20 Haziran 2021

Kılıçdaroğlu, Panama Kanalı ve ABD

Panama, Kolombiya’nın bir parçası idi. ABD, cebren ve hileyle Panama’yı Kolombiya’dan kopardı.

ABD, aynı şeytani rüyayı yıllar sonra bizim Güneydoğu için de görecekti.

Panama’nın bağımsızlığını 1903’te ABD Dışişleri Bakanı John Hay ile Fransız mühendis Varilla imzaladılar. Anlaşmada tek Panamalı yoktu.

ABD, Panama’yı, başta “Arias Ailesi” olmak üzere bir avuç zengin aileye teslim etti.

Panama halkı, yoksulluktan kan kustu, içler acısı sefaletleri yıllar boyu sürdü gitti.

Omar Torrijos 1968’de, ABD’ye rağmen yönetimde söz sahibi oldu. Gücünü halktan alıyordu, halktan biriydi, hep halkın içinde oldu, ama hiç bir zaman sosyalist olmadı.

Omar’ın sokaklardaki posterlerinin üzerinde “Omar’ın ideali özgürlüktür, Omar’ın idealini yok edecek füze henüz yapılmamıştır” yazıyordu.

Torrijos, ABD’yi zorlayarak 1977’de Carter’ı masaya oturttu. Kanalın idaresi ve gelirinin Panama’ya devrini sağladı.

Omar, Panama’daki Amerikan okulunuda (School of the Americas) Panama’dan attı.

Bu Pentagon’u dellendirdi.

1946’da açılan bu okulda, 60 yılda 60 binden fazla Latin Amerikalı öğrenci, halk hareketlerini bastırmak, sorgu teknikleri, keskin nişancılık, psikolojik savaş eğitimi almışlar; yüz binlerce Latin Amerikalıyı işkence, suikast, tecavüzlerle ya da doğrudan öldürmüşlerdi.

Omar, Panama’daki mevcut kanala alternatif bir kanal için Japonlarla görüşüyordu. ABD, Panama’da devre dışı kalacaktı.

“Kanal projesi” Omar’ın sonu oldu.

ABD, mevcut kanaldaki hegemonyasından ve çıkarlarından vazgeçemezdi.

Omar’ı affetmedi.

Omar’ın bindiği uçak, 31 Temmuz 1981’de esrarengiz şekilde düştü. “Çakallar” devredeydiler.

ABD, Omar sonrası Panama’yı, uyuşturucu ve rüşvetle ünlenecek Manuel Noriega’ya teslim etti.

CIA istasyon şefi Panama’ya geldiğinde, Noriega’yı “Nerede benim evladım” diye arardı.

12 Eylül’ün darbecisi generaller için de darbe sabahı ABD yöneticileri “Bizim çocuklar” başardı,demişlerdi.

ABD’nin, birçok ülkede “çocukları” vardı.

Sonunda, ABD, Noriega ile de bozuştu, Panama’yı bombaladı. Noriega’yı ABD’ye kaçırarak 40 yıl hapis cezası verdi.

ABD, Panama’ya F-16’ları ve Cruise füzeleriyle “demokrasi ve özgürlük” taşımıştı!

Kılıçdaroğlu ve Akşener, işte bu ABD’nin kolunda “Kanal’a hayır!” diyehaykırıyorlar.

2. Dünya Savaşı’ndan çok hırpalanarak çıkan emperyalist ülkeler, ellerini bir daha ateşe sokmamaya ahdettiler.

Savaşsız ilk saldırı denemesi İran’a yapıldı.

Demokratik seçimlerle gelen Başbakan Musaddık, ABD elemanı Şah’ı devre dışı bırakarak İran Petrollerini millileştirmişti. Çıldıran ABD-Britanya ikilisi, Theodor Roosevelt’in torunu ajan Kermit Roosevelet’i devreye soktular. İran’da, “Gezi”ler, grevler, boykotlar tertipleyip Musaddık’ı halkın gözünden düşürdüler ve devirdiler.

Şah geri geldi.

Kermit, demokrat Musaddık’ı devirmiş, saltanatı geri getirmişti. ABD’nin “demokrasi”si bu oluyordu.

Dünya, Kermit’ten hiçbir zaman haberdar olmadı.

Musaddık ev hapsinde hayatını kaybetti.

İran, tekrar ABD’nindi.

Kılıçdaroğlu ve Meral Hanım’ın, “Biden bize gönderecek” diye sevindirik oldukları “demokrasi ve “özgürlük”, ABD’nin İran ve Panama’ya gönderdiği, işte bu “demokrasi ve özgürlük” oluyor.

Son yarım asırda ABD, “ekonomik tetikçi”lerle çalışıyor.

“Ekonomik tetikçi”ler, hedef ülkeye yalan raporlar sunuyor, borçlanmakla ne kadar kalkınacaklarına ikna ediyor, ödeyemeyecekleri borçlara altına sokuyor, sonunda o ülkenin ekonomisine, kaynaklarına çökülüyor.

Gelmiş geçmiş ekonomik tetikçilerin en ünlüsü, oğul Bush’tu.

Ekonomik tetikçiler bütün bunları yaparken, hedef ülkedeki varlıklı kesimlerle, uygun politikacı ve bürokratlarla çalışırlar.

 “Ekonomik tetikçiler”; Endonezya, İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan, Ekvador, Panama, Kolombiya, Venezüella’ya operasyonlar yaptılar, yapıyorlar.

Latin Amerika tarihi, ölü kahramanlarla doludur.

Ekvador’a verilen krediler, 30 yıl boyunca zengin kesimlerin cebine gitti. Sonuçta; işsizlik %15’ten %70’e, yoksulluk %50’den %70’e fırladı.

Ekvador halkının lideri Roldos, petrol zengini ülkesinden “ekonomik tetikçiler”i ve SIL’i (misyoner örgüt) kovdu.

ABD, Roldos’u affetmedi.

Roldos, 24 Mayıs 1981’de uçağı düşürülerek aynı yöntemle öldürülen Omar’dan 2 ay önce katledildi. “Ekonomik tetikçiler” kovulunca, pusuda bekleyen “çakallar” devreye girmişlerdi.

Vaktiyle, Özal, Eşref Bitlis, Ziya-ül Hak için de “çakallar” devredeydiler.

Guatemala’da seçkinler nüfusun %2’siydiler, topraklarınsa %70’ine sahiptiler. Kızılderililer nüfusun %90’ı idiler, diğer %10 için çalışıyorlardı. Tüm ülke topraklarının %42’si Bush’ların “United Fruit Şirketi”ne aitti ve %95’i boş duruyordu.

Bushlar dünyadaki iki petrol hanedanından biriydi.

Ekonomik sefalet içinde yüzen Guatemala halkı 1951’de demokratik seçimlerle Arbenz’i seçtiler, Arbenz halkın kahramanıydı.

Arbenz, işbaşına gelir gelmez toprak reformunu ve ABD’de, “halkla ilişkiler kampanyası” başlattı.

ABD, kampanyayla piyasaya; Arbenz’in Rus komplosu, Guatemala’nın Sovyet uydusu olduğu yalanlarını pompaladı.

Aynı “halkla ilişkiler kampanyası” yıllar sonra “İstanbul Kanalı” için başlatılacaktı.

Sonunda, Arbenz, “çakallar”ın düzenlediği darbeyle 1954’te iktidardan indirildi. Yerine diktatör Albay Carlos Castillo Armas getirildi.

Yüzbinler hapislere yollandı, işkenceden geçirildiler.

Topraklar United Fruit’e yani Bush’lara iade edildi.

Kılıçdaroğlu’nun, ABD’den gelsin diye dört gözle beklediği “demokrasi ve “özgürlük”, Guatemala’ya gönderilen işte bu “demokrasi ve özgürlük”tür.

ABD’nin dünyaya yaydığı “özgürlük” ve “demokrasi”(!)siyle, dünyadaki dilenci sayısı 80 milyonu aşarken, günde 24 bin kişi açlıktan ölmektedir.

 
Advertisement Advertisement Advertisement