“Eski bayramlar, daha doğrusu bayramlardaki eski hareket ve faaliyetler bambaşka bir edâ taşırdı. Zevkli idi de… Evleri boş bırakırcasına bayram namazı için camiye koşanların, namazı müteakip evlere dönerek aile fertleriyle bayramlaşmasının; yine ailenin büyüklerini ve akrabayı hanelerine kadar gidip ziyaret eylemenin, komşulara gidip gelmenin, büyüklere koşarak el etek öpmenin elbette ayrı bir zevki vardı.”
Kültür tarihçimiz Dursun Gürlek Hoca’nın Dersaadet’te Bayram Sabahları isimli eserini okuyorum. Yazarımız ön sözde şöyle diyor:
“Dinî bayramlarımızın mânevî güzelliği, kalem ve kelâm erbabını harekete geçirdiği için ortaya bir de ‘bayram edebiyatı’ çıkmıştır diyebiliriz. İşte edebiyatçılarımızın bayramlarla ilgili yazıları bu türün en canlı örnekleri olarak karşımıza çıkıyor. Sadece edebiyatçılarımız değil, tarihçilerimiz de bayram kültürüne büyük bir katkıda bulundular.”
Eserde bayramlarla ilgili makaleleri, hatıraları ve şiirleri yer alan yazar ve şairler şunlardır: Tahirü’l-Mevlevî, Reşad Ekrem Koçu, Ahmet Cemaleddin Saraçoğlu, Ahmet Refik Altınay, Hüseyin Cahit Yalçın, Hasan Âli Yücel, Cemaleddin Server Revnakoğlu, Refik Halit Karay, Refii Cevad Ulunay, Halit Fahri Ozansoy, Kemal Edip Kürkçüoğlu, Nihad Sami Banarlı, Ahmet Rasim, Hasan Celal Güzel, Mehmet Barlas, Beşir Ayvazoğlu, Yavuz Bahadıroğlu, Mehmet Halit Bayrı, Yahya Kemal Beyatlı ve Mehmed Âkif Ersoy.
Eserde geçmişte yaşanmış Ramazan ve Kurban bayramlarının hususiyetleri, neşesi ve güzellikleri son derece çarpıcı ifadelerle dile getiriliyor. Mesela Tahirü’l-Mevlevî, bayramlarda yapılan kabir ziyaretlerini şöyle anlatıyor:
“Şimdilerde unutulmaya başlayan güzel bir âdet vardı ki, o da Müslümanların bayram namazından sonra kabristana giderek ahirete intikal eden aile fertlerini ziyaret etmesiydi.”
Divan şairlerinin bayramlarla alakalı mısraları da eseri ayrı bir güzellikle süslüyor. Ahmet Cemaleddin Saraçoğlu, “Eski İstanbul Bayramları” yazısında geçmişte yaşanan heyecanı şu ifadelerle tasvir ediyor:
“Sabah ezanı okunurken gümbürdeyen toplarla uyanan, yataklarından fırlayan bütün ev halkı, aile reisinin bayram namazını eda için ya mahalle mescidine yahut en yakın selâtin camiine gidişinden sonra hummalı bir faaliyet içerisinde giyinip kuşanmaya, kendilerine bir çeki düzen verip süslenmeye başlar; harem ve selâmlık dairelerinde biraz sonra başlayacak bayram ziyaretleri için günlerce evvel başlayan hazırlıklara son bir rötuş yapılırdı. Evin erkeğinin camiden dönüşü dört gözle beklenirdi.”
Kitapta bayram yerleri, bayram namazı ve ziyaretleşmeler bütün coşkusu ve mânevî havasıyla aksettiriliyor. Bayramlarda dargın olan Müslümanların barıştırılmasına özellikle dikkat çekiliyor. Hacı Bayram-ı Veli’nin gönüllere yerleşen şu mısraları ne kadar güzeldir:
“Bayramım imdi bayramım imdi
Bayram ederler yâr ile şimdi
Hamd ü senâlar, hamd ü senâlar
Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm.”
Bu bayramda da Yahya Kemal Beyatlı’nın “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiirini okuma vaktidir:
“Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede,
Bir mehâbetli sabah oldu Süleymaniye’de.
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrın da bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mâvîleşen manzaradan.
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her ân aradan.”
Şairin “Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı” mısrası gönüllerimizi aydınlatıyor.
Bütün Müslümanların mübarek Kurban Bayramı’nı kutlarken, Alvarlı Efe Hazretleri’nin şu duasıyla okuyucularımı selamlıyorum:
“Bayram o bayram ola…”