Kurban Bayramı’nı idrak ettiğimiz şu günlerde asıl soru yine kapımızın önünde duruyor. Kaç hisse aldığımız, eti kime dağıttığımız, sofrayı nasıl kurduğumuz elbette önem taşıyor. Fakat kurbanın daha ağır bir sorusu var: Biz bugün kimi, neyin uğruna feda ediyoruz?

Çağın İsmailleri artık dağ başında bir bıçağın ucunda durmuyor. Onlar sabah erkenden servise bindirilen çocukların yüzünde duruyor. Sınavdan sınava koşturulan gençlerin yorgun gözlerinde duruyor. Ailesinin itibarını sırtında taşıyan evlatların suskunluğunda duruyor. Herkes onlara “başar” diyor, “kazan” diyor, “öne geç” diyor. Kimse dönüp de “yoruldun mu?” diye sormuyor.

İsmail bugün evin içinde büyüyor, fakat çoğu zaman evin içinde korunmuyor. Çocuk, anne babanın duası olmaktan çıkıp hırsının aynasına dönüşüyor. Bir diploma için, bir makam için, bir çevreye mahcup olmamak için, bir soyadını parlatmak için çocukların iç dünyası öğütülüyor. Evlat emanet olmaktan çıkarılınca, aile de küçük bir put atölyesine dönüyor.

Kurbanın bize söylediği hakikat tam burada başlıyor. Allah’a ulaşan et ve kan olmuyor. Allah’a ulaşan, insanın içindeki takva oluyor. Demek ki kurban, bıçağın hayvana değdiği yerde bitmiyor. Asıl kurban, insanın kendi kibrine bıçak sürebildiği yerde başlıyor. Kendi soyunu, kendi adını, kendi çocuğunu, kendi geleceğini kutsayan insanın bayramı yarım kalıyor.

Hz. İbrahim’in imtihanı bugün bize şunu anlatıyor. İnsan en sevdiği şeyi Allah’ın önüne koyduğu an put inşa etmeye başlıyor. Evlat put oluyor. Soy put oluyor. Makam put oluyor. Para put oluyor. İtibar put oluyor. Kurban Bayramı ise bütün bu putların karşısına ince bir bıçak gibi dikiliyor.

O yüzden mesele hayvan kesmekten daha derin duruyor. Mesele, çocuklarımızı kendi hırsımıza kurban edip etmediğimizdir. Mesele, gençleri kendi düzenimize ezdirip ezdirmediğimizdir. Mesele, mazlumun hakkını güçlülerin sofrasına taşıyıp taşımadığımızdır. Mesele, bayram sabahı temiz bir yüzle aynaya bakıp bakamadığımızdır.

Çağın İsmailleri bize bakıyor. Kimi evimizde, kimi sokağımızda, kimi okulda, kimi savaşın ortasında, kimi yoksulluğun kıyısında duruyor. Onları kurtarmadan kurbanı anlamış olmuyoruz. Onları emanet bilmeden İbrahim’i anmış olmuyoruz.

Çağın Nemrutları önünde secdeye kapanıp mazlumlara İbrahimlik taslamamak dileğiyle cümleten hayırlı bayramlar.

“Şüphesiz İbrâhim tek başına bir ümmetti.”