Çay deyip geçmeyin beyler…

Dalından demliğe uzanan bir serüvenden sonra bardakla önümüze gelir çay. Birçoğumuz bu serüveni bilmeden yudumlarız onu. Bu serüveni bilenlerin çayı yudumlaması daha farklı olur elbette.

Çayın kaynağı konusunda farklı rivayetler olsa da belki de en güzeli Ahmed Yesevi Hazretleri'nin yaşadığı kabul edilen şu rivayettir. Ahmed Yesevi Hazretleri Çin hududundaki Hıtay adında bir yere gider. Çok sıcak bir günde yol kenarında dinlenirken, bir köylü, doğum yapmakta olan zevcesi için dua ister. Hoca, dua eder ve doğum kolay olur. Bunun üzerine köylü kendisine çay ikram eder. Hoca Yesevi, o zamana kadar hiç görmediği çayı içince rahatlar ve harareti gider. Ellerini açıp şöyle dua eder; "Ya Rabbi bu içeceğe revaç ver. Bizi sevenler içsin, faidelensinler." Çayın Türkistan'da bilhassa tasavvuf erbabı arasındaki rağbetini bu duaya bağlarlar.

Türkiye'de çayın memleketi Karadeniz, özellikle Rize ve Trabzon'dur. Yılda üç kez toplanan çay bu memleketin geçim kaynağını oluşturur. Kazandırması ve dört mevsim yeşil kalmasıyla "yeşil elmas"dır adeta.

Mayıs ayı gelince tatlı bir telaş başlar insanlarda. Önceden gübresi vurulmuş ve koyu yeşil rengiyle gür bir şekilde filizlenmiş çaylar toplanmayı beklemektedir. Zamanında toplanmadığı takdirde sertleşecek ve üretilen çayın kalitesi düşecektir. Onun için alıcıların tercihi doğal gübre ile beslenmiş ve zamanında toplanmış çay filizleridir. "Tavşankanı" diye nitelendirdiğimiz çayın serüveni başlar artık. Toplanan çay filizleri "Çay Alım Evleri"nde "Eksper"lerin kontrolünde alınır ve "Çay Fabrikası"na gönderilmek üzere kamyonlara yüklenir. Çay bahçelerinden toplanan çay yapraklarının bekletilmeden en kısa sürede fabrikalara ulaştırılması ve çay yapraklarının canlılığını koruması ve taze halde üretime girmesi çayın kaliteli olabilmesi için gerekli başlangıçtır. Günlük toplanan çaylar çay fabrikasında işlenmeye başlar. Soldurma denen işlemden geçen çay yaprakları suyundan %30 oranında kurtulur. Suyunu kaybeden çay yumuşar. Soldurma işlemi sonrası çay yaprakları "Kıvırma" makinelerinde parçalanır. Akabinde "Fermantasyon" aşaması başlar ki bu aşama çay üretiminde kalitenin oluştuğu aşamadır. Böylece çay yapraklarında oksidasyon başlar. Çay yapraklarının yeşil rengi kırmızıya dönüşür. Kurutma aşamasında oksidasyon sonlanır ve çaya son şekli verilir. Fırından çıkan kuru çayların kalınlık ve kalitesine göre ayrıldığı tasnif aşamasına geçilir. Tasniften sonra farklı ebat ve ağırlıkta ambalajlanır. Artık siyah çayımız içilmek üzere raflarda yerini alır.

Bütün bu aşamalardan geçen çay yaprakları muhabbetin vesilesi olmak üzere demliğe girer. Demlemenin de bir formulü vardır elbette. Güzel demlenmiş çay ile başlar sohbetler. Dervişleri uyanık ve zinde tuttuğu için çaya "Evliya Çorbası" da denir.

"Çay içelim, çay içelim

Nefsü hevadan geçelim" diye ilahileri bile vardır çayın.

Ehl-i dil; "Çay, Peygamber efendimiz zamanında olsaydı, Allahü Teala bilir ya sünnet olurdu. Zira çay sohbete sebeptir." bile demişler.

Şairlere de ilham kaynağı olmuştur elbette. Çaya çay demek için şartlarına riayet edilmelidir...

"Çay kadehde dide-efrûz olmalı,

Lebrengü lebrizû lebsûz olmalı" (çay, küçük ve şeffaf bardakta göz doldurmalıdır. Dudak renginde, dudağına kadar dolu ve yakıcı olmalıdır.)

Çayın haddi yoktur. Sınırını belirlemek için de. "1 çay beyhûde, 2 çay faide, 3 çay kaide, iç 4'ü at derdi, madem çıktın 5'e, sürgit 15'e" diye söylenir.

"Sohbet-i erbab-ı dil bir lahza sensiz olmasın.

Hürmetin inkar eden, dünyada hürmet bulmasın" dizeleri çayı en güzel anlatan dizelerdendir.

Kırk yıl sürermi bilmem ama yıllarca sürecek muhabbete vesiledir çay.

Dostluğunuz muhabbetsiz, muhabbetiniz çaysız olmasın.