0

"Kişilere takılmak" diye bir deyim var. Genelde takıntılı, boş adamların işidir kişilere takılmak. Yaşananlara, sonuçlara bakmadan kişiye hücum ederek sonuç alacağını zannedenlerin meylettiği bir bayağılık emaresidir bu takıntı.

Ülke insanımızın duygusal bağları, olaylara gösterilen tepkiler göz önüne alınınca fikirlerin değil kişilerin telaffuz edilmesi de yadırganmamalı.

2002 yılından bu yana hedefteki kişi Recep Tayyip Erdoğan. Sadece ülkemizdeki muhalifler için değil dünya için de hedefteki isim Erdoğan.

Dün şahit olduğumuz iki olay da gösterdi ki Erdoğan düşmanlığının haddi ve sınırı yok.

İsviçre'de yapılan bir mitingde açılan pankart birinci olay. Terör örgütü ve yeşiller partisinin birlikte düzenlediği bir "hayır" mitingi bu. Terör örgütünün hiçbir engellemeye maruz kalmadan elini kolunu sallayarak yaptığı mitingdeki pankartta "Erdoğan'ı öldürün" yazıyor.

Terör örgütünü ve yeşiller partisini omuz omuza getiren ve meydanda Erdoğan'ı öldürün dedirten ortak payda Erdoğan düşmanlığı. Onların derdi referandum falan değil. Erdoğan'ın gitmesi.

İkinci olay da Galatasaray mali kongresinde yaşananlar. Maddi olarak batmış, sportif başarı olarak yerlerde sürünen takımın yöneticilerinin derdi takımlarını kurtarmak değil iki fetöcüyü aklamak.

Sorunsuzca akladılar da. Hakan Şükür ve Arif Erdem'in üyeliklerinin devamına karar verildi. İnsanın bir miladı olur. Hainliğin miladı da 17-25 Aralık idi. Doğrudur. Bu isimler 15 Temmuz'dan sonra bile geri adım atmayan isimler. Bu isimleri bünyesinde barındırarak Galatasaray fetönün yanında olduğunu mu göstermek istiyor acaba?

Böyle bir düşünce hasıl olacakken kongre üyesinin yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanına teşekkür etmesi üzerine salonda duyulan "yuuuhhh" sesleri asıl meselesinin fetö falan değil de Erdoğan olduğunu gösterdi.

Mali kongre mi yoksa bir Cumhuriyet mitingi mi yapılıyor anlamak mümkün değil. Marşlar, sloganlar derken bütün Galatasaraylıların takımın gidişatına yönelik bir tedbir, yeni bir karar beklediği toplantıda iki fetöcü eski futbolcunun üyeliklerinin devamı kararı çıkıyor. Yöneticilerin derdinin ne olduğunu anlamak için sonuca bakmak yeterli.

"Seni başkan yaptırmayacağız." diyerek ülkeyi kana bulayanların, "Cumhurbaşkanı olamazsın" diyerek çığlık çığlığa bağıranların; ülkesinin değil de Avrupa''nın yanında poz vermesinin tek açıklaması var; Erdoğan düşmanlığı.

Avrupa basınında her gün manşet manşet hayır başlıkları atılıyor. Dergilerin, gazetelerin ilk sayfalarında, ana sayfalarında Recep Tayyip Erdoğan'a hakaret eden fotoğraflar, afişler paylaşılıyorsa meselenin özünü anlamak için başka deliller aramaya gerek var mı?

Başbakan Binali Yıldırım meydanlarda hep aynı sözü tekrarlıyor; "Bu referandum Erdoğan için değil her doğan için yapılıyor." Bunu görevi sona erecek Başbakan söylüyor da muhalefet hala Erdoğan'ı karalama derdinde. Yarınına garantisi olmayan bir faninin çabalayışını akıl almaz noktalara çekmek olsa olsa idrak yoksunluğu ile açıklanabilir.

Ölümünün 8. yılında rahmetle, özlemle andığım Muhsin Yazıcıoğlu'nun herkesin başucunda tutması gereken sözü tam yeri ve zamanıdır diye paylaşmak istiyorum; "İki saniye sonrasına garantimiz olmayan bir hayatımız için fırıldak olmaya gerek yok."

Erdoğan düşmanlığı gözleri kapatırsa ülkemiz için bir dönüm noktası olan gelişmelerin önü kapatılır ve dış güçlerin oyununa gelen bazıları kendi elleriyle ülkesinin kuyusunu kazmış olur. İdrak yolları sorununu çözmek için olayları doğru okumakta fayda var.