Savaşın ekonomik faturası, vurulan hedeflerin sayısından çok kesilen enerji akışında, boş kalan limanlarda ve ertelenen yatırımlarda birikiyor.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a saldırması, Tahran’ın karşılık vermesi ve Hürmüz trafiğinin çökmesiyle bölgesel savaş küresel bir arz krizine dönüştü. Uluslararası Enerji Ajansına göre boğazdan geçen petrol, çatışma öncesindeki günlük 20 milyon varilden mart, nisan ve mayısta ortalama 2,7 milyon varile indi. Ortadoğulu üreticilerin toplam kaybı haziran sonuna doğru 1,3 milyar varili aştı.
Brent petrolün temmuz ortasında 85 dolar çevresinde kalması, krizin hafiflediği anlamına gelmiyor. Çin’in talebi kısmaya başlaması, stratejik rezervlerin kullanılması ve dünya ekonomisindeki yavaşlama fiyat artışını frenledi. Fiziksel arz kaybının bir bölümü böylece rafineri kesintileri ve tüketimin ertelenmesiyle dengelendi.
İran en ağır darbeyi alan ülke. IMF, 2026’da ekonominin yüzde 5,4 küçülmesini ve ortalama enflasyonun yüzde 68,9’a ulaşmasını bekliyor. Limanların kullanılamaması, döviz kıtlığı, altyapı hasarı ve ithalat darboğazı yüksek petrol fiyatından doğabilecek geliri sildi. Satılamayan petrol, bilanço üzerinde değer taşımıyor.
Körfez’de dayanıklılığı rezerv büyüklüğünden çok alternatif güzergâhlar belirledi. Suudi Arabistan Kızıldeniz’e ulaşan Doğu Batı hattıyla sevkiyatını kısmen sürdürdü. Ülke ilk çeyrekte yüzde 3 büyüdü, haziran enflasyonu yüzde 1,8 oldu ve Suudi işsizliği yüzde 6,4 düzeyinde açıklandı. Buna rağmen sanayi üretimi mayısta yüzde 18,7 geriledi.
BAE, Füceyre çıkışı sayesinde Abu Dabi petrolünü Hürmüz dışına taşıdı. Dubai’nin havacılık, turizm ve yeniden ihracat ağı aynı korumaya sahip değildi. Reuters anketi BAE ekonomisinde yüzde 0,5 daralma bekliyor. Kuveyt ve Katar için tahmin yüzde 8,1, Bahreyn için yüzde 5,1 küçülme yönünde. Irak’ın liman bağımlılığı da kamu gelirlerini ve yatırımları baskılıyor.
Katar’daki hasar daha uzun sürecek. İran saldırıları LNG ihracat kapasitesinin yüzde 17’sini devre dışı bıraktı. Yüksek gaz fiyatı, çalışmayan tesisin gelir kaybını telafi edemiyor.
Çin cepheden uzakta görünse de enerji şokunu fabrikalarında yaşadı. Haziran ham petrol ithalatı yıllık yüzde 41,3 düşerek günlük 7,12 milyon varile, yaklaşık on yılın en düşük düzeyine indi. Rafineri kullanım oranı yüzde 57,72’ye geriledi. Pekin stoklarını kullandı, yakıt ihracatını sınırladı ve iç piyasayı dış müşterilere tercih etti.
Avrupa’da enerji şoku fiyatlara gecikmeli geçti. Euro Bölgesi enflasyonu mayıstaki yüzde 3,2’den haziranda yüzde 2,8’e inse de enerji fiyatları yüzde 8,5 arttı. AB işsizliği mayısta yüzde 5,9 seviyesinde kaldı. Bu istikrar, sipariş kaybı ve pahalı enerjinin ilerleyen aylarda istihdama yansımayacağı anlamına gelmiyor.
ABD’nin bilançosu ikiye ayrılıyor. Haziranda işsizlik yüzde 4,2 oldu ve tarım dışı istihdam 57 bin arttı. Petrol, LNG ve savunma şirketleri dış talep kazandı. Haneler, taşımacılık şirketleri ve federal bütçe daha yüksek maliyet taşıdı.
İsrail ekonomisi ilk çeyrekte yıllıklandırılmış yüzde 3,8 daraldı. Savunma sanayisi ters yönde ilerledi. Elbit Systems’in ilk çeyrek geliri 2,19 milyar dolara, sipariş birikimi 30,2 milyar dolara çıktı. Şirket verileri yine de hava savunması, radar, elektronik harp ve insansız sistemlere talebin arttığını gösteriyor.
Askerî teknoloji cephesinde maliyet dengesi giderek önem kazanıyor. On binlerce dolarlık saldırı dronlarına karşı milyonlarca dolarlık önleyici füzeler kullanılması, hava savunmasını bütçe meselesine çeviriyor. İsrail güçlü bir üretici olmasına rağmen savaş uçakları, ağır mühimmat ve bazı deniz sistemlerinde ABD ile Almanya’ya bağımlı. Körfez ülkeleri de daha ucuz önleyici dronlar, elektronik harp, lazer ve yerli mühimmat üretimine yöneliyor. Savunma sanayisinin büyümesi böylece ithalat ihtiyacını otomatik biçimde azaltmıyor. Üretim kapasitesi ve stok yenileme hızı belirleyici oluyor.
Savaş, bölgenin güvenlik haritasını da değiştiriyor. Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan ayrı bir üçlü karşılıklı savunma taslağı üzerinde çalışıyor. Bahreyn benzer bir düzenlemeye ilgi gösterirken Ürdün silah ve eğitim anlaşmaları arıyor. Pakistan bu ilişkileri yatırım ve enerji güvencesiyle birlikte değerlendiriyor. İsrail ise Hindistan’la ortak üretim ve teknoloji transferini derinleştiriyor. BAE, ABD ve İsrail’le güvenlik bağlarını korurken İran’la ekonomik gerilimi azaltmaya çalışıyor.
Ortaya çıkan düzen klasik ittifaklardan daha karmaşık. Savunma anlaşmaları enerji erişimi, yatırım, borç finansmanı ve teknoloji transferiyle birlikte pazarlık ediliyor. Hürmüz artık bir deniz geçidi olmanın ötesinde, devletlerin ne kadar süre savaşabileceğini ölçen ekonomik bir kaldıraçtır.
Kalıcı güç, en fazla füzeye veya petrole sahip olmakla kurulmayacak. Enerjiyi farklı rotalardan taşıyabilen, kritik tesislerini koruyabilen, ucuz savunma üretebilen ve savaş harcamalarını sivil ekonomiyi çökertmeden finanse edebilen ülkeler daha dayanıklı kalacak.