Sıfır Atık Haftası’nın İstanbul’da bıraktığı iz, kalabalık dağıldıktan sonra daha derinden hissediliyor bugün.
Atatürk Havalimanı’nın geniş düzlüğünde dolaşırken çevre meselesinin tören cümlelerinden taşması gerektiğini düşündüm. Böylesine büyük organizasyonlarda ilk dikkatim, çoğu zaman sahnenin görkeminden önce alanın düzenine ve temizliğine gider. Sıfır atık festival alanındaki o büyük kalabalığa rağmen temizliğin son derece dikkat çekici olduğunu özellikle kaydetmek gerekir.
Bu yalın gözlem, kalabalık yönetimi, atık davranışı ve kamusal disiplin açısından güçlü bir veri sayılır. Çünkü çevre bilinci, kürsüde yükselen sözden önce yere bırakılmayan bardakta, kirletilmeyen yolda ve ortak alana gösterilen saygıda görünür. Plastik kullanılmaması, ikramların tahta ve kâğıt gibi geri dönüştürülebilir araçlarla sunulması, alandaki fikrin gündelik hayata değdiğini gösteriyordu. Bu tercih küçük bir ayrıntı değildir, zira tek kullanımlık plastiğin doğadaki direnci insan sabrını ve toprağın hafızasını aşar.
Festivalin üçüncü gününde ziyaretçi sayısının dört yüz bini aşması, çevre meselesinin dar bir uzman çevresinde kalmadığını gösterdi. Böyle bir kalabalığın ardından zeminde, ikram alanlarında ve geçiş yollarında düzenin korunması daha anlamlıydı. Atıkların yerinde ayrıştırılması, organik atıkların komposta yönlendirilmesi, PET şişe yerine cam termos dağıtılması, teorinin sahada karşılık bulduğu anlar olarak okunmalı. Bilim bize atık yönetiminde en etkili adımın, çöpü toplamadan önce atığı azaltmak olduğunu söyler.
TİKA Yöresel Lezzetler standında ikram edilen yemeklerin içeriği de ilgimi çeken zarif ayrıntılardandı. Kereviz, havuç, bamya gibi sağlıklı yiyeceklerin seçilmesi, yerel mutfağın bedenle, toprakla ve mevsimle kurduğu ilişkiyi hatırlatıyordu. Modern çağın yanılgısı doğayı, sağlığı, ekonomiyi ve kültürü ayrı odalarda konuşulacak meseleler sanmasıdır. Oysa tabaktaki sebze, kullanılan kap, harcanan enerji, taşınan su ve kalan artık aynı ekolojik hikâyenin parçalarıdır.
Çadır tasarımları da hava ısı dengesini sağlayacak biçimde düşünülmüş, ölçülü ve işlevseldi. Hava çok sıcak olmasına rağmen çadırlardaki hava sirkülasyonu son derece ferahlatıcıydı. Bu ferahlık, mühendislik bilgisinin gösterişe ihtiyaç duymadan hayat kalitesini nasıl yükselttiğini anlatıyordu. Gölgeleme, açıklık oranı, malzeme seçimi ve hava yönlendirmesi, sürdürülebilirlik tartışmasının sessiz kahramanları olarak karşımızdaydı.
Sıfır Atık Forumu ise bu halk buluşmasının bilim, politika ve uluslararası iş birliği tarafını tamamladı. İstanbul’da 183 ülkeden temsilcinin, 500’ü aşkın kurum ve kuruluşun, 5 binden fazla katılımcının buluşması sıradan bir toplantı tablosu sayılamaz. Forumda su yönetimi, plastik atıklar, döngüsel ekonomi, enerji verimliliği, gıda israfı ve şehirlerin geleceği aynı masaya geldi. Her gün yaklaşık 1,5 milyar plastik şişe üretildiği, bunların yüzde 9’unun geri dönüştürüldüğü bilgisi, insanlığın konforla kurduğu sorunlu ilişkiyi açık biçimde gösterdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 90 milyon ton atığın geri kazanıldığı, ekonomiye 365 milyar lira katkı sağlandığı yönündeki açıklaması, sıfır atığın ekonomik değerini görünür kıldı. Geri kazanım oranını 2035’te yüzde 60’a, 2053’te yüzde 70’e çıkarma hedefi, uzun vadeli bir devlet iradesine işaret ediyor. Enerji verimliliği için 2030’a kadar 20 milyar doların üzerinde yatırım öngörülmesi de bu iradenin altyapı boyutunu güçlendiriyor.
Festival alanındaki çocuk sesleri yazının kenarında kalacak bir ayrıntı değildi. Atölyelerde geri dönüşümü oyunla öğrenen çocuklar, yetişkinlere çoğu zaman unuttukları sade gerçeği hatırlatıyordu. Bir toplumun çevre karnesi, gelecek kuşağın eline verdiği bilgiyle ölçülür. Bilgi kuru kaldığında davranışa dönüşmez, fakat deneyimle birleştiğinde alışkanlık olur.
Forumun küresel tarafında açıklanan Sıfır Atık Bölgeleri Girişimi de dikkatle izlenmeli. Mexico City, Kisumu ve George Town gibi farklı şehirlerin pilot alan seçilmesi, İstanbul’dan dünyaya uzanan bir uygulama hattını işaret ediyor. Su, gıda, enerji ve atık başlıkları artık aynı cümlenin içinde konuşuluyor. Çünkü iklim meselesi uzak kutuplarda eriyen buzun haberi olmaktan çıktı. Soframızda, faturamızda, mahallemizde duruyor ve çocuklarımızın nefesinde ağır bir sorumluluk olarak bekliyor bugün.
Benim için bu haftanın değeri, sloganın sahaya inmesindeydi. Kalabalık vardı, ama savrukluk yoktu. Sıcak vardı, ama tasarımın serinliği vardı. Yemek vardı, ama israf duygusu yoktu. Bilim vardı, ama halktan kopuk soğuk bir dil yoktu. İstanbul o gün çevre ahlakının mümkün olduğunu gösterdi. Belki de bu yüzden alandan ayrılırken aklımda afişlerden çok insanların davranışı kaldı.
Toplumlar uzun nutuklardan çok iyi düzenlenmiş örneklerden etkilenir. Çöp kutusunun yeri, suyun sunuluş biçimi, tabağın malzemesi ve sahnenin enerji anlayışı bazen kalın raporlardan daha ikna edicidir. Sıfır Atık Haftası, İstanbul’da bir etkinlik takvimi gibi başlayıp vicdanlarda kalıcı bir soruya dönüştü. İsrafın ekonomik, ahlaki ve iklimsel bedelini kim ödeyecek? Bazen en büyük çevre manifestosu, yere düşmeyen küçük bir kâğıt parçasıdır.