Ölüme Uçan Kelebekler Gibi

Makamların ve statülerin eridiği kutlu bir ümmet buluşması: Telbiye sesleriyle başlayan ak yolculuk, Kâbe'nin sıcaklığından Arafat’ın tövbe makamına uzanarak insanı kendi özüyle ve Rabbiyle buluşturuyor.

(Dünden devam)

Kutlu Ev’in aziz misafiri olarak yaşadığın bir ümmet buluşmasıdır. Kimliklerin, ırkların, maddiyatın, tüm statülerin eridiği, cem olduğun bir buluşmayı hücre hücre damar damar yaşarsın.

“Lebbeyk Allahümme Lebbeyk, Lebbeyke La şerikelek Lebbeyk! İnnel hamde vennimete leke vel mülk La şerike lek”

“Buyur Allahım, buyur Rabbim senin ortağın yok. Emrine hazırım buyur. Hamd sana, övgü ve nimet senindir. Senin ortağın yoktur.”

Telbiye sesleriyle yüreğine akan sımsıcak bir başlangıçtır, seni sana, seni tövbelere, seni ahiret yurdunun provasına taşıyan. “Ölüme uçan kelebekler gibi” aziz bir yolcu olarak düştüğün yollarda artık aşka yolculuk başlamıştır. Ak bir sevdadır akan damarlarında. Kefenler aktır, sevdalar ak, ihramlar ak. Ebabil kuşlarının kanatları da ak mıydı?

3-70

BEYAZ SEVDANIN MERKEZİNDE: KÂBE

Mescid–i Haram’e girersin. Karşında gördüğün sade ama büyüleyici çekim gücüyle gözlerini adeta kamaştıran, yüreğini derinden sarsan Kâbe’dir. Nice süslü, gösterişli, debdebeli mabetler onun sade, ilahi etkisi karşısında sönük kalır. Tüm sıcaklığı, manevi dokusuyla bağrına basar tüm hacıları. Gözlerin buğu buğu, yüreğin güm güm atarken, yanan çıplak ayakların yakan kavuran kum tanelerinin özlemiyle serin mermerlerde adeta kayıp gidersin sonsuzluk iklimine… Artık sürgün ülkeden başkentler başkentinde, derin, sıcak, sarsan bir sevda çöreklenmiştir yüreğine…

MİNA: MAHŞERİ PROVAYA HAZIRLIK

Şimdi Mina mektebinde, sabırla ve şükürle mahşeri provaya hazırlanacaksın. Beyaz kefenler gibi bürüneceksin beyaz ihramına. Şimdi arınmaya, yeniden dirilişe, tövbelerle dualarla bir olmaya... İnsanlık oluk oluk, dağları, yolları, geçit vermez vadileri aşarak Arafat yolcusu olarak Mina durağında. Savaşlardan çıkıp geldin, yüreğin yorgun, imtihanların yıpranmışlığıyla, mahzun ve kederlisin, çaresiz ve dertlisin.

2-156

ÇADIRLARIN GÖLGESİNDE HAC KARDEŞLİĞİ

Hac kardeşliğini yaşarsın mütevazi Mina çadırlarında. Tüm konforlardan uzak, arınmış ve tertemiz halde, uçakta sana yabancı olanlarla artık yakın bir dost ve kardeş olmuşsundur. Kutlu, şahitli, erdemli zamanlardır yaşadığın. Huşu içinde mübarek zamanlarda ve makamlarda azığın azdır, yükün hafif, burası teslimiyet, arınma makamıdır. Derviş duyarlılığıyla yollara düşersin, bir lokma, bir hırka istikamet Arafat’tır.

Arafat’ın kutlu ve mübarek zamanlarına, seni hacı yapacak vakitlerine ulaşmak için konakladığın Mina’da şahitli zamanların vardır. Hacı arkadaşlarınla bir lokmayı, bir yudum suyu, küçük bir örtüyü paylaşırsın. Yaşadığın eşsiz hac kardeşliğidir.

ASIRLIK İZLERİN PEŞİNDE ÇÖL GECELERİ

Arafat yolculuğunda, Âdemsen Havva’nı bulmak için, Havva isen Âdem’ine kavuşmak için düşersin yollara... Değil mi ki bulanlar arayanlardır. Sen de aramak için düştün yollara, sevdayı, vuslatı, aşkı azık eyleyerek seni sen yapan Rabbine doğru yola revan oldun. Mina çadırlarında kurduğun dostluklara karışır yürek azığın, gözyaşıyla ıslanmış uzun secdelerin şahittir, muhabbetli dostlukların şahittir. Namazlarında huşu ve teslimiyetle Resulün namazlarını ararsın, bir iz, bir yakınlık kurmaya çalışırsın asırlar öncesinden. Onun geçtiği yolların, onun dualarının izini sürerek gözyaşı akıtırsın şahitli zamanlara… Çöl gecelerinde, yalnız ve çaresiz, kimsesiz yetim yüreğinin dualarına karışır senin duaların, sonra buluşursunuz Hira’nın yalnızlığında…

ARAFAT: MARİFET VE KENDİNİ BİLME MAKAMI

Gün ağarırken çıkarsın yola, beyaz ırmağa karışıp akarsın Arafat dağının eteklerine doğru. Şimdi yitiklerini bir bir bulma zamanlarındasın. Kendine yürümelisin. Kendini bilmelisin. Nereden gelip nereye gidiyorum diye sorup, izzetini, irfanını, hikmetini, safiyetini, insanlığını, soylu ve erdemli hallerini tüm yitiklerini arayıp bulmalı marifete ulaşmalısın. Çünkü artık sen makamdasın. Bu makam marifet, buluşma makamı, kendini bilme, Rabbini bilme makamıdır.

RAHMET DAĞI'NDA TÖVBE VAKFESİ

Rahmet Dağı’nın eteklerinde, “Ben geldim Rabbim, kul olmaya geldim, af makamına geldim” diye gözyaşını akıtacaksın. İman denizine karışıp, hiç olmaya, benlikten sıyrılıp biz olmaya, ümmet olmaya geldim diyerek içli, yaralı yüreğinle dualara duracaksın. Tövbe makamında Âdem olacaksın, Havva olacaksın. Tüm günahların, ihmallerin, hazların, dünyanın süfli zamanlarında çürüyen vakitlerin için tövbeye duracaksın, içli, yanık akıtacaksın gözyaşını.

Makamda olmaya az kaldı. Arınmaya, Âdem, Havva olarak tövbelere durmaya, yitiklerini bulmaya, özüne kavuşmaya az kaldı. Şimdi nerede durduğunu bileceksin, bu makam Arafat’tır.

PEYGAMBERLERİN MİRASI VE TESLİMİYET DURAKLARI

Âdem Peygamberin bakir dualarına sığınarak, İbrahim Peygamberin kavi ve sağlam duruşuna râm olarak vakfeye duracaksın. Yaşadığın Sünnetullahtır. Ateşlere yürüyen İbrahim Peygamber gibi, narı nur eyleyen imtihanlardan geçerek, İsmail’ini kurban edeceksin. Senin kurbanların neler olacak, makamın mı, zenginliğin mi, göz aydınlığı evlatların mı, sevdiğin eşin mi, dünyalıklar bir bir dizilecek kurban makamına.

Hacer annemiz gibi teslimiyet duraklarında soluklanırken, hiç tereddüt etmeden yürüyeceksin bilinmezlik zamanlarına. Korkusuz ve cesurca teslim olarak, çöl sıcaklarında yanan topuklarına aldırmadan durmaksızın koşacaksın evladına su bulmak için. Bu su senin abı hayat suyun, yaşam reçeten olacak yüreğini diriliş ırmağına, yeni başlangıçlara taşıyan…

İMAN IRMAĞINDA ERİYEN YÜREKLER

Şahitli, mübarek zamanlarda yitiklerini, ihmal ettiklerini, kusurlu kulluğunu onarmak için yüreğin yana yana dualara duracaksın. Yaşadığın bir mahşer provasıdır… Şimdi kendi cennetini bulmak için Âdem olmaya, Havva olmaya doğru düş yollara, Arafat’ın kutlu eteklerine doğru, eriyerek, akarak, yüreğinde derin yaralarla, arayışlarla karış iman ırmağına… Teslim ol, İslam ol, Rabbine iltica ederek Hacı ol…

(devam edecek)