0

Türkiye halkının 16 Nisan'da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne vize vermesiyle siyaset sahnesinde hareketlilik başladı. Bu hareketliliğin merkezinde 2019 seçimlerine hazırlık var. Zira Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, şimdiye kadar var olan siyasi kültürün sonunu getirdi. Artık koalisyonlar yok. Dolaysıyla siyasi partilerin %10'larla, hatta 6-7 Milletvekili ile iktidara ortak olma ihtimali de kalmadı. %50+1'i alan güçlü siyasi partilerin iktidara geldiği bir sistemdeyiz artık. Bu yeni sistem, siyasi partilerin davranış biçimlerini kökünden değiştirecek, siyaset dilini yumuşatacak, siyaset yapma alanını genişletecek. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, zamanla "kendi siyasi kültürünü" oluşturacak ve bu kültür Türkiye'de siyaset kurumunu kendi bağlamına oturtacak.

Yeni dönemin temel özelliği, seçmenlerin yarısından bir fazlasının oyuyla iktidara gelme mecburiyetidir. Bu mecburiyet, siyasi partiler için mecburi bir değişimi de ima ediyor. Nitekim 17 Nisan sabahından itibaren CHP'de başlayan tartışmalar bu mecburi değişimin ilk işaretleriydi. Öte yandan AK Parti'deki Genel Başkan değişimini de 2019'a hazırlık hamlesi olarak okumak gerekir. Nihayetinde tüm siyasi partiler bu değişim baskısından az ya da çok nasibini alacak ve iddiası nispetinde kendisini değiştirmek zorunda kalacak.

Türkiye'de neşv-ü nema bulan siyasi partilerin misyonuna ve siyaset tarzına bakıldığında durum hiç iç açıcı değil. Zira AK Parti'den başka Türkiye'nin geneline hitap eden, tüm renk ve dillerden oy alan siyasi parti yok. Mevcut siyasi partilerin bir çoğu bölgelere, kıyılara, etnisitelere ve ideolojilere sıkışmış durumda. Kuşku yok ki, siyasetteki bu sıkışma hali, uzun yıllar Türkiye'de toplumsal fay hatları ve kutup başları meydana getirdi. Siyasetin dili keskinleştikçe toplumsal gerilimler arttı. Liderler, kuşatıcı ve kucaklayıcı olmak yerine, bir diğerini ötekileştirerek, yok sayarak ya da karşısına alarak kendi kitlesini tahkim etti. Bu kavga ve didişme hali, toplumsal bir davranış haline geldi ve siyaset dışı odakların iştahını kabarttı. (Gezi benzeri kalkışmaları, biraz da bu açıdan ele almak gerekir.)

İşte tam da bu noktada yeni dönemin Türkiye'ye katacağı en önemli özellik, siyaset kurumunun normalleşmesi ve kuşatıcı bir retoriğin tüm siyasetçilere sirayet etme özelliğidir. Buradan hareketle yeni döneme en hazırlıklı partinin AK Parti olduğunu söylemek mümkün. AK Parti'nin henüz 2001'de tabelasını asarken tüm toplum kesimlerini kucaklaması, kuşatıcı bir dil geliştirmesi ve "Türkiye Partisi" olarak yola çıkması onu yeni sistemin en hazırlıklı ve deneyimli partisi haline getiriyor. Ancak bu avantajın yanında AK Parti'nin düzeltilmesi mümkün olan bir de dezavantajı var. Bu dezavantaj, 14 yıldır iktidarda olma dezavantajıdır. Nitekim, 7 Haziran ve 16 Nisan, seçmenlerin "AK Parti'ye önemli mesajlar verdiği" iki önemli seçimdir. Seçmenler, AK Parti'nin iktidarda olduğu dönemleri referans alarak bir karne oluşturdu ve elindeki bu karneyi sandığa yansıttı. Tabii, İktidar dönemleri karnesine, AK Partili yerel yönetimlerin ve teşkilatların performansını da eklemek gerekir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2017'yi değişim, 2018'i atılım, 2019'u da seçim dönemi olarak ilan etmesinin arka planında seçmenlerin mezkur seçimlerde verdiği mesajların gereğini yapmak var.

Şimdi siyasetin yapı taşları %50+1'e göre şekilleniyor.

Kanaatimizce AK Parti için ise esas olan "artı 1"dir.

AK Parti için %50 zaten kendisidir. Elbette AK Parti, kendi %50'sini konsolide etmek için bazı çalışmalar yapacak. Bunun başında teşkilatlarda, yerel yönetimlerde ve kabinede değişim ve revizyon geliyor.

Ancak bu revizyon ve değişim, sadece %50'yi, yani AK Parti'nin kendi oylarını konsolide eder. +1'i almak ya da +1'e talip olmak için başka adımlara ihtiyaç var.

Bu adımların başında "reformist AK Parti" kimliğini belirginleştirmek, insan hak ve hürriyetleri alanında atılım yapmak geliyor.

AK Parti, kendi iktidarları döneminde, bugüne kadar dokunmadığı, adım atmadığı ya da yetersiz kaldığı tüm toplumsal, siyasal ve sosyal meselelerde adım atmalı, çözümler geliştirmelidir.

AK Parti, özgürlük talebi olan tüm kesimlerin talebini mümkün olduğunca karşılamalıdır.

AK Parti, yeni reformist dil ve yüksek demokratik tavırla siyaset yapmaya yeniden başlamalıdır.

AK Parti, başta Kürtler olmak üzere, Aleviler, Gayri-Müslimler, Romanlar, Çerkesler, Dini cemaatler, STK'lar ve Kanaat Önderleriyle değişik meseleler ile ilgili istişare ve çözüm çalıştayları yapmalıdır.

Ve tabi...

AK Parti, kendisi adına konuşan "keskin dilli" yazar, çizer, gazeteci takımını acilen bünyesinden söküp atmalıdır

İmajına zarar verdiğini düşündüğü herkesle yollarını bir an önce ayırmalıdır.

"Artı 1"e ulaşmanın tek yolu budur.