Vali Hüseyin Avni Mutlu ve Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın Beyefendiler İstanbul'a tayin olduktan sonra polise bir haller oldu.

Doğrusu, iki "Hüseyin" İstanbul'a tayin olunca hoş bir tevafuk demiştim. Çünkü Hüseyin adı bütün Müslümanlarda Hazreti Hüseyin'i, mazlumluğu, Kerbela'yı hatırlatır. İmam Hüseyin, Yezid'in zulmüne isyan etmiş ve onun zulmüne karşı direnişin bedelini mübarek canı ile ödemişti.

Hem Hüseyin Avni Mutlu hem de Hüseyin Çapkın Beyefendiler İstanbul'a tayin olunca, adalet için kendisinin ve ailesinin canını feda etmekten çekinmeyen İmam Hüseyin'in ismini taşıyan iki idareci ile İstanbul yaşanılır bir kent olur diye hayal etmiştim.

Hay etmez olaydım.

Hüseyineyn ile birlikte İstanbul, otorite adı altında tam bir "devlet Kerbelası"na dönüştü.

Asayiş olaylarında artış olduğu gibi, polisin karıştığı kanun dışı olay ve fiilerde de adeta bir patlama yaşandı.

İstanbul polisi içerisinde özellikle Fatih polisinin gemi azıya aldığına dair birçok duyum almıştım. Özellikle bedenini satan yabancı uyruklu günahkar kızlara karşı şiddet dili ile konuştuklarına dair birçok bilgi gelmişti. Doğrusunu isterseniz pek inanmamıştım. Bu lafların, o kızcağızları ağlarına düşüren godoşların iftirası olduğunu düşündüm hep.

Fatih polisinin hastasını hastaneye götürmeye bir vatandaşı eşi ve ailesinin gözleri önünde tekme tokat dövüldüğünü görünce iddiaların doğru olduğuna inanma inanmama arasındayken bu sefer İstanbul'un en büyük ve en işlek AVM'lerinden biri olan Historia'da yine birçok polis bir vatandaşı yere yatırmış tekme tokat dövme görüntüleri ortaya çıktı. Bu da yetmiyor, ekip arabasına götürüp biber gazi sıkıyor ve arabanın kapılarını kilitleyerek vatandaşı orada adeta esir tutuyorlar.

İstanbul polisi ve Fatih polisi çok iyi biliyor ki, bütün sokak ve AVM'lerde her köşede kamera var. Ama kamerayı iplemiyorlar bile. Çünkü beyefendiler polis değil, elleri sopalı....

Fatih polisi o hastasını acile yetiştirmeye çalışan genci tekme tokat dövdüklerinde eğer ilçe emniyet müdürü görevden alınsaydı bu ikinci vaka/vahşet kesinlikle yaşanmazdı. Ama İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü maaşallah vatandaşa akbabalar gibi üşüşen polislerden sorumlu müdüre hesap sormamışlar ki ekibin geri kalanı gün ortasında bir insanı yere yatırıp falaka çekebiliyor.

Ne oluyor beyler? Kabadayı mısınız polis mi?

Kabadayı bile değilsiniz. Kabadayılık raconunda bir adama beş adam çullanmaz. Bir adam kadının yanında dövülmez. Hele hele çocuğun olduğu ortamda yüksek sesle bile konuşulmaz.

Fatih polisinin yaptığı kabadayılık değildir. Bu modern bir hastalık; çeteciliktir.

Hele fatih Yavuz Selim ışıklarının aşağısında bir karakol var. Karakol değil, üniformalı sokak çetelerinin buluşma yeri sanki.

İster inanın ister inanmayın bu karakolun önünde resmi polis otoları üç sıra halinde park ediyorlar. Ve trafik ta, İstanbul Büyükşehir Belediyesi binasının önüne kadar uzanıyor.

Şehit Tevfik Erciyes polis merkezi ve bu karakola gelen üniformalı polisin estirdiği bu trafik terörü ile ilgili son iki ayda en az yüz tane ihbar telefonu 155'e yapıldı. Ama ipleyen yok.

İstanbul polisi gittikçe sorumsuzlaşıyor. Polis artık güven unsuru olmaktan çıkıp tehdit unsuru olmaya doğru hızla yol kat etmektedir. İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin, adı geçen polis merkezinde üniformalı trafik terörü ile alakalı 155 kayıtlarını isteyip dinleyiversin bir zahmet.

İstanbul, iki Hüseyin ile "darül eman" olacağı yerde, halkın polisten çekindiği yer haline geldi. 21. yüzyıl Türkiye vizyonuna çok iyi yakışıyor Maaşallah.

Ne var ki, İstanbul, "Hüseyineyn"e emanet edilince, Fatih polisinin ilk icraatı, başbakanın da dünürü olan bir gazeteci yazar büyüğümüzü tekme tokat dövüp kolunu kırdılar. Araya girenlerin, "yaşlı adamcağızdan ne istiyorsunuz. Dövdüğünüz bu ihtiyar Başbakan'ın dünürüdür" demelerine rağmen, Fatih polisi sinkaflı sözlerle Sadık abiyi dövmeyi sürdürmüştü.

İstanbul, Hüseyineyn'e emanet edildi bildik lakin,, kalıbın içinde Yezidler saklanıyormuş.

Fatih polisinden dolayı Taksim ve Nişantaşı civarına gitmek için çevreyolunu kullanıyorum. Unkapanı üzerinden kestirme yol var iken, sadece olası bir polis belasına bulaşmamak için örümden fazla zaman harcıyorum.

Ümraniye'de bir emniyet amiri, 80 yaşındaki bir piri faniyi falakaya yatırıp kafa göz patlatıyor.

Başka bir karakolda gözaltına alınan kızlara sarkıntılık ediliyor.

Bu vakaların bir de kayıt altına alınamayanları var.

Eğer İstanbul polisinin bu pervasızlığına, bu kanun tanımazlığına önlem alınmazsa, sandıklar konunca da millet bunun hesabını soracaktır elbet.

Fatih, polis yüzünden artık İstanbul'un "Vahşi Batı"sı, bir DEVLET KERBELASI olmuştur.

Bizi İstanbul polisinden ve Devlet Kerbelası'ndan kim koruyacak?

Muhabir: Yazar Silinmiş