0

Dünya'ya geliş amacımız Dünya nimetlerinden en yüksek oranda istifade etmek için büyük bir hırsla son nefese kadar çalışmak değildir. Dünya'ya geliş amacımız yüce Allah'a karşı kulluk vazifemizi yerine getirerek Dünya hayatının bir imtihan olduğunu bilmek ve bu imtihandan başarılı olmak için Kuran ve sünnete uygun bir hayat sürmektir. Elbette ki bu kitap bir dini doğru yaşama kılavuzu değil. Fakat inancım gereği bu ülkenin gençlerine iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak gibi bir sorumluluğum var. Aslında bu sorumluluk hepimizin üzerine farzdır.

Peki bunun Dünya da yaşanan zulümler, soykırımlar ve Müslümanların içerisinde bulunduğu kötü durum ile ne alakası var? Bunun Türkiye de yaşayan ve Osmanlı Devletinin bakiyesini devralmış gençler olarak bize yüklediği misyon nelerdir?

İşte anlatmak istediğimiz temel nokta budur. Bu konuları anlatarak bilinçli gençlerin yetişmesine vesile olmak hepimize düşen vazifedir.

Her genç öğrenim yaşına geldiğinde bir yandan temel dini eğitimlerini almalı, bir yandan da kendisine Dünya hayatında yarayacak temel beşeri ilimleri öğrenmelidir. Dünyada ki rızkımızın gelmesine vesile olacak bir meslek seçmek ve bu mesleği icra ederek ailemizin maişetini sağlamak zorundayız. Rızıklara kefil olan yüce Allah'tır. Biz çalışmasak da bize takdir edilen rızık gelir bizi bulur. Biz Müslümanlar olarak buna iman ediyoruz. Fakat cenabı Allah bizlere çalışmayı farz kılmıştır. Öyle ki bir insanın ailesi için çalışarak rızkını temin etmesi onun için bir sadakadır ve sevap hükmündedir. Allah rızası için bu şekilde yapılacak tüm çalışmalar yüce dinimizde ibadet sayılmıştır. Aynı şekilde bir hanımın evinde çocuklarına bakması ve eşinin yiyeceğini hazırlaması gibi hizmetlerde sadaka hükmündedir. Hem sevap kazandırır hem de bu çalışmalar ve hizmetler ibadet hükmündedir.

***

İyi bir eğitim hayatı geçirerek belli bir konuda uzmanlaşmamız gerekir. Bu uzmanlaşma sayesinde çalıştığımız mesleklerimizde mesleğimiz ile ilgili yeni gelişmeler ortaya çıkarabilir ve insanlığa faydalı olabiliriz. Bu çalışmalarımızda da yine " sizin en hayırlınız insanlığa en faydalı olandır " hadisi şerifini ölçü kabul etmeli ve bu bilinç içerisinde çalışmalıyız.

Ülkemizde en iyi bilim adamlarını, mühendisleri, diplomatları, bürokratları, sanatçıları ve sporcularını yetiştirmek zorundayız. Yani hayatın her alanını kapsayacak şekilde mesleğinde en iyi olan bireyleri yetiştirmek hem ülkemize hem de tüm mazlum coğrafyalara karşı olan sorumluluğumuz gereğidir. En iyi tacirleri ve ticaret adamlarını yetiştirmek zorundayız. Ülkemizin ürettiği katma değerli ürünleri Dünya'ya satacak ve dağıtacak kabiliyette tacirleri yetiştirmemizde ülkemizin kalkınmasında son derece önemlidir. Asr-ı saadet döneminde Müslüman tacirler, inançları gereği dürüstlükleri ve sözlerine güvenilir bir şekilde ticaret yapmaları sebebiyle bir çok yörenin Müslüman olmalarına vesile olmuşlarıdır. Bu da hem Müslüman tacirler hem de meslek erbapları için çok önemli bir örnektir. Bu bilinç bizlere hem Dünya hem de ahiret hayatımızda saadeti getirecek bilinçtir.

Hangi mesleği icra edersek edelim en iyi şekilde işimizi yapmamız hem ülkemize hem de insanlığa karşı büyük bir sorumluluğumuzdur.

Ülkemizden bu bilinç ve inanç temeli ile yetişecek gençlerimiz sayesinde ülkemizin hem madden hem de manen kalkınması hızlanacaktır. Üretilecek katma değerli ürünler sayesinde ekonomimiz güçlenecektir. Her bir bireyin yüksek ahlak ve maneviyat ile donanımlı olarak sosyal hayatın içerisinde var olması aynı zamanda toplumsal huzurun ve barışında temin edilmesine vesile olacaktır.

***

Bizler ancak kendi ekonomimizi kuvvetlendirir ve manevi olarak kalkınmamızı sağlayabilirsek başka ülkelere faydalı ve yardımcı olabiliriz. Bunu asla unutmamalıyız. Ekonomik gücün Dünya siyasetinde nasıl söz sahibi olduğunu ve Dünya siyasetinde lobilerin ekonomik çıkarlar üzerine kurulu olduğunu düşünürsek neden işlerimizi en iyi şekilde yapmak ve ülkemize hizmet etmek zorunda olduğumuzu daha iyi anlayabiliriz.

Ecdadımızdan aldığımız miras gereği mazlumlara arka çıkmak ve Dünya'nın dört bir yanında akan Müslüman kardeşlerimizin göz yaşlarını dindirmek zorundayız. Bizler Osmanlı Devleti medeniyetinin varisleri olarak tüm mazlumlara şefkat nazarı ile bakmalı ve onları korumak, kollamak zorundayız. Hilafet sancağının ülkemizde bulunması bizlerin Müslüman coğrafyalara karşı sorumluluk içerisinde bulunduğumuzun en somut delili değil midir?