Alıştırılmış Çaresizlik (Learned Helplessness), kişinin tekrar tekrar başarısız bırakılması, başarı için her hamle yaptığında engellenmesi veya kontrol edemediği olumsuz durumlara maruz bırakılmasıdır. Bunun sonucunda, aslında değiştirebileceği şartlar ortaya çıksa bile hiçbir şey yapamayacağına inandırılarak pasif hale düşürülmesi durumudur.
Bu duruma düşen kişi:
· Artık çözüm yolları olsa bile denemez.
· Başarabileceği işlerden dahi kaçınır.
· Sürekli mağdur ve güçsüz hisseder.
· "Nasıl olsa değişmez", "Benim elimden bir şey gelmez" düşüncesine kapılır.
· Zamanla özgüvenini ve mücadele azmini kaybeder ve başarısızlığa teslim olur.
Örneğin, yıllarca yoksulluk içinde yaşayan bir insan, önüne çıkan eğitim veya iş fırsatlarını değerlendirmeyebilir; çünkü zihninde başarısızlık duygusu yerleşmiştir. Bu durum gerçek bir imkânsızlıktan değil, öğrenilmiş bir çaresizlik psikolojisinden kaynaklanabilir.
Kavramın Kaynağı
"Alıştırılmış çaresizlik" veya psikolojideki asıl adıyla "Öğrenilmiş Çaresizlik" (Learned Helplessness) kavramı, Amerikalı psikolog Martin Seligman tarafından 1960'lı yılların sonlarında geliştirilmiştir. Seligman ve çalışma arkadaşları yaptıkları deneylerde, kaçamayacakları elektrik şoklarına maruz bırakılan köpeklerin, daha sonra kaçma imkânı verildiğinde bile kaçmaya çalışmadıklarını gözlemlediler. Hayvanlar, daha önceki tecrübelerinden dolayı "nasıl olsa kurtulamayacağım" düşüncesini öğrenmişlerdi.
Bu deneylerden hareketle Seligman, insanların da benzer şekilde sürekli başarısızlık, baskı veya engellemeler karşısında çaresizliği öğrenebileceklerini ortaya koydu.
Sosyal ve Siyasi Boyutu
Günümüzde bu kavram sadece psikolojide değil;
· Eğitim,
· Aile,
· Sosyoloji,
· Siyaset,
· Kalkınma çalışmaları alanlarında da kullanılmaktadır.
Özellikle sömürgecilik yaşamış toplumlar, uzun süre baskı altında kalmış halklar veya sürekli yardım alan topluluklar için bazen "alıştırılmış çaresizlik" ifadesi kullanılır. Bu kullanım, insanların kendi güçlerine olan güvenlerini kaybetmelerini ve dış desteğe bağımlı hâle gelmelerini anlatmak için tercih edilir.
İslâmî Açıdan
Ama islamda ümitsizlik, telimiyet ve tembelliğe yer yoktur. İşte birkaç örnek: "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." (Necm Sûresi, 53/39) ”De ki: “Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Resûlü de, mü’minler de göreceklerdir. Sonra siz gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. İşte o zaman o size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.” (Tevbe, 9/105) bu vb. ayetler; gerek bireysel ve gerekse toplumsal emeğin ve çabanın önemini vurgulayan temel ilkeyi anlatır. Bu evrensel yasa; başarının, nasibin ve ilerlemenin ancak samimi bir gayret ve alın teri ile elde edilebileceğini gösterir. İslâm'ın insan tasavvurunda ümitsizlik ve teslimiyetçiliğe yer yoktur. Nitekim diğer bir ayette: "Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin." (Yûsuf, 12/87) buyrulmuş, müminin daima gayret göstermesi ve sonucu Allah'a bırakması öğütlenmiştir.
Bu yönüyle öğrenilmiş çaresizlik, İslâm'ın teşvik ettiği tevekkül, sabır, mücadele ve ümit anlayışının zıddı sayılabilecek psikolojik bir durumdur. Mümin, sebeplere sarılmakla yükümlüdür; başarısızlıklar onu tamamen pasifleştirmemelidir. Yol ne kadar uzun olursa olsun, başlangıcı bir adımdır. İşte önemli olan o adımı atıp işe koyulmaktır. Şartlar ne kadar zor olursa olsun her zaman bir çare vardır.
Kısacası, alıştırılmış çaresizlik; insanın çaresiz doğması değil, çaresizliği öğrenmesi ve zamanla buna alışmasıdır. Ya da neredeyse dünyanın tüm sömürge ülkelerinde olduğu gibi zalim, zorba güçler ve despot yöneticiler tarafından çaresizliğe alıştırılmasıdır. İşte Afrika’nın mazlum, mahrum ve mağdur halkları tam da bu çaresizliğe mahkûm edilmiştir. Konuya devam edeceğiz inşallah…