları Hz.İsmail de aynı tevekkül ve itaat içinde; elimi kolumu sıkıca bağla ve yüzümü de görme ki baba yüreği dayanamayıp da emre aykırı bir durum olmasın, emre tam itaat edenlerden olabilelim, der.

Bu kıssa bize çok önemli bir ders verir, ey aile fertleri Allah’ın sevgili kulları olmak isterseniz, Allah’ın emirleri can yakıcı görünse bile mutlak olarak itaat edin. Ailenin reisinin beyanına itimad edin, itham etmeyin. Aile reisi de Allah’ın emirlerine mutlak itaat içinde olsun. Her adımınızı da Allah’ın emirleri dairesinde atın. Üç büyük semavi dinin ortak esası ailede huzurun sadece kurallara mutlak uymaktan geçtiğini gösteriyor. Ailede semavi emirler esas alınmalı, bunun olmadığı yerde binlerce yıllık örf adet kurallarına uyulmalıdır ki, herkes sınırını bilsin. Yoksa batı medeniyetinin fıtrata aykırı telkinleri esas alınınca yıkım kaçınılmaz oluyor.

Bu konuda, aileyi yıktığını ya idrak edemeyen veya kökü dışarda, ipleri birilerinin elinde olan hareketler ile aileyi yıkan siyasiler ve özellikle de; yaptığımız kanunlara semavi kaynaklara dayalı olarak itiraz ediyorlar, diyecek kadar milli ve manevi değerleri tahrip “misyonunun misyonerliğini” yapanlar toplumsal bir aymazlık, gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içindedir. Bu güruhun birinci ve ikinci sıra milletvekili adayı yapılması da feminist, LGBT’ci, toplumsal cinsiyet eşitliği savunuculuğu politikalarının bilinçli bir şekilde yapıldığını gösteriyor.

Yargıtay da milletimizin binlerce yıllık kökleşmiş örf adet kurallarını, gelenekleri, toplumsal değerlerimizi, aile yapımızı tahrip eden uygulama, yorum ve içtihatları ile ailenin yıkımında yangına körükle gitmektedir.

Aile biterse toplum biter! Allah, bize İbrahim, Hacer ve İsmail gibi olacak bir millet olmayı nasip etsin. İdarecilerimizi ve Hakimlerimizi de bu idrak ile karar verenlerden etsin.

 
VF kat sağ