Dolar (USD)
28.9577
Euro (EUR)
31.8625
Gram Altın
1902.32
BIST 100
0
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

01 Ekim 2023

Hz. Rufeyde'yi tanıyalım

Medineli bir ailenin kızıydı, iyi yetişmiş, yetenekli bir hanımdı. Lat’ın kulu anlamına gelen Abdullat adındaki hurma taciri bir Medineli ile evliydi. Babasından öğrendiği kadarıyla şifa dağıtarak insanlara yardımcı olma gayretindeydi. Şahsiyetli, fedakâr ve müşfik bir hanımdı.

Eşi Abdullat hurma ticareti için Mekke’de bulunduğu günlerde, Muhammed b. Abdullah adında bir şahsın Allah tarafından peygamber olarak gönderildiğini iddia ederek insanları tek bir Allah’a iman etmeye çağırdığını duymuştu. Abdullat merak ettiği bu yeni dini öğrenmek istemişti. Mekkeli dostlarından yeni din ve peygamber hakkında edindiği bilgiler onun İslam’a ilgisini arttırmış, akabinde de bu yeni dine ısınmıştı Abdullat.

Medine’ye döndüğünde konuyu hanımına anlatan Abdullat eşi ile birlikte Medine’de İslam’ı anlatan Mus’ab b. Umeyr’i bulup ondan bu yeni din ve peygamberi hakkında bilgi alırlar. Abdullat eşi ile birlikte Mus’ab’dan r öğrendikleri İslam dinini çok sevmiş ve kısa süre içinde bu güzel dini kabul edip Müslüman olmuşlardı. Abdullat, Lat’ın kulu anlamına gelen ismini, Allah’ın kulu anlamına gelen Abdullah olarak değiştirmişti.

Bu vefakâr ve fedakâr hanımın eşi olan Abdullah sağlık ve yardımlaşmada örnek olan hanımına her zamankinden daha çok destek olur lakin ömrü vefa etmez.

Rufeyde/Rufayda binti Sa’d’dan bahsediyorum.

Medineli olan Rufayda mesleki olarak babasının yanında yetişmiş, öğrendiklerini geliştirmiş, disipline etmiş bir sağlıkçı, bugünkü tabirle hekime-hemşire idi. O dönem mesleki formasyon ve branşlaşma olmadığı için hekim aynı zamanda pansuman yapan, ilaç hazırlayan, yaraları tedavi eden biriydi. Rufayda da tam olarak bu güzelliklere sahip bir hanımdı. O artık bir yandan İslam için cehd ederken, diğer yandan da herkese payına düşen şifa dağıtıcılığı görevini sürdürüyordu.

Sadece sağlıkla mı uğraşıyordu Hz. Rufeyde?

Hayır, öyle bir savaşçı idi ki Hayber’in Fethinden sonra Peygamber as ganimet dağıtırken Rufeyde’ye kılıcı ve atıyla savaşan mücahidlerin payı kadar ganimet vermişti.

Bu kadar mı?

Hayır, Resul-i Ekrem sav bu savaştan sonra Hz. Rufayda ve hanım yardımcılarına ayrı ayrı günümüzde şeref madalyası olarak kabul edilen birer gerdanlık hediye etmişti. İslam Peygamberi Muhammed Mustafa as bu gerdanlıkları bizzat kendisi hanımların boynuna takmıştı.

Hz. Rufeyde r hem savaşçı, hem hemşire hem de yetimlerin, kimsesizlerin kimsesi olarak Müslümanların yetimlerine kol kanat geriyordu. Nerede kimsesi olmayan bir muhtaç varsa Rufeyde orada onlarlaydı.

İşte böyle bir değerimizi tanımadık, tanımıyoruz.

Tanısak ne mi olurdu?

Hz. Rufeyde r. bugün “hemşireliğin kurucusu" olarak kabul edilen Florence Nightingale adındaki İngiliz’den tam 1200 yıl önce hemşirelik yapmış, bu mesleğin eğitimini vermiş, onlarca hemşire yetiştirmiş bir Müslümandı. Bundan 2 asırdan daha az bir zaman önce (1854) Kırım Savaşı sırasında yaralı İngiliz askerleri Selimiye Kışlası'nda tedavi eden Florence tanınıyor,

Onun adına Müslüman ülkelerde hastaneler kuruluyor,

Ama Rufeyde’nin adı bile anılmıyor.

Bu aymazlığın 2 önemli sebebi var:

İlki Müslüman âlimlerin şiddetle karşı çıktıkları “Kadının ev dışında bir işte çalışması” gibi yaklaşımlarıdır.

İkincisi ise bizim kendi değerlerimize sahip çıkmayışımızdır.

Yoksa ilk sahra hastanesini kuran,

İlkyardım anlayışını ilk olarak insanlığa kazandıran,

Sedye taşımacılığını öğreten,

Çeşitli karışımlarla ilaçlar hazırlayan,

Savaşta yaralılara ve hastalara yardımcı olmak için organizasyonu esas alan Rufeyde nasıl tanınmazdı?

Başkalarının bizi taklit ettiklerini bilmeden taklitleri asıl kabul edecek kadar ezik ve geleneğimizden, tarihimizden bihaber olduk. Nasıl oldu, neden oldu soruları elbette gereklidir lakin her şeyden önce “değer”lerimizle barışık olmadığımızı bilmemiz lazım ki onu da bilmiyoruz.