Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan “mutlak butlan” merkezli tartışmalar, yalnızca hukuki bir mesele olmaktan çıktı; doğrudan doğruya partinin siyasal geleceğini etkileyen bir güç mücadelesine dönüştü.

Türkiye’nin en eski siyasi partisinde yaşanan her iç gerilim doğal olarak kamuoyunda büyük yankı uyandırır. Çünkü CHP’deki bir sarsıntı yalnızca bir partinin iç işi değildir; muhalefetin yönünü, seçmenin psikolojisini ve hatta iktidar-muhalefet dengesini etkileyen bir gelişmedir.

“Mutlak butlan” kavramı teknik olarak bir işlemin en başından itibaren hükümsüz sayılması anlamına geliyor. Ancak siyasette kavramlar çoğu zaman hukuki anlamlarının ötesine taşar.

CHP içinde bu tartışmanın büyümesi, aslında uzun süredir biriken liderlik, ideolojik yönelim ve örgütsel kontrol mücadelesinin yeni bir görünümü olarak okunmalı. Parti içinde değişim isteyenlerle geleneksel yapıyı korumak isteyenler arasındaki gerilim, kurultay sürecinden bu yana tamamen sona ermiş değil. Sadece zaman zaman görünür hale geliyor.

Özgür Özel’in genel başkanlığa gelişi, CHP’de önemli bir kırılmaydı. Bu değişim, Kemal Kılıçdaroğlu döneminin ardından yeni bir enerji üretmişti. Özellikle yerel seçimlerde elde edilen başarı, Özel yönetiminin elini güçlendirdi. Fakat CHP gibi çok katmanlı ve farklı siyasi damarları içinde barındıran bir partide seçim başarısı bile iç rekabeti tamamen ortadan kaldırmaya yetmiyor. Tam tersine, başarı bazen yeni güç alanları yaratarak rekabeti daha da görünür hale getiriyor.

Bugün yaşanan gerilimlerin temelinde de bu gerçek yatıyor. Parti yönetiminin meşruiyetini tartışmaya açan her çıkış, yalnızca teknik bir itiraz değil; aynı zamanda “CHP’nin geleceğini kim belirleyecek?” sorusuna verilen bir cevap niteliği taşıyor. Özellikle kurultay süreçleri üzerinden yürüyen tartışmalar, parti içindeki bazı aktörlerin mevcut yönetime karşı yeni pozisyonlar aldığını gösteriyor.

Peki bu süreç CHP’de bir bölünmeye yol açar mı?

Türk siyasi tarihinde merkez sol partilerin bölünmeye oldukça yatkın olduğu bilinir. CHP’den koparak kurulan birçok parti oldu; bazıları kısa süreli etkiler yarattı, bazıları ise tamamen siyaset sahnesinden silindi. Ancak bugünkü tablo geçmiş örneklerden biraz farklı. Çünkü CHP artık yalnızca ideolojik bir merkez değil; aynı zamanda muhalefetin ana omurgası konumunda. Bu nedenle partiden ayrılacak herhangi bir hareketin başarılı olabilmesi için sadece örgütsel güç değil, güçlü bir toplumsal hikâye de üretmesi gerekiyor.

Tam bu noktada dile getirilen “Özgür Özel ayrı bir parti kurar mı?” sorusu önem kazanıyor. Mevcut şartlarda bunun düşük ihtimal olduğu söylenebilir. Çünkü Özel bugün zaten CHP’nin genel başkanı ve parti yönetimini elinde tutuyor. Siyasette insanlar genellikle sahip oldukları merkezi gücü bırakıp sıfırdan bir yapı kurmayı tercih etmezler. Hele ki CHP gibi köklü bir markanın başındaysanız.

Ancak siyaset ihtimaller sanatıdır. Eğer parti içi gerilimler kontrol edilemez hale gelir, yargı süreçleri ya da örgütsel krizler yönetilemez boyuta ulaşırsa, o zaman farklı senaryolar gündeme gelebilir. Böyle bir durumda Özgür Özel liderliğinde kurulacak yeni bir partinin şansı ne olur sorusu da tartışılabilir hale gelir.

Burada gerçekçi olmak gerekir. Türkiye’de yeni parti kurmak artık eskisine göre çok daha zor. Seçmen davranışı giderek kutuplaşmış durumda ve insanlar “yeni” olana değil, kazanma ihtimali olana yöneliyor. DEVA, Gelecek veya Memleket Partisi örnekleri, siyasette tanınmış isimlerin bile yeni bir yapı kurduklarında beklenen etkiyi oluşturamayabileceğini gösterdi.

Bir partinin başarılı olabilmesi için sadece lider yetmiyor; güçlü teşkilat, finansal kapasite, medya görünürlüğü ve toplumsal heyecan gerekiyor.

Özgür Özel’in en büyük avantajı ise Ekrem İmamoğlu ile kurduğu siyasal uyum olurdu. Eğer olası bir ayrışma senaryosunda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı gibi güçlü bir figür aynı hatta yer alırsa, bu durum yeni hareketi ciddi biçimde etkili hale getirebilir. Ancak tam tersine, CHP örgütünün büyük kısmı ana gövdede kalırsa kurulacak yeni partinin işi oldukça zorlaşır.

Asıl dikkat edilmesi gereken nokta şu: CHP seçmeni genellikle “bölünme” fikrine sıcak bakmıyor. Türkiye’de muhalif seçmen uzun süredir birlik görüntüsüne büyük önem veriyor. Bu nedenle parti içindeki sert tartışmalar belli bir noktaya kadar tolere edilse bile, doğrudan parçalanmaya dönüşen süreçler seçmende hayal kırıklığı yaratabilir. Özellikle ekonomik krizin ağırlaştığı, seçmenin geçim derdiyle mücadele ettiği bir dönemde, iç çekişmelere gömülen bir muhalefet görüntüsü siyasi maliyet doğurabilir.

Sonuç olarak CHP’deki “mutlak butlan” merkezli gerilimler, partinin yalnızca hukuki değil, siyasi ve psikolojik bir sınavdan geçtiğini gösteriyor. Bu kriz doğru yönetilirse CHP kendi içinde daha güçlü bir yeniden yapılanma süreci yaşayabilir. Ancak kişisel hesaplaşmalar ve güç mücadeleleri öne çıkarsa, bu durum yalnızca partiye değil, Türkiye’de muhalefetin genel dengesine de zarar verebilir.

Şimdilik görünen tablo, CHP içinde sert bir gerilim olduğu; ancak tarafların henüz geri dönülmez bir kopuş noktasına ulaşmadığı yönünde. Türk siyaseti sürprizlere açık olsa da, bugün için en güçlü ihtimal CHP’nin bölünmesinden ziyade, kendi içinde uzun ve yıpratıcı bir iç mücadele yaşamaya devam etmesidir.