26 Eylül 2021

Onlara Her Şey Serbest!..

ALLAH korusun, 28 Şubat günleri geri gelecek olsa, “zulme direnecek”, “Anadolu’nun değerlerini” savunacak, bunun için “büyük riskleri” alabilecek kaç “münevverimiz” kaldı acaba?

Yeniden 28 Şubat!

Türkiye’de böyle bir ihtimal yok mu?

Maalesef var.

Üstelik…

Türkiye’yi 28 Şubat günlerinden de şeditlerine götürmek isteyenler, her zamankinden çok daha cüretkâr, çok daha agresifler.

Bunlardan birinin temsilcisi, geçtiğimiz günlerde “alkışlar eşliğinde” neler dedi, duymuşsunuzdur!..

Kendileri gibi düşünmeyen kim varsa  korkutacaklarmış, yıldıracaklarmış, susturacaklarmış!..

Kendileri gibi düşünmeyenlerin “kökünü” kazıyacaklarmış ki, bir daha geri gelemesinler!..

Bunlar bir kişinin “hezeyanlarından” ibaret lâflar değil.

Her yerden yükseliyor…

Ve dahası…

O kadar azıttılar ki…

Ekranlardan bu aziz millete bir şeyleri  “köpek gibi” yaptıracaklarını bile haykırabiliyorlar!..

Ve dahası…

Öğrencilerine “sarkıntılık” yaptıklarını,  öğrencilerini “taciz ettiklerini”, ağızlarını şapırdata şapırdata anlatabiliyorlar!..

Tamam…

Birilerinin bunlara kol kanat germesi normal de…

Ya “diğerlerine” ne oluyor?

Bu memleketin bir vakitler “toprak kokan”  bir kısım Muhafazakârlarına ne oluyor?

Onlar niçin susuyor?

 “MuhafazaKÂR Kompleks” denilen hastalığa dikkat çektiğimiz kaç yazımız vardır, saymadım.

Sanmam ki, beş yüzün altında olsun!..

İlginç bir durum;

Anadolu İnsanı’nın değerlerine hakaret edenler, Anadolu İnsanı’nı alenen tehdit edenler için hiçbir sıkıntı yok!..

Öte yandan…

Bu memleketin yetiştirdiği “toprak kokan” insanlardan biri, ağzından “kazayla” bir lâf kaçırsa ya da maksadını biraz aşan birkaç kelâm etse, anasından emdiği süt burnundan getiriliyor!..

Sağcısı, solcusu, liberali, muhafazakârı tarafından  bir “güzel” linç ediliyor!..

Ne hatası, ne maksadı aşması…

 “Hakk’ı haykırdığı”, “Ayet Hükmü”nü hatırlattığı için linç edilen münevverlerimiz yok mu?

Bunu artık genç insanlarımız da görüyor ve aralarından “tehlikeye” yüksek sesle işaret edenler çıkıyor.

Mert Armağan’ı bilirsiniz…

Elinde mikrofon “vatandaşlarımızla röportajlar” yapan bir Yeni Medya Gazetecisi.

Mert Armağan’ın siyasi görüşü de malûm, ve siyasi görüşüne destek verdiği için ne saldırılara uğradığını da kendisini izleyen herkes bilir.

Geçen gün, twitter hesabına şunları yazmış, Genç Gazeteci Mert Armağan:

“Gazetecilerimizi, sunucularımızı, tarihçilerimizi, hocalarımızı hatalarında direkt linç ettik!  Sayenizde bu yolu savunacak adam bırakmadık!”

Mert Armağan’ın söylediği, “Bizimkilerden biri ne hata yaparsa yapsın hoş görelim!” değil elbet!..

Bunu demiyor…

“Bizimkileri bitirmek, zeminimizi kaydırmak, kendi kendimize zarar vermek için adeta fırsat kollar hale geldik!” demeye getiriyor.

Ben bunları yazdım ya…

Aklınızdan farklı isimler geçiyordur, mutlaka…

Özellikle de “bazı isimler” geçiyordur.

Hayır, ne herhangi birini ya da birilerini kast etmiyorum!..

Otuz beş yıllık gazetecilik hayatım boyunca, “MuhafazaKÂR Camia”da gördüğüm ve azalması için büyük gayret sarf ettiğim bir “rahatsızlığa”, “MuhafazaKÂR Kompleksi”ne  dikkat çekiyorum sadece.

İlgili Hanımefendiler ve ilgili Beyefendiler!

Karşınızdaki canavarı, ağzına “sizden” birilerini atarak doyuramazsınız!..

O canavar, önüne attıklarınızı yer, yer ve günün birinde sıra size gelir!..

“Ben tedbirlerimi aldım, tersi gelirse şöyle yaparım, böyle yaparım!” diye düşünülmesin sakın!..

O işler o kadar da kolay değildir!..

Evdeki hesap çarşıya uymazsa, çarşı çok fena karışır!..

Bakınız, tekrar tekrar ifade ediyorum…

Herhangi bir kişiye, gruba özel değildir söylediklerim.

Gidişâtı az çok tahmin edebiliyorum ve ikaz etmeyi vazife biliyorum.

“Adam gibi adamlar”, (Buradaki adamda cinsiyet vurgusu yoktur, erkeğin de kadının da delikanlısı vardır) öyle birilerinin peşinden koşmazlar!

Etrafta “pervane” olmazlar!..

Onlar, “kapıdan kovulsalar  bacadan girecek tipler arasından” çıkmazlar.

Doğrunuza destek vermenin, yanlışınıza mâni olmanın gayreti içindedirler!..

Onlar,  yalakalık yapmazlar!..

Nefislerini  sürekli olarak muhasebeye tabi tutarlar, hata yaptıklarında da bunu söylemekten çekinmezler!..

Onların duruşları vardır, omurgaları vardır!..

Rüzgâra göre yön değiştirmezler!..

Gücü değil, kişileri değil, Hakk’ı üstün tutmanın gayreti içindedirler!..

“Gelene ağam, gidene paşam!” da demezler!..

Kul, hatasız olmaz.

Elbette “toprak kokan münevverlerimiz” de hata yaparlar,  konuşurken maksatlarını aştıkları da olur.

Olabilir.

Bununla birlikte, “Tamam doğru söylüyorsunuz da, şimdi bunları söylemenin vakti mi?” de denilebilir.

Belki gerçekten de vakti değildir, belki de tam vaktidir!.

Ben bunları tartışmıyorum.

Mesele bu değil.

Dediğim gibi,

 “Anadolu İnsanı’nın değerlerine hakaret edenler etki alanlarını genişleterek yollarına devam ediyor  ama Anadolu İnsanı’nın mukaddesâtına sahip çıkmak için bedel ödemiş münevverlerimiz linç ediliyor, kenara itiliyor!”

Yazıyı başladığımız cümleyle bitirelim de…

Çift dikiş olsun, sağlam olsun:

 “Allah korusun, 28 Şubat günleri geri gelecek olsa, ‘zulme direnecek’, Anadolu’nun değerlerini savunacak kaç kişi var acaba?”

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement