Fevzi AKARGÜL / ANKARA
Sayın Büyükelçi'nin katıldığı Antalya Diplomasi Forumu'na dair değerlendirmeleri ve diplomasinin ötesindeki kişisel yaklaşımına dair paylaşımları mülakatımızda yer alıyor. Faydalı olması dileğiyle…
"HIRVATİSTAN BİR KÖPRÜ İŞLEVİ ÜSTLENEBİLİR"
1. Son yıllarda istikrarlı bir şekilde gelişen Türkiye-Hırvatistan ilişkilerini ve henüz yeterince değerlendirilmemiş potansiyel alanları nasıl görüyorsunuz?
Türkiye ile Hırvatistan; dostluk, ittifak ve stratejik ortaklık temelinde kurulan mükemmel siyasi ilişkilere sahiptir. Bununla birlikte, henüz tam anlamıyla değerlendirilmemiş en büyük potansiyel, bu siyasi yakınlığı daha sistemli bir ekonomik, teknolojik ve toplumsal iş birliğine dönüştürmekte yatmaktadır.
Enerji güvenliği, altyapı ve ulaşım bağlantıları, denizcilik, bilişim, dijital dönüşüm, savunma sanayisi, turizm, akademik ve kültürel iş birliği alanlarında önemli büyüme fırsatları görüyorum. Hırvatistan'ın AB üyesi olması, Avrupa pazarlarına daha güçlü bir erişim arayan Türk şirketleri için elverişli bir köprü işlevi görebilir. Türkiye ise Hırvatistan'a dinamik bir sanayi tabanı, geniş bir pazar ve Avrupa, Asya ile Akdeniz arasında stratejik bir konum sunmaktadır.
Atılması gereken bir sonraki adım; şirketler, ticaret odaları, lojistik-ulaştırma sektörleri, üniversiteler ve yerel topluluklar arasındaki düzenli bağları güçlendirmektir. Böylece iş birliği yalnızca üst düzey diplomaside kalmayacak, gündelik ekonomik ve kültürel yaşama da somut olarak yansıyacaktır.
"TÜRKİYE TARİHİNİ; MODERNLİK, HIZ VE DİNAMİK İNSAN ENERJİSİYLE DOĞAL BİR ŞEKİLDE SENTEZLİYOR"
2. Farklı bölgelerdeki görevlerinizle kıyasladığınızda, Türkiye sizi en çok hangi açıdan şaşırttı?
Ankara'daki görevime başlamadan önceki mesleki geçmişim; Dışişleri Bakanı Kabine Başkanlığı, Bakan Yardımcısı Ofisi Başkanlığı, Hırvatistan Cumhurbaşkanı Kabine Başkanlığı ve Hırvatistan'ın İsviçre Başkonsolosluğu görevlerini kapsamaktadır. Devamında Dışişleri ve Avrupa İşleri Bakanlığı bünyesinde üst düzey yöneticilik (Genel Sekreter Vekilliği) yaptım ve Kore Cumhuriyeti'ndeki Hırvatistan Büyükelçiliği'nde Maslahatgüzar olarak bulundum. Tüm bu deneyimler bana farklı kültürel ortamlardaki siyasi kurumlar, idari sistemler ve diplomasi anlayışına dair geniş, karşılaştırmalı bir bakış açısı kazandırdı.
Türkiye, son derece zengin tarihsel mirasını modern, dinamik ve hızla değişen toplumun enerjisiyle büyük bir doğallıkla buluşturuyor. Güney Kore'de hıza, disipline ve teknolojik dinamizme tanıklık ettim; ancak Türkiye'de bu dinamizmin Akdeniz ve Balkan coğrafyasına özgü bir sıcaklık ve misafirperverlikle harmanlandığını gözlemledim. Türkiye, tek bir şehirden anlaşılabilecek bir ülke değildir; her bölgesi kimliğin, belleğin ve ekonomik potansiyelin farklı katmanlarını gözler önüne sermektedir. Bu nedenle beni en çok etkileyen unsur; Türkiye'nin stratejik coğrafyasını, tarihini, girişimciliğini ve insanının sıcaklığını gündelik yaşamda doğal bir şekilde sentezlemesi oldu.
"EN İYİ ORTAK ROLÜMÜZ DİYALOGU TEŞVİK ETMEKTİR"
3. Kırılgan dengeler barındıran Balkanlar ve Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Hırvatistan nasıl ortak bir rol üstlenebilir?
Balkanlar ve Doğu Akdeniz; bölgesel bilgiyi uluslararası hukuka, diyaloğa ve pratik iş birliğine bağlılıkla harmanlayan dengeleyici aktörlere ihtiyaç duymaktadır. Hırvatistan ve Türkiye'nin bu süreçlere katkı sağlamasının temelinde; iki ülkenin de NATO müttefiki olması, Hırvatistan'ın bir AB perspektifi sunması ve Türkiye'nin derin bölgesel bağlar ile güçlü bir jeopolitik etki alanına sahip olması yatmaktadır. Balkanlar'da ortak önceliğimiz; Bosna-Hersek'in istikrara kavuşması, işlevsellik kazanması, refaha erişmesi ve bölgesel iş birliğinin yapıcı bir zemine oturtularak Güneydoğu Avrupa'nın Euro-Atlantik perspektifinin güçlendirilmesi olmalıdır. Türkiye-Bosna Hersek-Hırvatistan üçlü istişare mekanizması, siyasi koşulların elverdiği durumlarda pekiştirilebilecek oldukça yararlı bir çerçeve sunmaktadır. Doğu Akdeniz'de ise iş birliği; uluslararası hukuka saygıyı, diyalog temelli diplomasiyi ve Hırvatistan'ın bir AB üyesi olarak taşıdığı sorumlulukları titizlikle gözeterek; deniz-enerji güvenliği, dayanıklı tedarik zincirleri ve kriz önleme alanlarına odaklanabilir. Üstlenebileceğimiz en iyi ortak rol, diğer aktörlerin yerine geçmek değil; güvenilirliğimizi ve deneyimimizi kullanarak diyaloğu teşvik etmek, gerginlikleri azaltmak ve güvenliği ekonomik kalkınmayla buluşturmaktır.
"TÜRKİYE VE HIRVATİSTAN GÜÇLÜ BİR 'TAMAMLAYICILIK' SERGİLİYOR"
Foto-4
4. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde önümüzdeki beş yılda hangi sektörlerde somut ilerlemeler öngörüyorsunuz?
En belirgin ilerlemenin, iki ülkenin iş birliği için halihazırda güçlü bir temel oluşturduğu ve bölgesel talebin artmaya devam ettiği sektörlerde yaşanmasını bekliyorum. Çeşitlendirme, yenilenebilir enerji altyapısı ve bölgesel bağlantı unsurları öncelikli gündem maddeleri olmayı sürdürmelidir.
Altyapı, ulaşım ve lojistik son derece umut verici alanlardır. Özellikle Hırvatistan'ın limanları ve AB pazarına erişim imkânları, Türkiye'nin üretim kapasitesi ve ihracat odaklı yapısıyla güçlü bir tamamlayıcılık sergilemektedir. Turizm sektörü, yalnızca ziyaretçi sayısındaki artışla değil; ortak ürünler, doğrudan hava bağlantıları, kıyı-kültür rotaları ve kaliteli konaklama yatırımları aracılığıyla da büyüyebilir. Bunlara ek olarak; bilişim ve dijital hizmetlerde, yazılım-donanım çözümlerinde, siber güvenlikte, denizcilik sektöründe ve savunma sanayisinde de potansiyel oldukça güçlüdür. Bu alanların tümü, Hırvatistan-Türkiye ekonomik iş birliği çerçevesinde ele alınan önceliklerle tam anlamıyla örtüşmektedir.
"DAYANIŞMA RUHU, MİLLETLERİMİZ ARASINDAKİ EN GÜÇLÜ BAĞDIR"
5. Türk ve Hırvat halkları arasındaki en güçlü bağ nedir ve kültürel diplomasi bu bağı nasıl daha da güçlendirebilir?
Türk ve Hırvat halkları arasındaki en güçlü bağ; tarihsel yakınlığın, Akdeniz ve Avrupa kimliğinin ve zor anlarda sergilenen dayanışma ruhunun bir bileşimidir. Bu dayanışmayı yaşanan doğal afetlerin ardından da net bir şekilde gördük; iki toplum, dostluğun yalnızca diplomatik bir ifadeden ibaret olmadığını, insani bir gerçeklik taşıdığını ortaya koydu. Kültürel diplomasi; dil, müzik, sinema, gastronomi, kültürel miras, spor ve gençlik değişimlerini birbirine bağlayarak bu zeminde ilerleyebilir. Zagreb'deki Yunus Emre Türk Kültür Merkezi gibi kurumlar ile Türkiye'deki Hırvatistan kültür ve turizm tanıtım faaliyetleri, insanların birbirlerinin geleneklerinde ne kadar çok ortak nokta bulunduğunu keşfetmesine yardımcı olmaktadır. Gelecekteki hedefimiz; daha fazla öğrenci değişimi, ortak sergiler, film programları, çeviri projeleri ile şehirler, müzeler ve üniversiteler arası iş birlikleridir. Vatandaşlar birbirini doğrudan tanıdığında, siyasi ve ekonomik ilişkiler yalnızca resmi anlaşmalara değil, güvene dayalı daha sağlam bir zemine oturur.
"TÜRKİYE’NİN ÇAĞDAŞ DİPLOMASİ YÜRÜTME REFLEKSİ ÇOK ÖNEMLİ"
Foto-6
6. Türkiye’de "çağdaş diplomasi" ve bu alanda pratik sonuçlar üretilmesi ne ölçüde etkili?
Çağdaş diplomasi, giderek katı ve resmi müzakere salonlarının dışındaki esnek alanlara ihtiyaç duymaktadır. Türkiye’de gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu (ADF), sadece çeşitli alanlarda temas ve etkileşim imkânı sunan bir platform değil; aynı zamanda daha açık, kapsayıcı ve pratik bir diplomasi anlayışına sunulan somut bir katkıdır. Bu role, Türkiye'nin stratejik sektörlerde uzmanlaşmış uluslararası platformlara ev sahipliği yapma ve bunları teşvik etme geleneği çerçevesinde bakmak gerekir. IDEF, SAHA EXPO, SEDEC ve TEKNOFEST gibi platformlar; hükümetleri, kurumları, şirketleri ve uzmanları savunma, havacılık-uzay, güvenlik ve teknoloji sektörleri etrafında başarıyla toplamaktadır. Türkiye yalnızca diyalog için diplomatik bir mekân sunmakla kalmıyor; çeşitli alanlardaki temasların projelere, ortaklıklara ve somut iş birliklerine dönüşebileceği kanallar oluşturuyor. Siyasi liderleri, diplomatları, akademisyenleri, iş dünyasını, medyayı ve sivil toplumu aynı çatı altında buluşturarak farklı bakış açılarının kesişmesine zemin hazırlıyor. Pratik anlamda bu durum; kanalların açılmasını, ikili görüşmelerin kolaylaşmasını, bilgi akışının hızlanmasını ve fikirlerin resmi süreçlere girmeden önce sınanmasını sağlamaktadır. Elbette Türkiye’nin bu çağdaş yaklaşımı diplomatik mesafeleri kısaltmakta ve gayriresmî diyaloğu somut iş birliğine dönüştürmeye yardımcı olmaktadır.
"DİPLOMASİ TUTARLILIK İLE İNŞA EDİLİR"
7. Geleceğin diplomat adaylarına nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Diplomasi çoğu zaman büyük bir sabır gerektirir; çünkü sonuçlar nadiren anlık gelir ve güven, büyük jestlerden ziyade tutarlılıkla inşa edilir. Konuşmadan önce dikkatle dinlemek gerektiğine her zaman inandım; çünkü doğru bir muhakeme, karşınızdaki insanı ve içinde bulunulan bağlamı iyi anlamakla başlar. Öte yandan doğrudanlığa ve açık sözlülüğe çok değer veriyorum; zira ister kişisel ister mesleki olsun, ilişkiler dürüstlüğe dayandığında sağlam bir temele sahip olur. Resmi protokollerin ötesinde; samimiyete, disipline, sadakate ve verilen sözlerin tutulmasına önem veren biri olmayı sürdürüyorum.
Bu anlamda kişisel ve mesleki yaklaşımlarım birbiriyle sıkı sıkıya bağlantılıdır: Diplomasinin ötesinde beni en iyi tanımlayan özelliğin, güçlü bir sorumluluk duygusuyla birleşen azim olduğunu söyleyebilirim. Ülkesini layıkıyla temsil edebilmek için insanın önce güvenilir bir birey olması gerekir. Başarılar diliyorum.





