Son zamanlarda trafikte yaşanan kavga görüntülerini neredeyse her gün şahit oluyoruz. Bir video veya haber düşüyor önümüze, birkaç saniyesini izliyoruz ve hemen bir yargıya varıyoruz. Kim haklı, kim haksız.

Ama çoğu zaman olayın tamamını bilmiyoruz.

Oysa bazen bir görüntü, bütün hikâyeyi anlatmaya yetmez.

Ömer bin Abdülaziz dönemine atfedilen adalet anlayışında hâkime söylenen şu söz, aslında bugünün insanına da bir uyarıdır.

“Bir davacı sana bir gözü çıkmış olarak gelse, hemen onun lehine karar verme. Kim bilir, belki de diğer taraf iki gözü çıkmış olarak gelecektir.”

Bu söz sadece mahkeme için değil, hayatın tamamı için geçerlidir.

Geçenlerde Başakşehir’de pazardan çıkmıştık. Trafik yoğundu. Karşı yönden gelen bir araç yüzünden yol kilitlendi. O sırada gençlerin olduğu bir araç dikkatimi çekti. Birkaç araç ilerideki sürücüye uzun uzun korna çalarak tepki veriyor, ardından da ağır küfürler savuruyorlardı. Sürücüye, ailesine, hatta çocuğuna kadar uzanan sözler.

Karşıdaki sürücü bunları duymuyordu.

Ama duysaydı, sabrı taşsaydı ve araçtan inseydi.

Sonra bu gençler yalnızca o anı çekip paylaşsaydı, sadece sürücünün araçtan indiği saniyeyi.

Muhtemelen herkes o görüntüyü izleyip sürücüyü suçlayacaktı. Kimse “öncesinde ne oldu?” diye sormayacaktı.

Çünkü çoğu zaman sadece son kareyi görüyoruz.

Trafikte buna benzer çok olay yaşanıyor. Bir sürücü araçtan iniyor, bir motosikletli aynayı kırıyor, bir başka yerde tartışma büyüyor. Motosikletlilerle otomobil sürücüleri arasındaki gerilim, aslında küçük kıvılcımların nasıl büyük yangınlara dönüşebildiğini gösteriyor.

Bir anlık sıkıştırma, ani fren, yanlış anlaşılma. Hepsi bir anda büyüyebiliyor.

Bir yerde ayna kırılıyor, başka bir yerde kilometrelerce süren takip ve taciz yaşanıyor. Görüntüler yayılıyor, herkes yorum yapıyor. Ama o noktaya gelene kadar neler yaşandığını çoğu zaman bilmiyoruz.

Elbette bu davranışların hiçbiri doğru değil. Hakaret de, şiddet de, trafik terörü de meşrulaştırılamaz. Ama bir olayı anlamak başka şeydir, hemen hüküm vermek başka şey.

İşin insan tarafı da var.

Bırakın büyük bir olayı, çoğu insan en ağır küfür karşısında bile kendini tutmakta zorlanır. O anda kimse ceza hesabı yapmaz, öfke, aklın önüne geçer.

Sadece kendi başımdan geçenler. Ailemle, çocuklarımla içinde bulunduğum araçta trafikte birkaç kez benzer magandalarla karşı karşıya kaldık. Müdahale etmiş, araçtan inmiş olsaydım muhtemelen bugün haberlerde yer alacak farklı başlıklar konuşuluyor olabilirdi. Ama ben bu yazımda herhangi bir olayı şahsîleştirmek niyetinde değilim. Tam tersine, bu meseleye kendi yaşadığım sıkıntılar üzerinden, daha soğukkanlı ve daha genel bir pencereden bakarak ifade etmek istiyorum. Çünkü trafikte yaşanan bu tür olaylar artık bireysel anekdotların çok ötesine geçmiş durumda.

Bu noktada İçişleri Bakanlığımıza ve İçişleri Bakanımız Mustafa Çiftçi’ye buradan bir çağrı yapmak istiyorum. Trafikte yaşanan bu tür olayların artık yalnızca bireysel tartışmalar olarak değil, doğrudan kamu düzenini ilgilendiren bir güvenlik meselesi olarak ele alınması büyük önem taşıyor. Son yıllarda bu konuda gösterilen hassasiyet ve denetim artışı kıymetli olmakla birlikte, gerçeğin tespitini kolaylaştıracak daha net ve kalıcı adımlara ihtiyaç olduğu da ortada.

Bu bağlamda araç içi ve araç dışı kamera sistemlerinin yaygınlaştırılması, hatta belirli standartlarda zorunlu hale getirilmesi ciddi bir çözüm olabilir. Çünkü bugün yaşanan birçok olayda tartışma, “ne oldu?” sorusundan çok “hangi görüntü servis edildi?” noktasına sıkışıyor. Oysa kamera kayıtları, olayın tümünü ortaya koyarak hem adaletin doğru işlemesine hem de haksız algıların önüne geçilmesine katkı sağlayacaktır.

Elbette kameralar tek başına tüm sorunları çözmez. Ama en azından gerçeğin parçalanmasını, kırpılmasını ve manipüle edilmesini büyük ölçüde engeller. Bu da hem caydırıcılığı artırır hem de toplumsal güveni güçlendirir.

Arkadan elleri sıkılıp kelepçelenmiş, başı öne eğdirilerek götürülen insanlar. Dışarıdan bakıldığında hukukun tecelli ettiği, adaletin yerini bulduğu düşüncesi oluşabilir. Bir dosya kapanmış gibi görünse bile, o görüntünün arkasında başka bir hukuksuzluk, başka bir adaletsizlik ihtimali her zaman vardır. Bu yüzden adalet sadece sonuçla değil, sürecin tamamıyla birlikte değerlendirilmelidir. Aksi hâlde, bir yerde “adalet oldu” derken, başka bir yerde yeni bir haksızlığın kapısı aralanabilir.