0

''Tamam dur!'' Dedi kalp. Dur ve kayıtsız teslim ol yare, ey beden, ey ruh, ey yaşam fonksiyonu, ey metafizik metabolizma, sana diyor, ''dur!'' Teslim kal yarin rüzgarlarına, mutlak huzur bulvarlarına. Ve ey aşk! Ve ey yaratılış manifestosu ve ey yaşam meşalesi ve uygarlık felsefesi ve ey insan olmanın nişanesi ve ey biçareler iradesi, ya aşk…

Ve gel kat beni kendine ey aşk, gel kat beni cehennem söndürelim, elemler dindirelim, kederler bitirelim, zulümler devirelim, neşeler diriltelim, sevinçle dillenelim, imanla serpilelim… Gel aşk, gel ki ruhlar seninle nabızda…

Coşkun bir sel gibi heybetli, uysal bir ceylan gibi narin, bahtiyar eden bir misafire mihmandarlık etmenin payesi ve haklı bir gurur şu sendeki ey aşk… Kutlu bir yöneliş yar dergahına, makam-ı mukaddes, mukaddes sayılır gözlerdeki o nem, nemdeki heyecan, heyecanın akıbeti, akıbet şerbeti, şerbet ki aşk nuruyla halk olan…

Kalubela'dan beri yanan o ateşi kim büyüttü, kırık cam parçaları gibi parçalanan, kalpleri bölen –taranırcasına- kim… Ve zaman döngüsünde mabetler diken, hep aşk dillendirilsin diye, karanlığı yıkan bir müezzin haykırışıyla…

Ey aşk, cennet vahasında bir oynaşma kımıltısı, masum enstantanelerde zevkin uhrevi serabı, beraber büyüyen periler öyküsünde senin mistik yansıman, andan ana aynı helal şarabın renginde nar kırmızısı, nasıl bir hal, çocukluk duygusunda nebiler olgunluğu, haziran güneşinde ebedi mutluluktaki fasıl, ne söylesem, ne sussam, ne olsam ve sen ey aşk…

Dünyayı sulayan haz, ahiret koridorlarına yansıyan nüve, lahza boşluklarını dolduran his, yaratılış ışığı, kalpten kalbe İlahi devrim, mistik silah, dua kafesinde tapınma şekli, aşk, aşk, gönül mısraları saran tebessüm…

Yaşamak, varlık namına kanatlanmak sevdaya, tenhalar tadında. Bir ses işitmek, halsizliğin hali huzurunda filizlenen aşk serüvenine. Nasıl bir kanatlanma, nasıl bir irkiliş bu mest evreni. Sen nasıl muazzam bir bilinçsin ya aşk, bütün taze muştuların can narası. Biliyorum hayat çiçeğisin, zaman emir aldığında toprak olmak gibi, topraktan yeniden neşredilircesine yükselen o çiçek… O çiçek berrak bir umudun parıldaması… Bereket bulması ezgilerimizin… O çiçek sen… Sen hakikat kınında hep taze duran… Sen Aşk…

Bir daha okumak istiyoruz ve bir daha duymak, duyulsun isteniyor ruhsal fonksiyonlara aşk sadasının nur nüvesi. Duymak ve bir daha lal kesilmek, ebediyen hitap etmek için ehli aşk soyuna. Kapılar açmak galaksilerden uzay boşluğuna, duysun diye uzaklar, taa en uzaklar, duysun en uzaklar ki susabilsin diye tuzaklar, bilsin ve dura kalsın, dona kalsın varlık ve yokluk formülü, duysun ki bestelediğimiz aşk kuşanışını yar kuşağında…

Aşk… Sana çölleniyor sana bulutlanıyorum… Sana şekilsiz, sana hazır ve nazır…