0

30 Mart 2014 yerel seçimlerini başarıyla atlatan Türkiye, yeniden seçim sathı mailine girdi. Yerel seçim sonuçlarını yeterince analiz edemeden, Cumhurbaşkanlığı tartışmalarının içinde buluverdik kendimizi. Cumhurbaşkanlığı tartışmaları, neredeyse, "siyasi akıl tutulması"na neden olacak derecede kışkırtıcı bir hal almaya başladı.

Evet, devletin başı olan Cumhurbaşkanı, ilk defa halkın oylarıyla seçilecek ve seçilen de tarihe geçecek. Cumhurbaşkanlığı tartışmalarında belirleyici unsurun, AK Parti ve Erdoğan olduğu, malumun ilanı... Çünkü Erdoğan, girdiği üç yerel, üç genel ve iki de referandum olmak üzere toplam sekiz seçimi de kazanarak siyasi ve toplumsal meşruiyetini konsolide etti. Böylece "Siyaset sihirbazı" Erdoğan'ın başkanlığını yaptığı AK Parti, Türk siyasetinin gramerini belirleyen siyasi bir harekete dönüştü. 2023 ve 2071 gibi vizyoner projeler de işin cabası… Kısacası, Türkiye'nin hemen her bölgesinden oy alarak siyasal hinterlandını genişleten AK Parti, "siyasetin barometresi"ni ve geleceğini belirleyecektir.

Bu başarının mimarı, hiç şüphesiz, orkestranın şefi olan Recep Tayyip Erdoğan'dır. Peki, cumhurbaşkanlığı seçimi sathı mailine girdiğimiz bu süreçte, AK Parti'nin yol haritası ne olmalıdır? Siyasetin, Cumhurbaşkanlığı tartışmalarının girdabına kapıldığı bir dönemde AK Parti nasıl bir politika ortaya koymalıdır?

Paralel yapılar ile mücadeleden vazgeçilmemeli...

Hatırlayacaksınız, 30 Mart yerel seçim meydanlarında Erdoğan'ın temel argümanlarından birisi, paralel yapı ile mücadeleydi. Hatta miting meydanlarındaki konuşmalarının ana teması, paralel yapı ile sonuna kadar mücadele edileceğiydi. "İnlerine gireceğiz" mottosu ile ortaya koyulan söylem, halk tabanında da belli bir beklentinin oluşmasına neden oldu. Bu beklentinin yanı sıra, siyasetin şeffaflaşması ve demokratikleşmesi için de bu mücadele şarttır. Yeni bir vesayet biçimine dönüşen derin Cemaat ile mücadele edilmeli; Türkiye'yi kuşatan karanlık yapılar deşifre edilmeli ve toplumsal yapılar şeffaflaşmalıdır.

Siyaset öncellemenin yanı sıra, adalet ve hukuk perspektifinde politika üreten AK Parti, mücadelesini de bu bağlamda yürütmelidir. Mücadelenin parametresini; siyaset, adalet ve hukuk oluşturmalıdır. Çünkü Aristoteles'ten ilhamla söylersek, adalet bütün değerleri kapsar. Eğer adalet tesis edilirse, hak, özgürlük, eşitlik gibi değerler kendiliğinden yerine gelir. Unutulmamalıdır ki, siyasal bozulmanın ve çürümenin kaynağı, adaletsizlikten başka bir şey değildir. Farabî'nin ifadesiyle, "Toplum sevgiyle kaynaşır, adaletle yaşar." Toplumun bekasının teminatı olan adalet, öncelikle devletin bir işlevidir. Kısacası, siyasetin üzerinde demoklesin kılıcına dönüşen Cemaat'in vesayetine son verilmelidir. Kısacası, AK Parti'nin siyasal ajandasının bir ayağını Cemaatle mücadele oluşturmalı; aksi takdirde, Erdoğan siyaseti, sahiciliğini kaybeder.

Yarın, AK Parti'nin yol haritasını yazmaya devam edeceğim.