Vesayet savaşlarının en yıkıcı etkisini, yaşadığımız dönemde fazlasıyla hissettik. Bunun yol açtığı tahribatın, hiçte yabana atılamayacak bir seviyeye ulaştığı da hepimizin malumu. Belli çevreler kurdukları yada dirsek temasta oldukları örgütleri hep bölgesel çıkarları uğruna kullanırken, sözde ideolojik bir inanış yapısında temellen terör örgütleri ise kendilerine sunulan maşa olma görevinden geri durmadı. Keza terör örgütlerinin elindeki silahlara, içlerine kimlerin serpildiğine ve yaptıkları eylemlerin en çok hangi odaklara yaradığına bakılırsa bunu en bariz şekilde görmekteyiz. Nitekim bazı ünlü batılı unsurların dillendirdiği itirafları da, bu manada fazla söze hacet bırakmayan cinsten…

Fakat bahsedilen durumun, aleyhlerinde birçok siyasi gelişmeyi beraberinde getirmesi, günümüzde "terör bumerang gibidir" tespitini yine haklı çıkartmıştır. Çünkü artan vesayet savaşlarının başta göçü tetiklemesi ve müteselsile neden olduğu hadiselerin, gelinen aşamada batı dünyasını tehlikeli bir eşiğe doğru sürüklediği kesinlikle yadsınamaz. Özellikle birilerinin Avrupa'da BİLİNÇLİ OLARAK İSLAMAFOBİA ZERK ETTİĞİ bu akımın; ekonomik gerekçeler ve yaşanan terör olaylarıyla AŞIRI IRKÇILIĞI HAZIRLAYAN BİR İKLİME DÖNÜŞMESİ ancak aynı saiklerle izah edilebilir.

O yüzden modern dünyanın zamanımızda aldığı vaziyetin, tıpkı iki genel savaş öncesi bir manzarayı akıllara getirmesi noktasında dikkat çektiği muhakkaktır. Zira Yeni Dünya Düzeni serüveninde yaşanan PAYLAŞIM MÜCADELESİNİN, O DÖNEMLE BENZER ZEMİNDE SEYRETMESİ ancak böyle bir yoruma karşılık geliyor. Brexit ile başlayan sürecin yayılma ihtimaliyle olan rabıtası ise türdeş izlere sahip. Kaldı ki Macron'un; "üçüncü dünya savaşının bir önceki safhasındayız" ifadesi veri alındığı takdirde, AB içerisinde baş gösteren çatırdamaları öylece geçiştirmek saflık olacaktır.

***

Anlayacağınız ekonomik ve siyasi konjonktürde tüm dünyada, silaha yansımasının ise bugün Ortadoğu, Afrika ve Akdeniz'de cereyan ettiği çatışmalar, esasen 1. Dünya savaşının henüz bitmediğine delil teşkil ediyor. Uluslararası arenada dolaşan Avrupa ordusu (PESCO) da, bunun bir nevi mütemmim cüzü konumunda. Öyle ki Fransa, Almanya ve 23 ülkenin imzasını taşıyan Pesco yapılanmasının, AB'yi tekrar konsolide edeceğini savunanlar hiçte azımsanmayacak sayıda. SİLAHIN önemi bakımından geçerliliğinin arttığı bir zamanda, PESCO fikrinin tekrar gündeme gelmesi ise bir o kadar manidar.

Şayet AB Pesco'yu istediği forma oturtarak işlevsel kılmayı başarırsa, gücünü Pentagon ile NATO ordusundan alan Washigton'a karşı bir denge sağlaması elbette ki mümkün. Rusya'nın Pesco planına destek vermesi ise olayların ilerde nasıl bir hal almaya meyyal olduğunun açık göstergesi. Kim bilir belki de ÇİN'in ilgisini çekebilecek bir durum. Ama NATO ve PENTAGON üzerinde bir TEDİRGİNLİĞE yol açtığı da ayan beyan ortada. Neden yol açmasın ki? Fransa ve Almanya'nın belli küresel ailenin desteğini alması bir yana, bu adımla NATO'nun tüm AHENGİNİN BOZULMASI da söz konusu. En basiti Avrupa'nın güvenliğini sağlamak için oluşturmak istediği yapıya, Afrika ve Akdeniz'de de rol biçmeyi düşünülmesi başka türlü açıklanamaz. Tabi ABD'nin buna ne kadar razı olacağı ise ayrı mesele.

O cihetle stratejik konumu, askeri gücü ve siyasi yapısı itibariyle, Türkiye'nin kimi tercih edeceği taraflar açısından büyük önem arz ediyor. Bu ise hem AB'nin hem de ABD'nin, Ankara yönelik uyguladığı politikaları tekrar değerlendirmesi gibi bir atmosfere kapı aralayacaktır. Kısacası KAPIMIZA BÜYÜK TEKLİFLERLE gelirlerse şaşırmamak gerekir demek istiyorum. Zira ABD yönetiminin yüklendikçe yüklendiği Türkiye ile yakınlaşmak için adımlar atması, bir süredir bizi görmezden gelen NATO'nun "Avrupa'nın güvenliği Türkiye olmadan sağlanamaz" açıklamasıyla hatırlaması ve yıllarca Türkiye'yi AB'ye almayan Avrupalı liderlerin şimdilerde bizimle aynı karede poz vermesi buna delalet ediyor. Tabi tercihimizin yönü nispetinde, ileride mevcut fotoğrafın tam tersine de şahit olmamız ihtimal dahilinde… Hem de kuvvetle…

Vesselam…