Kritik bir dönemden geçiyoruz.

ABD-Çin arasında yaşanan ticaret savaşları devam ederken, geçen hafta İran, ABD'ye ait bir insansız hava aracını düşürdüğünü duyurdu. Bu haberin ardından da ABD'nin İran'a saldırısının son anda durdurulduğu haberi gündeme bomba gibi düştü.

Diğer taraftan ise ABD-Rusya arasındaki soğuk savaş giderek şiddetini artırıyor. İki devlet arasındaki rekabet yüzünden nükleer savaş riski giderek artıyor. İki taraf mevcut anlaşmaları teker teker askıya alıyor.

Sular giderek ısınıyor.

Böylesi bir ortamda 28-29 Haziran'da Japonya'nın Osaka şehrinde G20 toplantısı gerçekleşecek.

Bakalım en çok gelişmiş 20 ülke liderlerinin gerçekleştireceği toplantıdan nasıl kararlar çıkacak.

***

Türkiye olarak biz de uzun, zorlu ve yorucu bir zaman diliminden geçtik.

Ancak her şey yeni başlıyor.

Türkiye için asıl şimdi artık çalışma vitesini artırma zamanı.

Bir tarafımızda Doğu Akdeniz, diğer tarafımızda İran…

Güneyimizde Suriye ve Irak, kuzeyde ise Ukrayna…

Yunanistan yıllardır girdiği krizden bir türlü çıkamıyor. Bataklığa saplanmış gibi… Battıkça batıyor. Almanlar da bunlara gazı verdikçe Türkiye'ye hırlayıp duruyorlar.

Ermenistan desen Türkiye aleyhine sessiz ama derinden çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor.

Anlayacağınız önüm arkam, sağım solum sobe…

Tüm bunlar yetmezmiş gibi içimizde de destekçi buluyorlar.

İçimizdeki gayri milli yapılar bunların dolduruşuna gelip yararlı ne kadar proje varsa yerden yere vurmaktan kaçınmıyor…

Ancak biliyoruz ki böylesi engelleri aştığımızda kazandığımız zafer de o kadar büyük olacaktır.

Devam edelim…

Böylesi bir coğrafyadaysak ve etrafımız enerji rezervleri ile dolup taşıyorsa, işimiz gerçekten hiç de kolay değil.

İbn-i Haldun'un dediği gibi; "Coğrafya kaderdir."

Ülkemizin etrafında bu kadar kaos yaşanırken güvenliğimizi sağlamak için tedbirleri artırmamız gerekiyor elbette.

Nitekim bu konuda Rusya'dan S-400 hava savunma sistemlerini alarak önemli bir adım attık.

Ancak Rusya'nın dostluğuna güven olmayacağını da aklımızdan hiçbir zaman çıkarmamalıyız.

İlişki dengesini iyi kurmalı ve her zaman birden fazla seçeneğe sahip olmalıyız.

İki seçenek arasında kalmak bizi her zaman çıkmaza sokar.

Çünkü küresel güç mücadelesi çok boyutlu satranç oyununa benzer.

Ve bugün Türkiye oyunda bir taş değil, masa başında bir oyuncu konumuna gelmiş durumda.

Bunu hangi argümanlara dayanarak söylediğimi daha önce defalarca belirtmiştim.

Ancak tekrarda fayda var. Çünkü çabuk unutuyoruz.

Hatırlarsanız 2017 yılında Fransa'da Cumhurbaşkanlığı seçimleri olmuştu.

2016 yılı sonunda da dönemin Fransa Başbakanı Manuel Valls cumhurbaşkanlığı seçimine katılmak için görevinden istifa etmişti.

İstifa ederken yaptığı konuşmada aynen şu ifadeleri kullanmıştı;

"Rusya'nın Vladimir Putin'ine, ABD'nin Donald Trump'ına, Türkiye'nin Recep Tayyip Erdoğan'ına ve Çin'in Şi Cinping'ine karşı, değerlerine sıkı sıkıya bağlı, bağımsız bir Fransa istiyorum" demiş ve Dünyanın en güçlü olan üç ülkesinin ve liderinin ismiyle birlikte dördüncü ülke olarak da Türkiye'yi ve cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef göstermişti.

Fransa Başbakanına bu sözleri söyleten küresel güç dengesinde Türkiye'nin sahip olduğu mevcut güç ile birlikte sahip olduğu ve henüz kullanmadığı potansiyel gücüdür.

***

Bu doğrultuda düşünüldüğü zaman Türkiye, küresel bir aktör haline geldiğini daha net bir şekilde görebiliriz.

Daha fazla güçlenmememiz için gerek dışarıdan gerekse içerden türlü saldırılar ve oyunlara maruz kalsak da artık kritik eşiği aştığımızı söyleyebiliriz.

Ancak bizim daha fazla güçlü olmamız gerektiği de ortadadır.

Bunun için ise millet olarak bizim de elimizi taşın altına koymamız gerekiyor.