Fevzi Akargül / İstanbul
Tarihin en karanlık sayfalarından biri olan Bosna Savaşı, sadece askeri bir direnişin değil, aynı zamanda muazzam bir ahlak ve diplomasi mücadelesinin sahnesiydi. Bu mücadelenin tam merkezinde, "Bilge Kral" olmanın ötesinde bir mütefekkir olan Aliya İzzetbegoviç ve onun hemen yanı başında, savaşın en çetin günlerine bizzat şahitlik eden sadık yol arkadaşları vardı.
Türkiye siyasetinde önemli görevler üstlenmiş, Refah ve Fazilet Partisi dönemlerinden itibaren Bosna davasının Türkiye'deki en önemli köprülerinden biri olmuş eski milletvekili Hüseyin Kansu, o dönemin bilinmeyenlerini ilk ağızdan anlatıyor. Erbakan Hoca'nın güvenini kazanmış, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Her işi bırak, Bosna'yla ilgileneceksin" talimatıyla hareket etmiş olan Kansu ile Aliya’nın siyasi ahlakını, İslam dünyasının sınavını ve Bosna’nın haklı davasını masaya yatırdık.
‘’BİLGE KRAL’’
Aliya İzzetbegoviç'in nasıl bir diplomasi yürüttü, Onu bir diplomat olarak tarif edebilir miyiz?
Her şeyden önce; Aliya İzzetbegoviç bir mütefekkirdi. Günümüz Türkçesiyle "düşünür". "Bilge Kral" sözü onu anlatmaya yetmiyor bence. Her zaman onun mütefekkir olduğunu söyleyerek başlarım. Çok yönlü vasıfları vardı, özelliklerinden bir tanesi diplomat olmasıydı. Savaş döneminde Avrupa'da, Amerika'da, sözde Bosna savaşını durdurmaya yönelik toplantılar tertiplenirdi. Kendisi büyük dikkatle, doğru kararla önce Türkiye'ye geliyor, Ankara'daki hükümet yetkilileriyle görüşüyor, sonrasında katılıyordu Avrupa'daki toplantılara. Demek istiyordu ki: "Biz yalnız değiliz; Türkiye ve Türk milleti bizim yanımızda, arkamızda." Bunu bilerek yapıyordu. Bu, onun için diplomatik güç, manevi dayanaktı. Türkiye’yi yanına, arkasına alarak gidiyor, her önemli karar aşamasında Türkiye ile görüşmeyi ihmal etmezdi. Aliya istişareye önem veriyordu. Parti yetkilileriyle sık toplantılar yapıyor, karar aşamaların onların görüşlerini alarak neticelendiriyordu. Şura Suresi'nde buyurulan: "Onlar işlerini aralarında istişareyle yaparlar." Aliya bunun üzerinde dururdu. Diplomasideki başarısının, lider oluşunun önemli nedenlerinden biri budur.
‘’II.ENDÜLÜS BOSNA MIYDI?’’
Batı'nın Bosna'ya yönelik gerçek niyeti neydi?
Savaş başladığında Batı'nın yapmak istediğini Aliya çok iyi biliyordu. Zaten savaşın ilk haftasında şöyle bir beyanatı var: "Batı, Bosna'yı 2. Endülüs yapmak istiyor. Buna asla izin vermeyeceğiz." Bu ne demektir? Önceden okumuş, dersine çalışmış diyebiliriz. Komünizmin çöküşüyle Batı'da yeni düşman belirlendi: ‘’İslam dünyası’’. Ardından İslam fobisi güçlendi Dünyada. Batı’nın yapmak istediğini biliyordu Aliya. Savaş başladığında, Sırbistan ve Hırvatistan'ın Devlet Başkanları Slobodan Milošević ile Tuđman, Viyana'da gizlice buluşarak Bosna'yı paylaşmayı görüştüler. Nüfusu fazla olan Sırbistan, topraklarda en büyük payın kendilerinin olması gerektiğini savunurken, Hırvatistan ‘’yarı yarıya olmalı’’ iddiasındaydı ve anlaşamıyorlar. Daha sonra deşifre olan görüşmelerde Aliya’nın planaların farkında ,oyunu, senaryoyu bozmuş siyasi lider olduğunu görüyoruz. "Doğu ve Batı Arasında İslam" kitabıyla bunun felsefesini çoktan yazmıştı.
‘’DÜŞMANLARIMIZ BELLİYDİ, DOSTLARIMIZ NEREDEYDİ?’’
Savaş sırasında İslam dünyası Aliya’nın beklentilerini karşılayabildi mi?
Beklediği bütün ülkelerden ciddi yardım alamadı. Savaş döneminde Türkiye, İran, ardından Sudan, Pakistan – İslam ülkeleri içinde bir nevi Bosna'ya sahip çıkmakta, yardımda yarışan ülkeler var. Diğerlerinden göremedi. Savaş sürerken Suudi Arabistan'a kral ile silah ambargosunu görüşmek için heyet gönderir Aliya. Bosna bağımsızlığını yeni ilan etmiş, maddi-finansal gücü bulunmuyor fakat Arabistan’nın verecekleri yardıma karşılık Bosna silah fabrikalarını onlara ipotek etmeyi teklif eder. Şayet savaş kaybedilirse, verilen destekler boşa gitmesin için. Karşılıksız istemiyor; Kral'ın verdiği cevap: "Amerika size ne teklif ederse onu kabul edin, yoksa yok olacaksınız." Toplantılara yemek arası verildiğinde heyetten birisi telefonla Aliya’ya durumu bildiriyor. Aliya: "Hayır. Bu yemeğe dahi katılmayın’’ diyerek heyetini çekiyor. Savaştan sonra o ülkeler geldiler, camiler, çeşmeler yaptılar. Zor gündeyken yardım edeceksin. Aliya'nın sitem sözleri var: "Bu savaşta düşmanlarımız belliydi, bir noktadaydılar. Ama bazı dostlarımız neredeydi?”.
‘’SİZ DAHA İYİSİNİ YAPIN’
Washington ve Dayton barış süreçlerinde Aliya'nın diplomatik tutumu nasıldı?
Washington'u önce anlatalım. Sırplar savaşı 6 Nisan 1992'de açtı. Bosnalı Hırvatlar "bu savaş bizim savaşımız değil" dedi. Ama savaşın 1. yılı dolduğunda, Hersek-Bosna Cumhuriyeti'ni ilan ederek Bosna ordusuna cephe açtılar, 14 aylık mücadele Sonunda sırplar dize geldiler. 1994 Mart ayında ABD, tarafları Washington'a çağırdı, ateşkes anlaşması imzalanarak Bosna-Hersek Federasyonu kuruldu. Bu birinci anlaşmada diplomasiyi Aliya yönetmiştir. Bölgeye-konuya hakimiyetinden olsa gerek sınırın nereden geçeceğine notlarına bakmadan "Bu derenin çevrelerinde Boşnakların evleri-arazileri var" diyerek müdahale ettiğini biliyoruz. Dayton’da : Bosna ordusu, Sırpların başkent olarak ilan ettiği Banja Luka'ya 20 km yaklaşmış, siviller at arabasıyla, traktörle, kamyonla bölgeden çıkıyorlardı. Başlatılan Dayton Barış Görüşmeleri’nin sonunda Aliya, anlaşmayı parafeden önce: "Bu metin adil bir metinden uzaktır. Mevcut dünya egemenliği karşısında daha adil bir metni parafe etme imkânı olmadığından, akan kan dursun, Bosna hiçbir toprağını kaybetmemiştir diye bunu kabul ediyorum." Sonradan tenkit edenlere: ”Ben bu kadarını yapabildim, siz daha iyisini yapın" diyor. ‘’Balkan Buldozeri’’ lakaplı ABD’li diplomat Richard Holbrooke, Aliya için: " kararlı tutumu olmasaydı, bugün Bosna-Hersek bağımsız devlet olmayacaktı." diye belirtmiştir.
‘’DAVASI OLAN BİR MÜTEFEKKİR’’
Aliya'nın ağır şartlarda dirençli kalmasının sırrı nedir, kişiliği nasıl oluştu?
Aile terbiyesinden. Aliya annesinden, ‘’İslami şuurumu anneme borçluyum, müttaki bir kadındır" der. Ablası Hayriye Teyze anlattığı: ‘’Her sabah annem bizi uyandırır, evimize yakın mescide bizi sabah namazına götürürdü. Daha Aliya 6 yaşındaydı.’’ Babası 2. Dünya Savaşı'nda ağır yaralanmış, yatalaktı. Onun görevini annesi üstlenmişti. Aliya’ya ‘’Büyüyünce ne olacaksın?" sorularına "Müslümanların haklarını aramak için hukukçu olacağım" derdi. 1939'da Genç Müslümanlar Hareketi'ne katıldı. Bir kitap çıktığında alır, gece bitirmeden yatmazdı. Arkadaşları nitelikli insanlardı; profesör, yazar, şair. İki defa hapis yattı. Hapisteyken yüksek mahkemede üyelerinden birisi, kızı Leyla'ya mektup gönderir. Aliya’nın davadan vazgeçtiğini belirtmesi halinde Aliya’yı salıvereceklerini yazar. Mektubu okuyan Aliya kızına,’’sen babanın bir ömür boyu ne mücadelesi verdiğini tam anlamamışsın. Aman dilemem, inancımda kararlıyım." der. Benzer olaylarda Aliya’nın tutumu aynı olacaktır. Taş ocaklarında çalıştı, ormanda ağaç kesti. "Bir günde işsiz kalsam ben iyi odun keserim, çoluk çocuğumun rızkını sağlarım" der. O sıradan bir lider değil, Allah'ın büyük nimetle donattığı mütefekkirdi.
‘’BOSNA VAR İSE ARKASINDA TÜRKİYE VAR’’
Soru 6 – Bizzat çalışmaların içinden gelerek, Türkiye Aliya'ya- Bosna'ya neler yapabildi?
Türkiye candan sahiplendi. Aliya'nın her Türkiye'ye gelişinde sadece hükümetle, STK’lar ile toplantıları olurdu. Ramazan ayında MÜSİAD'ın iftarında konuşmasını hatırlarım. Erbakan Hocam bana "Sen benim Bosna'yla temsilcimsin’’ derdi. Cumhurbaşkanımız "Hüseyin, sen Boşnaksın, her işi bırak Bosna'yla ilgileneceksin. Sıkıştığın yerde söyle, önünü açalım" talimatını verirlerdi. Bosna Savaşı’nda Türkiye'de şehirler yarışırlardı: Kim daha çok insani yardım gönderecek, yaralıyla ilgilenecek, öğrenciyi okullara yerleştirecek, gelenlere sahip çıkacak... İHH ilk Freiburg’ta Bosna için kuruldu. Sonra Türkiye'ye geldi. O dönemde toplantılara katıldım. Ankara Palas’ta Aliya-Erbakan Hoca’nın baş başa görüşmesini tercüme etmiştim. Bu diplomasiydi. Maalesef Türkiye'de bazı basın organları Aliya’ya "fundamentalist, Bosna'nın başına gelenlerden o suçlu" yazdılar. Aliya asla böyle söylemedi; çok etnikli, çok kültürlü, çok dinli Bosna'nın korunmasını savundu. Biz iftira atanlara protesto telgrafları gönderirdik.
‘’SİYASET MAKAM İÇİN DEĞİL DEVLET İÇİN YAPILIR’’
Soru 7 – Aliya'nın siyasi ahlakı-duruşu bugünün siyasetçilerine ne söyler?
Şöyle örneklendirelim. 1996 yılında ilk seçim. Dönemin Sosyal Demokrat Parti başkanı Lagumcija, mitingde: “Seçimde 'Ali Baba ve Kırk Haramilere' mi oy vereceksiniz?" dedi. Gazeteciler Parlamento'ya koşarak, Cumhurbaşkanı Aliya'ya sordular. Cevap: "Böyle söze cevap vermeye ahlakım müsait değildir." Polemik bekleniyordu. Aliya oyuna gelmedi. Vefatından 3 yıl önce Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyeliğinden istifasıyla dedi ki: "Dayton Anlaşması'nın Bosna'yı oluşturan etnik unsurlarına yüklediği sorumlulukları sadece bizler yerine getiriyoruz. Bosnalı Sırplar-Hırvatlar sorumluluklarını yerine getirmiyorlar. Batılılar sadece seyrediyorlar. Bu ve sağlık sebebiyle makamı boşuna işgal edemem." Vefatı öncesinde partisinin büyük kongresinde aday olmadı. Partinin kurucu genel başkanı, ilk lider. Ama "Ben ölünceye kadar siyaset için siyasete girmedim" demek istedi. Siyasi terbiye budur. Siyaset, makam için değil, devlet için yapılır. Aliya bunu en güzel şekilde gösterdi. Mekânı cennet olsun.