Cep telefonunun tek bir tuşuyla dünyaya açılan sosyal medya, artık yalnızca bir iletişim aracı değil; algıların yönetildiği, manipülasyonun hakikatle yer değiştirdiği ve zihinlerin yeniden inşa edildiği devasa bir dijital evrene dönüştü. 7’den 70’e herkesin içinde yer aldığı bu evrende özellikle gençler, manipülasyonlardan yapay zekâ destekli sahte içeriklere, sanal kumardan mahremiyet ihlallerine kadar pek çok tehditle karşı karşıya. Gerçekle yalanın, özgürlükle yönlendirmenin, görünürlükle değerli olmanın iç içe geçtiği günümüzde toplumsal değerler daha fazla tartışılır hale gelmiş durumda. Sosyal medyanın toplumsal değerler üzerindeki etkisinden hakikat algısının parçalanmasına, dijital paradan gençliğin savruluşuna kadar pek çok başlığı İletişimci Yazar İsmihan Şimşek’le konuştuk.

İletişimci Yazar İsmihan Şimşek, Milat Gazetesi Ankara Temsilcisi Özlem Doğan'a konuştu
Dev bir sosyal çöplük
Tüm toplumları etkisi altına alan, hatta bir kelepçe gibi yanımızda taşıdığımız cep telefonunun bir tuşuyla 7'den 70'e herkesin ulaşabildiği sosyal medyada bilhassa gençlerin zihinlerini karıştırabilmek çok kolay. Bu algı yönetimlerini kodlanmış dijital kötülük olarak nitelendirebilir miyiz?
Kodlanmış kötülüğün içinde sadece sosyal medya değil, dijital oyunlardan transhümanizme, yapay zekadan robotlara kadar her şey var ama sosyal medya kısmı çok büyük bir alanı kaplıyor. Gerek dijital platformdaki haber kanalları gerekse fake hesaplardan yapılan algı operasyonları, birtakım yönlendirmeler, manipülasyonlar, propagandalar dolayısıyla devasa bir bilgi kirliliği ve ciddi bir enformasyon çöplüğüyle karşı karşıyayız.
Gerçeği yalandan ayırabilmek güçleşti öyle değil mi?
İnsanlar önlerine ne çıkarsa onu gerçek zannedip fikirlerini, düşüncelerini, eylemlerini ona göre şekillendirebiliyor. Bu yöndeki sonuçların çok vahim olduğu durumlar karşımıza çıkıyor. Yapay zekâ ile üzerinde oynanmış videolar, fotoğraflar algımızla öylesine oynuyor ki artık dünyayı hakiki haliyle görmüyoruz. Bu ciddi bir hakikat parçalanmasına neden oluyor. Artık hakikat dünyasında değil, gösteri ve imaj dünyasında yaşadığımız anlamına geliyor. Ne yazık ki gerçeklik algımız kırıldı.
Para bile gerçek değil
Hayatımıza yeni yeni yer eden yapay zekâ videoların zihinlerde oluşturduğu ‘acaba’lar nereye evrilecek?
Bir profil oluşturuluyor; bir sosyal medya hesabı, gerçek mi, değil mi bunun cevabı yok. Zira kişinin videoları da oluşturulabiliyor. Özellikle sanal kumar konusu çok trajik. Para da artık gerçek değil, elektronik para kullanılıyor.
Para ve dijital dünya ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sosyal medya platformlarında insanları kolay para kazanmaya ve hiç çalışmadan, emek vermeden, konforlu bir hayat sürmeye dönük propagandalar tüm hızıyla sürüyor. İnfluencerlar, sanatçılar vasıtasıyla gençlere sürekli lüks mekanlarda yemek yemenin, marka kıyafetler giymenin, eğlenceli, konforlu ve hiç çalışmadan tatil yapılan bir hayatın propagandası yapıldıkça, böyle bir hayatın mümkün olduğuna inanırlar. Öncelikle bizim bu bakış açısını, bu mantaliteyi değiştirebileceğimiz kendi milli, manevi değerlerimiz üzerine inşa ettiğimiz bir değerler eğitimi vermemiz lazım. Asıl sorun dijitalizm değil, eğitim. ‘Bu dünyaya niye geldim, niçin yaşıyorum’ sorgulamasını çocuklara yaşatmamız lazım ki dijitalizmden kaynaklanan tuzaklara karşı bir koruma kalkanı oluşturabilelim.

Bile isteye mahremiyet ifşası
Şu an ‘Z kuşağı’nın önünde hiçbir engel, yaptırım olmadığı için sosyal medya mecralarında son derece çirkin videolarla karşımıza çıkıyorlar. Ve hepsinin ana kaynağı para! Yani kısa yoldan kazanç. Sapkın LGBT bireyler ve fenomenlerin yanı sıra Z kuşağını yetiştiren Y kuşağı da mahalle baskısından kurtulduğu için aynı dejenerasyonun içinde kayboluyor. Bu yozlaşmanın en büyük nedeni nedir?
Dijital dünyadaki mahremiyet ihlalinin nedeni algı operasyonlarıdır. Sosyal medyada ‘özgür olabilmen için üzerindeki toplum, aile, din baskısı ve kurallarını bir kenara bırak’ imajı veriliyor. ‘Allah'tan korkmaz, kuldan utanmaz’ sözü ters yüz edildi. Şimdi ‘kimseden utanma, kendin ol’ diyorlar. Olabildiğince kendini ifşa ederek, evini, yediğini, içtiğini, giydiğini, sevgilini, eşini, çocuğunun dahi her anını paylaşmanı sağlayarak bütün verilerini paylaşmanı istiyorlar ki datalarına ekleyip toplumu manipülasyonlarla yeniden kontrol edebilsin ve yönlendirebilsin. İstedikleri bu! Böylece halkların zevklerini, duygularını tartıyor, işliyor. Daha sonra da o halklara karşı kullanıyor. Mahremiyetimizi ne derecede ihlal edersek o kadar kötülüklere karşı kendimizi açmış oluyoruz.
Sosyal medya mı kötü, biz mi kötüye kullanıyoruz?
Bu araçların; sosyal medyanın, yapay zekanın hangi küresel güçlerin elinde olduğu malum. Örneğin Gazze ile ilgili paylaşımlar yaptığımızda postlarımız, paylaşımlarımız kaldırılıyor. Onların yaptıkları manipülasyonlarla sosyal medyada yönlendiriliyoruz. Bu araçları yöneten güçlere karşı uyanık olmamız gerekiyor. Sanal bahis, pornografi gibi ahlaki tuzaklar, illegal örgütler bu mecralardan propaganda yapıyor.

Linç edilmek hoşuna gidiyor
Sosyal medyadan, özellikle Twitter'dan toplumun değerlerini korumak adına paylaşım yapanlara yüzlerce fake hesap bir anda saldırıya geçiyor. Çünkü gerçekleri yazanlar küresel sisteme çomak sokmuş oluyor. Fakat yazılan kötü yorumlar sebebiyle geriye çekilen hesaplar da çok, yalan haber yaparak etkileşimi artırılan da…
Kötü ve yanlış bilginin sosyal medyada yayılma hızı, doğru bilgiden çok daha fazla! Bir gazeteci yalan yanlış bilgilerle dolu provokatif bir paylaşımının retweet alma hızı ve görüntülenmesi milyonlara ulaşırken, paylaşımının yalan olduğu ortaya çıktığında yayınladığı özür tweetinin etkileşimi ise çok sınırlı kalıyor. Bunun farkında olan sosyal medya kullanıcıları da ilgi toplamak için kasıtlı olarak provokatif paylaşımlar yapıyor. Sosyal medya narsizmi tetikliyor. Gerçek dünyada ilgi, değer, alaka görememiş insanlar provokatörlere dönüşüyorlar ve kitlelerden linç yemek hoşlarına gidiyor. Ne kadar çok linçlenirse o kadar çok tatmin oluyor.
Kötülüğün alıcısının çok, kötünün reytinginin de yüksek olduğu günümüzde dini değerlerle dalga geçen akımlarla karşılaşıyoruz. Gençlik nereye gidiyor?
Sosyal medyadan sadece gençler değil, kanaat önderlerimiz, hocalarımız da dini programlar yapmaya başladı. Bir süre sonra medya profesyoneline dönüştüler. Yani artık neyin reyting alacağını, hangi sorunun daha çok ilgi göreceğini, televizyonun ardından ne yaparlarsa daha çok izleneceğini keşfeden birer medya profesyoneline dönüştüler. Dini vaazlar veren hocalarımız birer medyatik figür haline geldi. Sosyal medya kendi kuralları olan bir dünya. Riayet etmezsiniz sizi oradan püskürtür. Eğer dinle ilgili bir şeyler paylaşacaksanız da bunu magazinleştirme ve sosyal medya diline, kültürüne uyumlamanız gerekiyor. Bugün pek çok vaaz veren hocanın kendi YouTube kanalında ‘kanalıma abone olmayı unutmayın’ diyerek videolarını kapatması ve etkileşim adına sansasyonel dini açıklamalar yapması da gözden kaçmayan bir ayrıntı.

İnsan yerine hayvan tercihi
Sosyal medya doğru kasıtlı kullanıldığında silaha dönüşebiliyor. LGBT bireylere alkış tutan, ellerinde içki kadehleri, kumar oynayan, piyango bileti alan başörtülüler normalize edilmeye çalışılıyor. Aile yılı ilan edilir edilmez ‘evlenmeyin, çocuk yapmayın’ videoları da piyasaya sürüldü. Bu durumu nasıl okumak gerekir?
Artık bizim keskin çizgilerimiz yok. Her şey birbirinin içine girmiş durumda. Toplumsal anlamda bir değişim, dönüşüm yaşıyoruz. Herkes her şeyi yapabilir. Dünyada ve Türkiye'de hayvanseverlik, LGBT, çevreyi koruma, gençlere değer olarak aşılanıyor. İnsana verilmeyen kıymet hayvanlara abartılı bir seviyede veriliyor.
Dünyanın öbür ucundaki bir siyasetçi ya da bir sanatçı, sosyal medyadan bir mesaj yazdığınızda geri dönüş bile alabiliyorsunuz. Sizce ilerleyiş çağı mı yoksa çöküş çağında mıyız?
Tarih hiçbir zaman ilerleme üzerine gitmez. Başlarsınız ve geldiğiniz yere geri dönersiniz. Sonra tekrar başlarsınız, geldiğiniz yere geri dönersiniz. O yüzden Hazreti Adem'den yani yaratılıştan bu yana toplumlar helak olur. Allah yerlerine yeni toplumlar getirir, ayette de böyledir. Teknolojik anlamda araçlar değişmiş olabilir ama insan, verdiği tepkiler, duygular, düşünceler Hazreti Adem'den beri aynı, hiçbir şey değişmedi. Fakat artık genetikle oynuyoruz, GDO'lu gıdalar, yapay zekâ derken dünyanın bütün kodlarıyla oynuyoruz. Ama bunun da bir sınırı var.





