Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Rusya ziyareti öncesinde Ankara-Moskova hattındaki kritik gündem başlıklarını AA Analiz için değerlendirdi.

***

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Moskova ziyareti, yalnızca Türkiye-Rusya ikili ilişkileri açısından değil, küresel sistemde hızlanan jeopolitik dönüşümün okunması açısından da kritik bir döneme denk geldi. Özellikle ABD-İran-İsrail hattında yaşanan savaş ve sonrasında ABD-İran arasında anlaşma haberlerinin çıktığı bir dönemde bu ziyaretin gerçekleşmesi önemli. Moskova temaslarını yalnızca Orta Doğu denkleminden okumak eksik kalacaktır. Çünkü bölgesel sorunların küresel etkilerinin arttığı bu dönemde, tek bir cephede sağlanacak uzlaşı dahi diğer kriz alanlarını etkileyecek güce sahiptir. Bu nedenle Orta Doğu'da kurulacak diplomatik masa, Karadeniz'deki savaşın seyrinden Kafkasya'daki barış iklimine kadar daha geniş bir jeopolitik yankı yaratabilir.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan en son nisan ayında Antalya Diplomasi Forumu (ADF) kapsamında bir araya gelmişti. Bu açıdan bu görüşmeler Antalya'da kurulan diplomatik temasın devamı niteliğinde olmakla birlikte, ziyaretin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile olası bir görüşmeyle desteklenmesi Moskova temaslarının anlamını daha da büyütmektedir. Bu bağlamda, dünya Orta Doğu'da yeni bir denge kurmaya odaklanırken, Avrupa güvenlik mimarisini doğrudan etkileyen Rusya-Ukrayna Savaşı konusunda da Türkiye arabuluculuğunda yeni bir diplomatik süreç gündeme gelir mi?

- Masada neler var?

İlk olarak, en önemli gündem başlığı ABD-İran-İsrail hattında yaşanan gerilim ve ardından ortaya çıkan diplomatik süreç olacaktır. Rusya açısından İran yalnızca bölgesel bir aktör değil, Batı yaptırımları karşısında stratejik bir ortak, enerji jeopolitiğinin ve Avrasya merkezli güç yapılanmasının kritik parçalarından biridir. Türkiye açısından ise İran dosyası hassas bir zemindedir. Türkiye için bu, sınır güvenliği, enerji arzı, Irak-Suriye dengesi ve bölgesel savaş ihtimalinin engellenmesi bakımından doğrudan ulusal güvenlik meselesidir. Ankara, Moskova ve bölgesel aktörlerin yaklaşımları dikkate alınmadan bölgede kalıcı bir denge sağlanamaz. Nitekim TASS'ın aktardığına göre, Fidan'ın ziyarette Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Sergey Şoygu [1] ile de görüşmesi bekleniyor. Görüşmelerde Filistin-İsrail hattındaki son durum, Suriye dosyasında işbirliği ve Libya konusunda kurumlar arası istişareleri sürdürme başlıkları ele alınacaktır. Kısacası görüşmeler Orta Doğu'daki gerilimler ve uluslararası/bölgesel güvenlik başlıkları üzerinden daha geniş bir güvenlik istişaresi zemininde yürütülecektir. Fidan'ın Moskova ziyareti aslında şu mesajı içermektedir: Yeni denklem yalnızca Washington merkezli kurulamaz, yeni güvenlik mimarisi inşa edilirken Afro-Avrasya hattı, Batı'ya içkin kalamayacak kadar hızlı ve çok katmanlı bir dönüşümden geçmektedir.

- Güney Kafkasya'daki dengeler nasıl şekillenecek?

İkinci başlık, Ermenistan seçimleri ve Güney Kafkasya'da oluşmaya başlayan yeni barış iklimidir. Burada dikkat çekici nokta, Rusya'nın Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan karşıtı söylem ve tutumunun giderek daha görünür hale gelmesidir. Seçim sürecinde Moskova'nın Paşinyan eleştirilerini artırması, Rusya'nın Ermenistan'daki Batı'ya açılım arayışını yalnızca iç siyaset meselesi değil, kendi bölgesel nüfuz alanına yönelik stratejik bir meydan okuma olarak okuduğunu göstermektedir. Ancak Rusya'nın Ukrayna Savaşı'na odaklandığı bu dönemde Ermenistan'ın dış politika yönelimini Türkiye ve Azerbaycan ile yeni işbirlikleri ve normalleşme süreci üzerinden yeniden tanımlamaya çalıştığı da söylenebilir.

Nitekim Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın, Fidan'ın ziyaretine yönelik açıklamasında, Güney Kafkasya'da ulaşım hatlarının açılması, çatışma sonrası yeniden inşa süreçleri kapsamında Ermenistan-Türkiye normalleşmesine destek ve Orta Asya'daki entegrasyon süreçlerinin görüşüleceği de belirtilmiştir. [2] Bu bağlamda Moskova görüşmeleri, Güney Kafkasya'daki yeni denklemin hangi sınırlar içinde şekilleneceğini ve Rusya'nın bu sürece ne ölçüde alan açacağını görmek açısından önemlidir.

- Rusya-Ukrayna Savaşı da gündemde

Üçüncüsü NATO Zirvesi'nin temel dosyalarından biri olan Rusya-Ukrayna Savaşı artık yalnızca iki ülke arasındaki bir çatışma olmaktan çıkmıştır. Avrupa'nın güvenlik mimarisini, NATO-Rusya ilişkilerini, enerji ve ulaştırma koridorlarını, tahıl ticaretini ve küresel gıda güvenliğini etkileyen çok boyutlu bir jeopolitik mücadeleye dönüşmüştür. Özellikle Karadeniz'deki gerginliğin daha fazla tırmanma ihtimaline karşı Türkiye'nin limanlar, enerji altyapısı ve güvenli deniz taşımacılığı konusunda tarafları daha önce uyardığı hatırlanmalı. Buna karşın taraflar, özellikle Karadeniz'deki insansız hava aracı (İHA) saldırıları konusunda birbirlerini suçlamaya devam etmektedir. Türkiye bu süreçte savaşın başından itibaren Montrö Sözleşmesi çerçevesinde hareket etmiş; NATO üyesi olmasına rağmen taraflarla konuşabilen, onları dinleyen ve kriz yönetiminde denge kurmaya çalışan en önemli aktör konumunda. Bu çerçevede Fidan'ın Moskova temasları, Türkiye'nin yalnızca Orta Doğu'da değil, Karadeniz hattında da kriz yönetiminde merkezi rolünü koruduğunu göstermektedir.

- Türkiye ve Rusya arasında jeopolitik kırılmalar arasında enerji diplomasisi

Dördüncü başlık ise Türkiye-Rusya ikili ilişkilerinin ekonomik ve enerji boyutunda saklı. 2025'te Türkiye-Rusya ticaret hacmi yaklaşık 49 milyar dolara ulaşarak iki ülke arasındaki ilişkinin yalnızca güvenlik ve diplomasiyle değil, ekonomi, enerji, turizm, bankacılık, ulaştırma ve yatırımlar üzerinden de güçlü bir zemine sahip olduğunu gösterdi. Moskova görüşmelerinde Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin inşasında kaydedilen ilerlemeyle TürkAkım boru hattının durumu ve olası yeni proje başlıkları görüşülebilir. Çünkü Hürmüz Boğazı krizi enerjinin yalnızca üretim meselesi değil, güvenlik ve akış meselesi olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Enerji geçiş güzergahlarında yaşanan en küçük kırılma bile arz-talep dengesini bozmakta, bunun etkisi gıda fiyatlarından küresel enflasyona kadar geniş bir alana yayılmaktadır. Dolayısıyla enerji güvenliğinin yalnızca kaynaklara sahip olmakla değil, aynı zamanda bu kaynakların güvenli ve sürdürülebilir şekilde taşındığı merkezleri kontrol etmekle de ilişkili olduğu bir kez daha görülmektedir. Bu noktada Türkiye'nin jeopolitik konumunun oluşturduğu enerji merkezi potansiyeli öne çıkmaktadır.

Bakan Bolat, 'Hayat Şifa Hastanesi 30. Kuruluş Yıl Dönümü ve Yeni Birimlerin Açılış Töreni'nde konuştu
Bakan Bolat, 'Hayat Şifa Hastanesi 30. Kuruluş Yıl Dönümü ve Yeni Birimlerin Açılış Töreni'nde konuştu
İçeriği Görüntüle

Sonuç olarak bu ziyaret, yalnızca çok sayıda çatışma alanını istikrar zeminine taşımaya çalışan Türkiye açısından değil, aynı zamanda değişen küresel güç dengelerinin yönünü anlamak bakımından da önem taşımaktadır.

Orta Doğu'da savaş ihtimalinin diplomatik bir mutabakat sürecine evrilmesi ve yeni müzakere masalarının kurulması nasıl yeni umutları beraberinde getiriyorsa, benzer bir tablonun Birinci Dünya Savaşı'ndan daha uzun süredir devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı için de ortaya çıkıp çıkmayacağı önemli bir soru olarak karşımızda durmaktadır. Bu kapsamda Ankara'daki NATO Zirvesi öncesinde Türkiye'nin Moskova'ya böylesine kritik bir ziyaret gerçekleştirmesinde tesadüflerden çok jeopolitik gerçekleri aramak gerekir. Çünkü Ankara, yalnızca krizleri takip eden değil, farklı kriz alanları arasında diplomatik geçiş kanalları oluşturan, sahadaki sertleşmeyi masadaki diplomatik ihtimale dönüştürmeye çalışan bir aktör konumundadır.

[1] https://tass.ru/politika/27760237

[2] https://mid.ru/en/foreign_policy/news/2118203/

[Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesidir.]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: AA