0

Geçtiğimiz gün Diyarbakır'ın Bağlar ilçesinde Emniyet Müdürlüğü'nün ek binasına 1 tonluk bombalı araçla bir saldırı yapıldı. 2'si polis, 9'u sivil, toplam 11 kişi şehit düştü. 100'ün üzerinde kişi yaralandı.

Saldırıdan sonra ajanslara düşen fotoğraf kareleri dehşet vericiydi. Harabeye dönen binalar, toz bulutu içinde kucağındaki çocukla kaçışan anneler, paramparça olmuş evlerini gözyaşlarıyla temaşa eden vatandaşlar ve korku dolu gözlerle olup biteni anlamlandırmaya çalışan çocuklar...

Tek kelime ile dehşetti.

Bu kadar acı, kan ve gözyaşını kim hak eder?

Hangi demokratik talep bu acılardan daha büyük olabilir?

Kimin için öldürüyorlar?

Ne için öldürüyorlar?

Bu sorular, Çözüm Süreci'nin PKK tarafından Ceylanpınar'daki iki polisin şehit edilmesiyle bozulduğu günden beri soruluyor.

Kürtler, bölge halkı, PKK tabanı ve HDP seçmeni, bu soruların cevabını arıyor! Fakat bu sorular, soran herkesin elinde kalıyor.

Çünkü ne PKK, ne de HDP yanıt veremiyor.

Öyle ya!

Red, inkar ve asimilasyon dönemi bitti.

AK Parti iktidarı, bu karanlık dönemi yaptığı açılımlarla bitirdi. Kürt dili ve kimliği üzerine karabasan gibi çöken tekçi zihniyeti tarihin çöp sepetine atarak bitirdi.

80 yıl boyunca "kart/kurt" olan, "dağ Türkü" olan, "kendisini Kürt sanan Türk" olan ama hiçbir zaman Kürt olamayan Kürtler, 80 yıl sonra AK Parti iktidarıyla beraber "Kürt" olabildi.

Dahası, Kürt halkı, Çözüm Süreci ile beraber, 3 yıl boyunca çatışmasızlığın getirdiği avantajları ve iyimser tabloyu gördü. Gencecik çocukların cenazelerini kaldırmamanın, evlatlarını toprağa vermemenin ve gözyaşı dökmemenin ne olduğunu anladı. Kepenk kapatmadan ticaret yapmanın ne demek olduğunu öğrendi. Ekonomik canlılığı, sosyal yaşamın kalitesini, refahın yükselmesini ve yatırımların çoğalmasını bu 3 yılda yaşayarak öğrendi.

Silahların aradan çıkmasıyla, Kürt ve Türk halkının birbirine daha da kenetlendiğini gördü. Şiddetin aradan çekilmesiyle en aykırı konuların bile konuşulabileceğine tanıklık etti. Her şeyden öte, psikolojik bariyerlerin çatışmasızlık ortamında hızlıca kalktığını fark etti.

Kürtler ve Türkler, Çözüm Süreci boyunca birbirini desteklemenin, birbirine dokunmanın, acıyı ve sevinci paylaşmanın, aynı ideal uğruna çaba sarfetmenin, ortak gelecek için ter dökmenin ve birlikte yaşam için mücadele etmenin değerini anladı.

Peki, tüm bunlara rağmen neden "barajları" bahane ederek barış masasına tekme attınız? Neden ve kim için süreci bitirdiniz?

İşte, o gün bugündür Kürt halkı bunu sorguluyor?

"PKK kimin için savaşıyor" diyor?

"Kime hizmet ediyor" diye soruyor?

"HDP kimin için siyaset yapıyor" diye sorguluyor.

Çünkü Kürtler artık çok iyi biliyor ki, ne sıkılan kurşunlar kendisi için sıkılıyor, ne dökülen kan kendisi için dökülüyor, ne de yapılan şiddet siyaseti kendisi için yapılıyor!

Kürtler, bu süreçte hem PKK'nın, hem de HDP'nin kendileri için değil, başka başkentler, başka odaklar ve başka klikler için çalıştığını çok net gördü. Kazılan çukurlar, yıkılan evler, yakılan mabetler ve talan edilen tarihi yapılarla, aslında darbe ve işgal girişiminin bizatihi kendilerine yönelik olduğunu idrak etti.

Bu yüzden 2 Milyonluk Diyarbakır'ın Büyükşehir Belediye Başkanı tutuklandığında 200 kişi bile sokağa çıkmadı.

Bu yüzden HDP'li siyasetçilere kimse sahip çıkmadı. Bu yüzden hem PKK hem de HDP'nin günaşırı yaptığı "serhildan/direniş" çağrıları karşılıksız kaldı.

Bu yeni farkındalık, 84'ten bu yana hüküm süren bir ideolojinin çöküşü demek. Bu çok açık.

Ne var ki, Kürtlerin anladığını, idrak ettiğini, adına "aydın" denilen zevat anlamadı!

Anlamıyor değiller aslında, anlamak istemiyorlar, işlerine gelmiyor çünkü.

Türk entelijansiyasının bugünkü hali içler acısı.

Öyle bir hale geldiler ki, neredeyse Kandil'e gidip, "bombayı siz patlatmadınız, IŞİD yaptı deyin, inkar edin" diyecekler.

"PKK'yı Aklama Komitesi" gibi faaliyet yürütmekteler.

Dilleri "PKK" demeye varmıyor hiçbirisinin.

PKK, basbas bağırarak "saldırıyı ben yaptım" dediği halde, "nerden gelirse gelsin"lerle başlayan cümleler kuruyorlar.

PKK yerine, "kim yaparsa yapsın" demeyi daha "aydın" bir duruş olarak görüyorlar.

Öyle zavallı haldeler ki, Türkiye'yi tanımayan birisi bu takımın kurduğu cümleler üzerinden olan biteni anlamaya çalışsa, "Kim Yaparsa Yapsın" adlı bir terör örgütü var zannedecek.

Özneyi, "gizli özne" haline getirmek için yapmadıkları numara, atmadıkları takla kalmadı.

PKK'dan daha PKK'cı hale geldiler.

PKK silah bıraksa, koşup kendileri alacak nerdeyse.

PKK'nın Cihangir Şubesi gibi hareket ediyorlar.

Erdoğan nefretlerinin faturasını PKK üzerinden kesmek istiyorlar. Bunu yaparken alçaldıkça alçalıyor, zavallılaştıkça zavallılaşıyorlar.

Bağlar'da daha yaralılar yerdeyken, failin PKK değil, IŞİD olduğu üzerinden kampanya yürütecek kadar ahlaksızlaşabiliyorlar!

Kürtler, ferasetlerinin sadakasını verse, bu aydın takımı "ihya" olur. O derece ferasetten yoksun, o derece kendi insanlarına, kendi medeniyetlerine uzaklar.

Ama ne hapsalar boş artık, hiçbir planları tutmuyor.

"15 Temmuz'dan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" diye yazmıştım.

Olmuyor işte!

Başaramıyorlar... Beceremiyorlar...

Neyi tutsalar ellerinde kalıyor.

Kürtlerin istemediği hiçbir şey gerçekleşmiyor artık bu ülkede.

Türklerin istemediği hiçbir şey gerçekleşmiyor artık bu ülkede.

15 Temmuz'dan sonra, halkın istemediği hiçbir siyasi partinin, hiçbir örgütün, hiçbir liderin ve hiçbir ideolojinin yaşama şansı yok artık. Buna eli silahlı PKK ve silahların gölgesi altında siyaset yapan HDP de dahil.

Örnek mi?

Kürtler, Sur Belediyesi'ne kayyım atanmasını sokağa çıkmayarak destekledi. Arkası geldi. Büyükşehir Eş Başkanları tutuklandı. Halk yine destek verdi, sokağa inmedi. Operasyonların arkası gelmeye devam etti. Sıra, halkın verdiği desteği, sandığı ve demokrasiyi askıya alarak terörle içli dışlı olan vekillerin tutuklanmasına geldi.

Halk destek verdikçe yürüdü işler, halk istedikçe devam etti operasyonlar.

Bu süreçler, operasyonlar, halk istediği için, talep ettiği için, destek verdiği için yürüyor. Yoksa yürümezdi inanın.

Avrupa başkentlerine rağmen, FETÖ, PKK ve DAEŞ'e rağmen, Türk entelijansiyasına rağmen oluyor, her ne oluyorsa.

Çünkü bu süreci yöneten halkın kendisidir.

Türkiye halkı, 15 Temmuz'da işgal girişimini püskürterek yönetime el koydu, dümenin başına geçti.

Şimdi ve bundan sonra dümenin başında da, yönetimin başında da halk var!

Şüphesiz, düşünenler için bunda ibretler vardır.