İstanbul’daki camilerde görülen “Allah”, “Muhammed”, dört halife ve Hasaneyn levhaları yalnızca süs değil; Osmanlı’nın inanç, estetik ve devlet anlayışını yansıtan görsel belgelerdir. Dolmabahçe Camii, Ortaköy Camii ve Hırka-i Şerif Camii gibi yapılardaki benzer celi sülüs yazılar, Osmanlı coğrafyasında ortak bir sanat dili oluşturulduğunu gösterir. Bu levhalar aynı zamanda “manevi koruma” işlevi gören semboller olarak kabul edilirdi.

TUĞRA: DEVLETİN GÖRSEL İMZASI
Osmanlı’da tuğra sadece padişah imzası değil, devlet gücünün simgesiydi. II. Mahmud tuğrasına “Adlî” unvanını eklerken, II. Abdülhamid tuğrayı siyasi mesaj aracı hâline getirdi. Kırmızı zemin “kılıç hakkını”, yeşil ise hilafeti temsil ediyordu. Tuğradaki kıvrımlar bile matematiksel düzen içeriyordu. Yıldız Hamidiye Camii mihrabındaki gizli tuğra ise Abdülhamid’in iktidar vurgusunun mimari örneklerinden biri sayılıyor.

OSMANLI ARMASI VE AY-YILDIZ
1881’de son hâlini alan Osmanlı armasında terazi, Kur’an, kanunnameler, sancaklar ve silahlarla devletin “adalet ve güç” anlayışı anlatıldı. Terazinin bir kefesinde Kur’an, diğerinde kanunnamelerin bulunması; şer’i ve örfi hukukun dengesini simgeliyordu. Zamanla ay-yıldız, padişahtan çok milleti temsil etmeye başladı ve Cumhuriyet döneminde Türkiye’nin resmî simgesi oldu.

MİMARLIK TARİHİNDEKİ BÜYÜK YANLIŞ
Birçok yapı uzun süre yanlış biçimde Balyan Ailesi’ne atfedildi. Araştırmalar, Taşkışla’nın William James Smith’e, Yıldız Hamidiye Camii’nin ise Nikolaki Efendi’ye ait olduğunu ortaya koydu. Osmanlı’nın son başmimarı Seyyid Abdülhalim Efendi de uzun süre gölgede kalan isimlerden biri oldu.